Zaman su gibi akıp gidiyor, belediye seçimlerinden bu yana dokuz ay geçti bile.
O halde; başkanlar hem hesap verebilirliğin hem de katılımcı anlayışın bir gereği olarak yaptıklarını, yeni projelerini kendisine oy veren yurttaşlarla paylaşmalı.
Bu yapıldı mı? Doğrusu bilmiyorum.
Ancak benim duyduğum başkanlar, hâlâ çalışanların yerlerini değiştirmekle meşgul.
Bu yüzden de sanırım hizmete sıra gelmiyor.
Örneğin İstanbul’da sayısı yüzlerle ifade edilen kreşler, çocuklara ilişkin çalışmalar İzmir’de birden karaya vuruyor.
***
İlginç.
Elbette şu sıralar belediyelerin çok büyük projeleri yaşama geçiremeyeceklerini biliyoruz.
Neden?
Buna en başta “sevgili” hükümetimizin uyguladığı yanlış ekonomi politikaları engel, her şey ateş pahası.
Bu yüzden şehri şantiyeye çevirin diyen de yollar, köprüler isteyen de yok.
Ancak bütün bunlar hiçbir şey yapmamak anlamına da gelmez!
Nasıl mı?
İşte İstanbul örneği…
***
Geçen gün YouTube kanalında Beşiktaş Belediyesi’nin yaptıklarını dinledim.
Belediye başkanı, seçimden bu yana yapılanları kalem kalem saymış…
Çoğu bina ve inşaat işi değil, daha çok insanların hayatını kolaylaştıracak sosyal çalışmalar…
Zaten dönem bunu gerektiriyor…
İzmir’de de beklenen bu.
Başkanlar yaptıklarını görücüye çıkarsın!
Bunları görmeyince insanın aklına ya başkanların yaptıklarını duyurmakta sıkıntı yaşadığı ya da tanıtmaya değecek hizmetin olmadığı konusu takılıyor.
Söz belediyeler ve hizmetlerinden açılmışken bu hafta iki güzel girişimden söz etmeliyim:

Biri başında Murat Karayalçın’ın olduğu Yerel Reform Girişimi Derneği’nin, “Yerel Yönetimlerde Mali ve İdari Özerklik” başlığıyla yaptığı sunumdu.
Açış konuşmasını Karayalçın yaptı.
Akademisyen ve uzmanlar ise belediyelerdeki vesayeti anlattı.
Bizde belediyelerin tarihi 1860’lı yıllara kadar gidiyor.
O günden beri de vesayet ve özerklik hep tartışılmış.
Esasında bu demokrasiyle ilgili bir konu.
Demokrasi varsa yerel yönetimler özerk ve merkezi idareyle uyumlu.
Tersi ise bizdeki gibi.
***
1930’lu yıllarda 1580, 1984’te Özallı yıllarda 3030 ve 2004’te çıkarılan 5393 sayılı yasalar bizim yerel yönetimlerde izlenen yol haritalarını belirliyor.
Bu yol haritalarında ne yazık ki ibre hep merkezi idareden yana olmuş.
Çünkü gelir olarak merkeze bağ(ım)lısınız; emlak vergileri ve bazı harçlar dışında geliriniz yok.
Yasalar da merkezden yana.
Bunların somut uygulamalarını bu günlerde çok görüyoruz.
Sözgelimi yatırımları düşünün.
Bulduğunuz proje ve bununla ilgili krediyi ya bakana ya da diğer merkezi hükümet yetkililerine onaylatmak zorundasınız.
Böyle olunca iş siyasi şova dönüşüyor.
***
Belki olumlu görülecek şey 1980’lerden sonra belediye meclislerinden çıkan kararların vali onayından geçmeyeceği konusundaki gelişmelerdir.

Daha bunlara eklenecek onlarca şey sunumun konusuydu.
Bu konuda Karayalçın’a teşekkür etmek gerekli, en azından bu sorunlara ön ayak olup tartışma zeminine taşıdığı için…
***
Bir ikinci güzel şey de İzmir Planlama Ajansı’nın “Nasıl Bir İzmir?” tartışmalarıydı.
Önce hemen bir notla araya gireyim; biz Sosyal Demokrasi Derneği yönetim kurulu olarak iki eksiğimizle oradaydık. Çünkü konu İzmir’di ve son teknolojilerin kentlerde nasıl uygulanacağına dairdi.
Akıllı kentler, yapay zekâ, inovasyon, sosyal girişimcilik, verilerin tek merkezde toplanması gibi konular artık yaşamsal önemde.
Bunları bilmeden kentle ilgili çok şey söylenemez.
***
Akademisyen ve uzmanlar bu konudaki gelişmeleri anlattı, dünyadaki uygulamalardan söz etti.
Çevre, enerji, atık, verilerin akıllı kullanılması…yeni dönemin kavramları.
Belediyeler bence bunlara hazır olmalı, bu konular karşılarına sıklıkla çıkacaktır artık.
Eski anlayış ve yöntemler zamanını doldurdu galiba.
Ben sunumları dinledikten sonra hemen orada sormaya başladım bile:
Örneğin bir ‘ihtiyaç haritası’ yazılımı neden yok?
Kentteki ihtiyaç sahipleriyle bağışçıları buluşturan bu ağ sosyal belediyecilik işini kolaylaştırmaz mı?
Bu aynı zamanda kentin dayanışma ve yardım etme duygusunu açığa çıkarmak anlamına geliyor.
Daha başka; restoranlarda artan yemeklerin değerlendirilmesi, çöplerin farklı yöntemlerle toplanması, şehri kirletmeyecek ambalaj ve poşetlerin belediye öncülüğünde üretilmesi sağlanamaz mı?
Deme ki yeni inovatif işler ve pratikler düşündükçe çoğalıyor.
Ha bir not daha düşeyim:
O da Karayalçın’ın haklı olarak belirttiği vatandaşı kararlara katma, yani katılımcılığı geliştirme işi.
Mevcut yerel yönetim anlayışı bilindiği gibi tek adam sistemine dayanıyor.
Başkan ne derse odur.
Buna karşın Karayalçın, kent konseyleri ve dijital mecralar gibi mekanizmalarla yurttaşların kararlara katılmasının, kentin onlarla yönetilmesinin altını çizdi.
Bunu en çok da Sosyal Demokrat belediyeler yapmalı.
Uyulur mu, çok da umutlu değilim!
Ha bir de belediyelerin yeni sosyal girişim ağlarına, bunun için inovatif gelişmelere açık olup olmadığı da bir soru işareti.
Bunları önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Yapmayan mı, işi zor. Şimdiden söylemiş olayım!
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/23351597/salim-cetin/belediyeler-yeni-seyler-soylemeli














