Bu bayram Dikili’deydik.
Ne yalan söyleyeyim, daha İzmir’den çıktığımızda taşrada bir yere gidiyorum hissi beynimde dolaşmaya başlamıştı.
Sonra, ‘Taşra insanın içinde!’ dedim. Eğer bir şey üretmiyorsanız İzmir’de ya da Paris’te olsanız bile siz bir biçimde taşrada yaşıyorsunuz demektir.
Gene de Ege’nin Foça, Dikili, Urla, Çeşme, Bergama, Seferihisar gibi küçük şirin ilçelerinin taşra kalıntılarını barındırmadığı söylenemez.
Buralarda, bilindiği gibi, ikili bir yapı var; yazı ve kışı ayrı telden çalar.
Yazın her yerden gelenler buraları bir şenlik yerine dönüştürür. Eylül gelip yazın yerini güz alınca da işler tersine döner; kıyılar ve şehir yalnızlığa bürünür, güz güneşinin ölgün ışıkları her yana hüzün dalgalarını gönderir.
Geride kalan bahçeler, kediler, tekneler, deniz kenarındaki zakkumlar terk edilmişlikleriyle baş başa kalır.
Bundan şehir de payını alır, birden caddelerdeki arabalar azalır, kahvehaneler ‘yerliler’e kalır. Taşra sıkıntısı yollarda, şehrin caddelerinde gözle görülür bir hâl alır.
Kültürel ve sosyal etkinlikler de bu sıkıntının çemberine girer.
Ve kendini tatile çıkarır.

Ben bütün bunları uzun yıllar kaldığım Urla’da yaşadım.
Bu yüzden her seferinde büyük yazar Necati Cumalı’yı hayırla yâd ederken onca yapıtı bu küçük dünyaya nasıl sığdırdığını merak edip durdum.
Tütün tarlalarından koca bir “Zeliş”1 romanı, Urla insanının düş ve fantezilerinde “Ay Büyürken Uyuyamam”,2 Urlalı bir öğretmenle avukatın aşkından “Yağmurlar ve Topraklar”, “Derya Gülü”3 gibi daha onlarca yapıt nasıl oldu da bu dingin, taşra dediğimiz coğrafyadan çıktı? Nasıl bir yaratıcılıktır ki bu çelişkiyi çözdü ve bizim göremediğimiz kocaman bir dünyanın dipten akan ırmağını buldu?
***
Aynı şeyi Yorgo Seferis için de söyleyebiliriz!
Demek ki yazarlar böyle; Tolstoy ya da Dostoyevski de Rusya steplerinden yola çıkıp dünya çapında yapıtlar yazmadılar mı?
***
Dikili’ye dönecek olursak…
Bu ilçenin de taşra kalıntılarını barındırmadığını kim söyleyebilir ki?
Yaz bitip kış mevsimi geldiğinde ölgün ve sarı ışıkların kentin üstüne düşeceğine adım gibi eminim.
Ancak ilçenin bu sevimli taşralılığının yanına -benim gördüğüm- bir başka özelliğini eklemek gerek: O da şehrin denizle iç içe olma hâli.
Kıyı o kadar güzel tasarlanmış ki hem yürüyüş parkuru görevini görüyor hem de yaz döneminde boydan boya plaj olabiliyor.
Bu hâliyle Dikili, tipik bir Akdeniz şehri görünümünde.
Düzlük alan denizle iç içe, yamaçları ise tepeden denize bakıyor.
Böylece evden, pek de uzağa gitmeden, yürüyerek denize girmek olanaklı.
Denilebilir ki bir kentin denizle barışıklığı; tekneler, liman, balıkçılık gibi alanlarındaki gelişmeler olmadan olabilir mi?
Doğru, bunların da peyder pey gelişmesi gerekiyor.
Lakin biz, basamağın birinci kısmını bile yeterli görüyoruz.
Hatırlayın: İlhan Tekeli Hoca, İzmir’in denizle ilişkisini kurabilmek için ne projeler geliştirdi bir bilseniz!
***
Tabii Dikili, kent kimliğini sadece denizle iç içeliğinden almıyor. 1980’li yıllarda, Osman Özgüven’in belediye başkanlığı döneminde, 12 Eylül karanlığına meydan okuyan şenlikler ve o demokratik tutum da bu kentin kimliğinde yerini alacak/ almış imgelerden olsa gerek…
Ve aynı zamanda kentin hafızasını diri tutan ögeler bunlar.
