(i.akan)
Bazen sokak lambalarının ışığı bile üzülür gibi yanar. Sarı bir sızı düşer kaldırıma, yağmur sonrası oluşan su birikintilerine gökyüzü değil, yalnızlık yansır.
Ben orada dururum — eski bir banka yaslanmış, sigaramın dumanına bakarken kendi ömrümün buğusunu görürüm.
“Ölen aşkların üstünde çiçekler açmıyor,” derim içimden, “gözyaşlarıyla sulamak da nafile…”
Zaman, kurumuş bir toprağa su dökmek kadar faydasız bazen.
Birini seversin, o gider; kalan tek şey, uğruna harcadığın tüm iyi yanlarındır.
Bir ses yankılanır sonra içimde — o eski, kir pas içinde kalmış umut sesi:
“Askıda mutluluk yapsak…”
Ne kadar güzel olurdu, değil mi?
Fazlası olanlar olmayanlara verse; bir gülümseme, bir teselli, bir sıcaklık.
Ama kimde kaldı artık fazlası? Herkesin eksildiği bir dünyada, kimin kalbinden artar ki mutluluk?..
Bir ara bir kuş konmuştu omzuma, adını bilmem.
Belki bir serçe, belki bir anıydı sadece.
Şimdi o da yok.
Gönlümden bütün kuşlar uçup gitti.
Yerlerine sessizlikler türedi; rüzgâr bile uğramaz oldu o taraflara.
İçimde bir boşluk var — ne kadar anlatsam da dolmuyor.
Her şey bir cümlede eksik kalıyor.
Her kelime bir vedaya benziyor.
Geceleri aynaya bakıyorum.
Kendime değil, içimde kalan çocuğa…
Bir zamanlar inanmıştım her şeyin düzeleceğine, birinin kalbime dokunacağına, dünyanın bir anlamı olduğuna.
Şimdi biliyorum — o çocuk büyüdü, hem de hiç istemeden.
Hayaller öldü.
Gerçekleri de ben sevmem…
Belki de sırf bu yüzden hâlâ nefes alıyorum; çünkü yaşamak bazen, sevmemekle aynı şeydir.
Sokağın ucunda bir çocuk kahkaha atıyor.
Bir an başımı kaldırıyorum, sonra hemen çeviriyorum.
Kıskanmak gibi değil de… hatırlamak gibi bir şey.
Bir zamanlar ben de o kahkahanın içindeydim.
Şimdi sadece yankısı var kulaklarımda — kısık, uzak, neredeyse rüya gibi.
Belki bir gün yine çiçek açar o ölü aşkların toprağı.
Belki bir gün kuşlar geri döner,
belki de “askıda mutluluk” tabelası birinin penceresinde gerçekten asılı kalır.
Ama o gün ben olmayacağım burada.
Çünkü bazen en doğru vedalar, kimseye söylenmeden edilir.
Ve ben susarak gidiyorum —
ne bir ses bırakıyorum ardımda
ne de bir iz.
Sadece bir cümle:
“Gerçekleri sevmem, ama yalanlarla da barışamadım hiç…”














