Oğul ateşinde pişmiş ciğer kokusu
Kokladı Moriya dağı,
Görmüyor gözlerim Nuh’u, Tufanı
Sürgündeyim…
Uzaktayım
Ulu dağlara düşen kutsal gölgelerden;
Tanrı’nın Güneşi yanık bıraktığı
Günün ortasındayım.
Çöldeyim,
Su damlasıyım kuma tutunmayı hayal eden;
Bir anda çekilip içime
Bir meçhul bilmezde kaybolmaktayım.
Yakıyor ciğerimi
Bir cehennem alevden fırlayan narlı uçkun;
Samyellerine mi bıraksam çığlığımı,
Ol dereler ki suskun;
Atlas sayfalarında
Kaybetsem izini
Aldanıp gözlerine bakmadan;
Elinden mi tutayım bilmem,
Sonsuza dek bırakmadan…
Benden habersiz yukarıda
Bir gizemli huşuda
Süzülüyor kuşlar;
Çarşaf yüzlü derin sulara salmış ruhlarını
Gümüşi martılar.
Ses adalarından geliyor sesleri,
Şarkı söylüyor Sirenler,
Büyülenmiş her biri yaralı ve saf,
Benden bile yalnız denizciler…
Felek diyor ki madem:
Dil kurak, toprak kurak;
Kendini ateşe bırak;
Unut mutluluğu,
Düşünme yarını,
Limandaki bütün gemilerini yak;
Şehirden ırak
Denizi, gökyüzünü sessizliği dinle de bir bak!
Anılar yüreğine konar,
Çıkıp gelir bir yerlerden kanat çırparak…
Osman Aktaş /Erzurum