Ahmet Hamdi Tanpınar ne diyordu?
“…Çünkü şehir hiç unutmadığı mazisini de yaşadığı an gibi size toptan verir…”

Bayrama gelince… Kitapsız olur mu?
Yanıma; Tanpınar’ın “Yaşadığım Gibi”sini,4 Aslıhan Ünlü’nün “Biyografi ve Biyografik Dram”nı,5 Hakkı Ülkü’nün “Hakkı’yla Geçen Günler”ini6 ve Habib Bektaş’ın “Tetikçi Dede”sini7 almıştım.
Araştırma kitapları hep başucumdadır, okudukça elde kalem, notlarımı alırım.
Bu sefer de öyle oldu, son sayfa baktım, notlarla dolmuş.
Araştırmalarla eş zamanlı olarak Habib Bektaş’ın romanı “Tetikçi Dede”yi severek okuyorum. Baştan söylemiş olayım: etkileyici bir roman.
Bektaş’la geçen hafta Karşıyaka Sinema ve Edebiyat Günleri’nde karşılaşmış, ondan 1990’larda yazdığı “Gölge Kokusu” romanının yazılış ve sinemaya uyarlanış öyküsünü dinlemiştik.
O romanda 12 Eylül karanlığı anlatılıyordu.
Sonra Bektaş, çocuk edebiyatı ve gençlere dönük çalışmalara yoğunlaştı.
En azından ben öyle biliyordum.
Şimdi okuduğum ve hayran kaldığım “Tetikçi Dede” ise 2022’de, Smirna Yayınlarınca basılmış.
Nedense elime ulaşmamış.
Arka kapak yazısında; “Berlin’den yola çıkıp İstanbul, İzmir ve Anadolu coğrafyasında sürülen bir ‘iz’” denilerek kitap özetlenmiş.
Ancak okumaya başladığınızda onca öykünün, farklı tipin nasıl bir ustalıkla anlatıldığına tanık oluyorsunuz.
Romanın olay örgüsünü aksatmayan çok güzel betimlemeler var.
Bir örnek: “…ortada ahşap, özellikle cilalanmamış, köşeleri yılların kullanımıyla insan sıcaklığı taşıyan bir yumuşaklık kazanmış büyük bir masa vardı, üstünde içinde sadece iki tek kırmızı gül olan açık leylak renginde bir vazo. Kuzeye bakan tarafta ise oymalı, küçük bir yazı masası, üstünde meşin kaplı bir defter ya da kitap olan. (…) evet, sandalye, masa ve defterin duruşu, sanki şöyle diyor; bekleyin, şimdi gelecek efendimiz.” (s.117)
Tanımlama ve betimlemeler romandaki merak ögesini zedelemeden ilerliyor.
Ve siz şaşırıyorsunuz bu kadar hikâye nasıl bu kadar güzel anlatılır, diye.
Pes doğrusu.
Habib Bektaş’ın bu romanının önümüzdeki dönemde hak ettiği yeri bulacağına inanıyorum.
Tabii yeni bir baskı ve kapak tasarımı koşuluyla.
***
Evet, bir bayramın Dikili’si şimdilik böyle. Sonrasına Allah kerim!
………………..
1 Cumalı’nın “Tütün Zamanı” üçlemesinin ilk kitabı, Cumhuriyet Kitapları, 38. Baskı: 2017, 256s. (Dizinin öteki kitapları: 2-“Yağmurlarla Topraklar” [Cumhuriyet Kitapları, 24. Baskı: 2010, 299s.], 3-“Acı Tütün” [Cumhuriyet Kitapları, 19. Baskı: 2010, 448s.])
2 Ay Büyürken Uyuyamam, Necati Cumalı, öykü, Cumhuriyet Kitapları, 16. Baskı: 2016, 276s.
3 Derya Gülü, Necati Cumalı, oyun, Cumhuriyet Kitapları, 2004, 72s.
4 Yaşadığım Gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar, deneme, Dergâh Yayınları, 2013, 541s.
5 Biyografi ve Biyografik Dram, Aslıhan Ünlü, sanat yazıları, Notabene Yayınları, 2015, 463s.
6 Hakkı’yla Geçen Günler, Hakkı Ülkü, yazılar, Yakın Yayınları, 2025, 368s.
7 Tetikçi Dede, Habib Bektaş, roman, Smirna Yayınları, Ocak 2022, 496s.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/25226245/salim-cetin/bayramda-dikili-ve-kitaplar














