Salim Çetin’in 10 Şubat 2023 tarihli Yenigün Gazetesi’ndeki köşe yazısıdır.
Mübadelenin 100. yılını yaşıyoruz.
Peki, nedir bu mübadele?
Mübadele, Arapça ve değiş-tokuş anlamına geliyor.
Ama buradaki “mübadele”, Lozan Antlaşması sonrasında Yunanistan’la imzalanan nüfus değişimi anlaşmasıdır.
Anlaşmaya göre oradaki Müslüman nüfus Anadolu’ya gelecek, bizden de İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada yaşayan Rumlar hariç olmak üzere, Anadolu’da yerleşik bütün Rum nüfus Yunanistan’a gidecek.
Nitekim öyle de olur; bizden 1 milyon 200 bin, onlardan 500 bin nüfus, bu anlaşmayla yer değiştirir.
Kısaca mübadele denilen olay bu!
“Mübadele: 100 Yıllık Hasret” sergisi yukarıdaki göçün içinde olanların hikâyelerinden oluşuyor.
Konak Belediyesi’nin Güzelyalı Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki bu serginin açılışında gözlerime inanamadım çünkü sergiye gelenler o bildik sergi müdavimleri değildi.
Bunun yerine, yaşları yetmişe seksene yaklaşmış, gözlerinde hasret ve hüzün olan gerçek mübadiller, yani Balkanlardan gelmiş olanlar ya da Yunanistan’a gitmiş olanlardı. Sergiye gelenler onlardı.
Her mübadilin bir fotoğrafı çekilmiş, altına kısa öyküsü yazılmıştı.
İşte bunlardı o müdavimler, hem işin öznesi hem de nesnesiydiler adeta.
Fotoğraf ve kısa öykülerin yer aldığı panolar sanki yüzyıllık gerçeği bir anda o salona getirmişti.
Panoda yazılan hikâye uzun bir geçmişe, yaşanan hatıralara köprüydü sonuçtu.
Kimi Girit’ten geldiği gemide olanları hatırlıyor, kimi 1923’te, Hanya’ya yanaşan vapura binişini ve sonra olanları, kimi adı şimdi Şirince olan ama o zamanki adıyla Kirkince’den apar topar gidişinin öyküsünü orada olanlara anlatıyor, yüzündeki tebessümle adeta yüzyıla teessürlerini bildiriyordu.
Kirkinceli Dimitroula’nın; giderken babasının kendisine aldığı porselen bebeği, yıllar sonra geldiği Şirince’de, koyduğu yerde arayışının öyküsü kimin yüreğini burkmazdı ki!…
Demek ki hatıralar kolay kolay zihnimizden silinmiyor.
Bir panonun en üst köşesine, “Savaşta kimse kimseyi affetmiyor.” diye yazılmıştı.
Kimbilir bu cümleyle ne hoyratlıklar anlatılmak isteniyordu.
Başka bir öykü: 1888’de Kenya’dan bir aile, korsanlar tarafından Girit’e, köle olarak getirilir. Uzun yıllar sonra mübadele ilan edilince Ahmet Resmo ve küçük kızı, Ege’ye gelir. O küçük kız, Mustafa Kemal sevgisi nedeniyle, Kemale adını alır.
Resimde görülen o kız şimdilerde yetmişli yaşlarında.
***

Biliyorsunuz, ünlü edebiyatçı Necati Cumalı da bir mübadildir.
O da ailesiyle 1923’te Urla’ya gelenlerden.
Cumalı, 1921’de Florina’da doğuyor. Tam da Balkanların Osmanlı’dan koptuğu yıllar…
Mübadele, onu da vatanından koparır, Urla’ya sürükler.
Fakat yazar, Makedonya’yı unutmaz, o günleri “Makedonya 1990”1 adıyla öyküleştirir. Ve bu yapıtıyla 1977 Sait Faik Öykü Ödülü’nü alır.
Hepsi değil belki ama o kitapta yer alan ‘Babam’ öyküsünde anlatılanlar trajiktir.
Hikâyenin başkahramanı doksan yaşındaki İbrahim Efendi’dir.
İbrahim Efendi; Florina’nın, Selanik’in Osmanlı’dan adım adım kopuşuna tanık olan bir Osmanlıdır.
Onun için Balkanların kaybedilişi inanamadığı bir şakadır.
Fakat Balkanlar kaybedilir. Lozan Antlaşması gereği mübadele başlar.
Öykü de işte burada başlar. Baba İbrahim Efendi, vapurla gidilecek bu yolculuğa razı değildir.
Cumalı anlatıyor:
“Vapura geçeceğimiz sırada birden, gerisinde, iki eliyle kavradı rıhtım merdivenlerinin parmaklıklarını. Doksan yaşındaydı. Hâlâ gücü kuvveti yerindeydi. Ben, Fehim Çavuş, Salih Bey, ellerini çözemedik bir türlü parmaklıklardan. ‘Benim yerim Florina!’ diyordu. ‘Ölülerimi kimsesiz bırakamam! Toprağımı bırakamam! Siz gidin, bindirin beni trene, Florina’ya geri döneyim. Florina’da öleyim!’ (…) Vapur kalktı kalkacak, söz anlamıyordu. Zorlukla, sonunda üç kişi koltuğuyla yerden havalandırdık, ayırdık ellerini parmaklıklardan.”
Vapur yolu devam eder.
“(…) Göçmen olarak Urla’ya yerleştik. Urla’da üç yıl yatağında sılasını yaşadı. Baktığı yerden gözlerini ayırmadan sık sık dalar giderdi. Arada kendini tutamadığı sıralarda, ‘Ah, Florina’yı bırakmayacaktım, Florina’da ölecektim!’ dedikçe(…) Makedonya göklerinin ışığı yansır, yüzü bulutlardan sıyrılmış gibi aydınlanırdı.”
Ve öykü böyle sonlanır. İbrahim Efendi, büyük bir hasretle Florina’yı sayıklayarak bu dünyadan ebediyen ayrılır.
Biliyoruz ki herkes doğduğu yerle kopmaz bir bağ kurar ve o bağ ömür boyu onun peşini bırakmaz.
***

Konak ve Selçuk Belediyelerinin ortaklaşa kotardığı “Mübadele: 100 Yıllık Hasret” sergisi özenle hazırlanmış, usta işi bir çalışma. Ekibi, başta Serpil Birsin olmak üzere, kutlamak gerekiyor.
Teodora Hacudi’nin, metinleri yazan usta kalem Ahmet Büke’nin, fotoğrafları çeken ve tasarımı yapan adını bilmediğim çalışanların ellerine sağlık diyorum.
Tabii Konak belediye Başkanı Abdül Batur ile Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e de teşekkür edelim.
Sergi bir ay açık, görülmesini tavsiye ederim!
***
Not: Yazıyı bitirdiğimde depremin haberini aldım. Yüreğimin nasıl yandığını, hepimiz gibi bu acıyı nasıl tarif edeceğimi doğrusu bilmiyorum!
Söylenecek çok şey var ama şimdilik ‘kelimeler kifayetsiz’ gibi görünüyor!
…………..
1 Makedonya 1990, Necati Cumalı, öykü, 17. baskı: 2000, Cumhuriyet Kitapları
Fotoğraflar: Konak Belediyesi Basın Birimi














