Nilüfer- Güngören Köyü – Bıçkıdere-Çınarcık Barajı- Çınarcık Köyü- Makşempınar Köyü- Doğa Yürüyüşü. Koza Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü .
Her hafta sonu olduğu gibi Kent meydanı ve Atapark’tan kalkan otobüslerimiz, Güngören köyü meydanında durdu.
Bir tarafta cami diğer tarafta köy kahvesi var. Lavabo ihtiyacı olanlar camiye, kahvaltı yapmak yada bir bardak sıcak çay içmek isteyenler kahveye koştu.
Kahvede soba yanıyor, çayların buharı tütüyor. On dakikalık mola sonrası yürüyüşümüz başladı. Köyün yolları daracık ve karlı.
Köyden ayrıldık, karlar üstünde, öndeki arkadaşın ayak izini takip ederek ip gibi dizildik.
İlk mola da, fazlalık kıyafetlerin çıkarılması yapılıyor. Terlememek ve üşütmemek sağlığımız için önemli.
Ayrıca bu mola da gezi kuralları görevli arkadaşlar tarafından tekrarlanıyor. Her hafta katılanların ezberlediği cümleler olsada sürekli yeni katılanlar oluyor.
” Arkadaşlar, bu kişi, öncü arkadaşımız, bir başkası artçı. Ortada görevli arkadaşlar var. Öncünün önüne geçmiyoruz. Artçıdan geri kalmıyoruz. İhtiyacı olanlar bize haber veriyor. Gruptan kopmuyoruz. Yerlere kesinlikle çöp bırakmıyoruz. Yürüyüş sırasında sigara içmiyoruz. Mola verince sigara içilebilir. İzmaritleri ve çöpleri yanımızda taşıyoruz. İndiğimiz köydeki çöp kutularına atıyoruz. Doğada ayak izimizden başka bir şey bırakılmayacak” benzeri bir konuşma sonrası yola devam ediyoruz.

Nilüfer sınırlarından Orhaneli sınırlarına geçtik, karlı dağlardan.
Öğle molasında cılızda olsa ateş yakmayı başardık. Ateşinde ısınamasak da dumanı bile yetti sevinmemize.
Sabah acele ile evden çıkarken yiyecek paketimi unuttuğumu eşimin gönderdiği mesaj ile öğrenmiştim. Çantamda yiyecek aramanın faydası yoktu. Neyseki suyumu ve çayımı almışım. Her gün öğle yemeği yemiyorum. Sabah kahvaltı akşam yemeği yaşam biçimim olmuş. Bu gün yemesem de olur diye kendimi inandırdım. Çayımı yudumlarken arkadan Evrim, “simit isteyen var mı? ” deyince, “bir parça alırım” dedim. Artık bir parça simitim ve çayım vardı. Arkasına dönen ve bunu gören Kemal yoldaş, “senin yemeğin bu mu? ” deyince, durumu açıklamak zorunda kaldım. Peynir ekmeğini benimle bölüştü. Arka taraftan başka bir arkadaş ekmeğini bölmüş uzattı. Teşekkür ederek geri çevirdim. Aksi taktirde ” Anneler taş yer, yarımşardan beş yer” atasözünün sonucu oluşacaktı.
Ormandan çıkarken, bir büyük baş hayvan sürüsüne rastladık. Köye yaklaştığımız belli oldu. Yamaçtan, dağlar arasında, geniş vadide, Çınarcık barajının seyrine doyulmaz manzarasını gördük. Tepeden indikçe barajın kıyısına saklanmış Çınarcık köyü göründü. Çınarcık barajının şehre su sağlama çalışmalarının sürdüğünü ve yakın gelecekte Bursa’nın susuz kalma korkusunu ortadan kaldıracağını öğrendik.
Köy çeşmesinde temizlendik, kahvede içilen çaylar sonrası dönüşe geçtik.
Makşempınar köyünde fırın önünde durduk. Nerdeyse hepimiz köy ekmeği aldık. Otobüsün içine sıcak ekmek kokusu yayıldı. Ekmeğin ucunu koparıp yerken teryağı, peynir de olsaydı hayallerimizi seslendirdik.
Bir kaç aydır her hafta karlar içinde yürüdük. Bu hafta kışa veda yürüşüm oldu. Bir kaç hafta, buralarda olamayacağım, dönünce kim bilir?
Güzel zaman geçirdiğim bir dönem yaşadım. Sağlıklı yaşam tarzına döndüm. Doğanın güzelliği yanında iyi arkadaşlar buldum. Yaşam sevincim arttı. Emeği geçen dostlara teşekkür ederim. Sevgiyle kalın, yürümekten vazgeçmeyin, doğayı koruyun.
Duran Çoban
24 Şubat 2025
BURSA














