Benim de üyesi olduğum, üye olmaktan gurur duyduğum DİSK bugünlerde ideolojiden, fikirden, dayanışmadan, mücadeleden uzak, adeta bir işbirlikçi görüntüsü veriyor.
İşveren İzmir Büyükşehir Belediyesi de olsa hakların, hakkettiğini alınması ve bu yolda uğraş verilmesi çalışanların onurudur. Başta İzmir ve diğer CHP li belediyelerin yaşadığı ödenek kesintilerini, belediyelerin geçmiş dönemden kalan SGK borç ödemelerini, tüm bunlara kaynak yaratmak için elde avuçta kalan tüm varlık ve arsaların satışa çıkarıldığını, satıldığını biliyoruz. Gelir kaynakları olan su, otopark gelirleri ve benzer kalemlerine yeterince zam yapamadıkları için zaten kasanın tamtakır olduğunu da biliyoruz. Belediyeler gelirlerinin %70 ini, hatta fazlasını işçi ve personel maaşları olarak ödüyor. 5 milyona yakın insanın yaşadığı İzmir’de hani altyapı, hani ulaşım, hani yeni yatırımlar? Tüm bunlar için kalıyor % 30. Haydi gelin bu bütçeyle şehri yönetin .
Yalnızca sendika ve işçi kardeşlerimiz sorumlu değil elbet bu sonuçtan. İktidarın tek yönlü ve yanlı personel alımlarından mağdur olan, açıkta kalan hemen herkes belediye kapısına koştu. Eş, dost, baskı vs derken kadrolar dolmuş, taşmış. İBB de kaç kişi çalışıyor bilen yok. Kimine göre 23, kimine 30, kimine göre 37 bin çalışan var.
Yaşam koşulları herkes için çok çok zor artık. İzmir gerçekten emeğin kenti. Çalışan ve emekliler çoğunluktalar. Emeklinin ortalama 16 bin, çalışanın ortalama 27.000 tl kazandığı bir yerden söz ediyorum. Sabah 7 de işyerini açan esnaf da çok zor durumda. Kira, stopaj, vergi derken elde yok avuçta yok.
Ülkede neyse, kentte durum aynı. Bu hafta Ordu’da hastane temizliği için eleman ilanına 20 bin kişi başvurmuş, 10 bini üniversite mezunu, hepi topu 60 kişi alınacak, işsizliğin, çaresizliğin boyutu nerelere gelmiş. Alacakları asgari ücret oysaki. Yerin 800 mt altında maden ocağında çalışan işçilerimiz 27-30 bin tl ücrete kazma sallıyor sabahtan akşama. Bir öğretmen 50 bin tl maaşa aybaşını getirmeye çalışıyor. Öğrencisine örnek giyimiyle, kuşamıyla, tarzıyla.
Bu kez kantarın topuzu kaçtı Disk yöneticileri. Şartlar ortadayken, istenilen maaşı burada yazamıyorum bile. Tüm insanlarımızın hakkıdır en iyi koşullarda yaşamak. Ama İzmir’liye eziyet çektirmeyi göze alarak İşvereni köşeye sıkıştırmak “kimin değirmenine su taşır” bir düşünün.
Plan kurulmuştur çoktan. Birkaç güne grev biter. Dayanışma kültüründen, mücadele ruhundan, amacından uzak pozlar verilir, davullar çalınır, halaylar çekilir. Olan İzmir’in emekçi halkına olur. Yol yöntem bu olmamalıydı.
Hem hani “halk için, halkla birlikte”, nerede “eşit işe eşit ücret” sloganları?
Davul DİSK’in boynunda, peki ya tokmak kimin elinde?
GREV
Türkçe’mizde deyimler ve atasözleri var ya hani; “Tavşana kaç, tazıya tut” der. “Mavi boncuk dağıtmak” der. Bizim parti yöneticileri de İzmir Disk grevi için uzun, ağdalı cümleler kurdular. Cümlenin sonunda kimse hiçbir şey anlayamadı. Aman kimse kırılmasın, üzülmesin, yıpranmasın diye kelimeler özenle seçildi. Kimselerden de tatmin edici bir açıklama gelmedi. Aklıselim devreye girmedi. Belli ki bu konunun yakıcı etkisi var. Ama olmuyor işte öyle, sorun çözülmedi, aksine büyüdü, dert oldu. Yukarıdaki deyimler insanın aklına geliveriyor o zaman.
Dün grev ile ilgili bir şeyler yazıp paylaşmıştım. Özetle; sendikal mücadelenin işçi hakları bakımından vazgeçilmez olduğunu, şanlı bir geçmişe sahip DİSK’in bu eylemini doğru bulmadığımı, zamansız olduğunu, belediyenin zorda olduğunu söylemiştim.
Oysa kişisel ya da kurumsal olarak “yaranacağım” kimsenin olmadığı gibi, hiçbir Belediyemiz ile organik bağım, alışverişim, iş beklentim de yok. Yeri geldiğinde Belediyeleri ve başkanlarını da sıkça eleştirmiştim.
Disk, Kavel grevinden, 15-16 Haziran büyük işçi direnişine, DGM direnişinden MESS grevine, 1 mayıs 1977 mitingine kadar birçok büyük eyleme damga vurup, simge olmuş 12 Eylül 1980 darbesine karşı büyük direnişte bulunmuştur. Türkiye İşçi sınıfının temsilcisidir. Bizim bildiğimiz, tanıdığımız Disk budur.
Geçmişte yaptığımız gibi, işçileri greve götüren konular için FORUM yapsaydık, tartışsaydık, enine boyuna konuşsaydık, sonuçlar böyle olmazdı. Bir ara formül bulunur, herkesin uzlaşacağı bir yol olurdu.
Şimdi İzmirli perişan, olan halka oldu yine . Eminim taraf olan herkes mutsuzdur bu durumdan. Ne DİSK ne işçiler, ne belediye, ne de halk. Ellerini ovuşturanlara geçit vermeden bitirelim şu işi.
“Halk için, halkla beraber” diyebilmek gerek. Hemen greve son verip, masada müzakereye davet ediyorum tarafları.














