Devletin en temel görevi, halkın kaynaklarını halkın yararına kullanmaktır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır kamu kurumlarında “devlet malı deniz” anlayışının farklı biçimleriyle karşılaşıyoruz. Bu anlayış, zamanla bürokrasiyi bir hizmet mekanizması olmaktan çıkarıp, kişisel, siyasal, inanç gruplarının çıkarları doğrultusunda “küçük çiftlik” düzenine dönüştürmüştür.
Halkın malını özel mülkü gibi kullanmak
Bugün birçok belediyede ve kamu kurumunda, müdürlerin, daire başkanlarının, birim şeflerinin devletin araçlarını mesai saatleri dışında kendi özel işlerinde kullandıkları bilinen bir gerçektir.
Kimi akşam evine giderken, kimi hafta sonu pikniğe, kimi çocuğunu okula bırakmaya, ev taşımaya varana kadar devletin aracını kullanıyor. Bu araçlar, halkın vergileriyle alınan, yani toplumun ortak mülkiyetine ait araçlardır. Bazı bürokratlar, bu araçları adeta kendilerine tahsis edilmiş özel mülk gibi görmektedir, sınır tanımadan kullanmaktadır.
Kamu etiği nerede başlar, nerede biter?
Bir kamu yöneticisinin görevi, kamu kaynaklarını en verimli biçimde kullanmak, halka hesap verebilir olmaktır. Devletin her aracı, her yakıt litresi, her kilometresi kayıtlı olmalıdır. Oysa denetim mekanizmaları çoğu zaman işlemez hale gelmiştir.
Kimi zaman “zaten herkes böyle yapıyor” anlayışı, kimi zaman “o kadar da önemli değil” mantığıyla bu etik ihlaller görmezden gelinir. Oysa küçük gibi görünen bu davranışlar, kamu düzenine duyulan güveni zedeler, vatandaşta adalet duygusunu yaralar.
Bürokrasi halkın üzerinde değil, hizmetindedir
Devlet memurları, yöneticiler, belediye bürokratları; halktan üstün değil, halkın görevlisidir. Maaşını halkın vergisinden alır, kullandığı aracı halkın ödediği bütçeden edinir.
Bu bilinci kaybettiğimizde, bürokrasi topluma hizmet eden bir yapı olmaktan çıkar, kendi içinde ayrıcalıklı bir sınıfa dönüşür. İşte o zaman devletle halk arasındaki güven köprüsü yıkılır.
Çözüm: Şeffaflık ve hesap verebilirlik
• Kamu araçlarının kullanımına dair dijital takip sistemleri geliştirilmeli, mesai dışı kullanımlar raporlanmalıdır.
• Her belediyede ve kamu kurumunda, araç tahsis ve kullanım yönetmeliği kamuoyuna açık hale getirilmelidir.
• Müdüründen şefine kadar herkes, kamu malının kutsallığı bilinciyle hareket etmeli; bu konuda ihlalde bulunanlara caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Sonuç olarak:
Kamu görevi, bir imtiyaz değil, bir sorumluluktur. Halkın malını kendi mülkü gibi gören anlayış, bu sorumluluğun en büyük ihlalidir. Devletin bürokrasisi, halkın sırtında bir yük değil, halkın hizmetinde bir mekanizma olmalıdır.
Eğer gerçekten demokratik, adil ve eşitlikçi bir toplum istiyorsak; önce kamu yönetiminde bu “çiftlik zihniyetinden” kurtulmak zorundayız
Bunu uygulayan ülkeler sürekli ekonomik ve siyasal buhran yaşamaya devam ederler.
Bu ihlal aynı zamanda eşit paylaşımın, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin ihlalidir. Temel atma törenleri, açılış törenleri, protokol uygulamaları, kamuda araç ve lojman tanımı yeniden yapılmalı, halkın omuzunda taşıdığı bürokrasi yükü, süre gelen uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır.
Hadi hayırlısı…














