Toplum.
Görünmez bir kapı.
Arzularını kalemime fısıldar.
Hastalık yok.
Ama rapor istiyor.
Başkasının ilacı, kendi adına. Bir o kadar da yoksul ve umarsız.
Bir sabah biri gelir.
Üzgün değil.
Yorgun.
Hayattan kaçmak ister.
“Bana üç beş gün rapor ver,” der sesi.
“Biraz nefes alayım,” der bakışı.
Ona özgürlük.
Bana zincir.
Her rapor, olası soruşturma.
Ama onun gözünde kâğıt.
Toplum yüklenir bana.
Kalemim güç taşır.
Zamanı büker.
Hayatı yeniden düzenler.
Cevap olumsuzsa, sessizce kalkar.
“Ben sadece dinlenmek istedim” der.
Ben mırıldanırım:
“Ben de biraz huzur.”
İki yalnızlık donakalır:
Hayattan kaçan.
Vicdanla, yasa ile sıkışan.
Kanun suç der.
Vicdan sızlar.
Ama talep rutin.
Etik köprü:
Birey ve toplum arasında.
Raporum iplik:
Omuzlara dokunur.
Adalete, güvene.
Yetki kimin?
Sorumluluk kimin?
Ben ip cambazıyım yoksa?
Zaman, etik, gözler üzerimde.
Bazen güç başka yöne akar.
Muktedirler, otoriter sistem…
Benden eksiltmem, görmezden gelmem beklenir.
Hasta aleyhine, sistem lehine.
Gölge gibi düşer.
Sessiz.
Kalemimin üzerine.
Kanser bir hasta cezaevinde kalamaz der toplum, etik ve bilim.
Hele de yargı siyasallaşmışsa.
O zaman ben sadece doktor muyum?
Ya vicdan, adalet, insanlık…
Kalemin ağırlığı artar.
Vicdan, etik, sorumluluk birleşir;
Her imza rapor değil.
Görünmez iplerle örülmüş bir bağdır.
Ben iplerin üzerinde yürümeliyim:
Her adımda adaleti, insanlığın nabzını taşıyarak.
Tarihimiz, ‘ah diyen ilk insanın yardımına koşmakla’ başlar.
Biz kim miyiz?
Doktorluğa hapsedilmeye hayır diyenleriz.
Biz, insanlığın dünden yarına emanetçileriyiz.
Biz hekimiz.
Ey muktedirler, bırakın hem bizi hem insanlığı yalnız.
Biz kim miyiz?
Biz halkın nüveleri, dünden yarına hafızasıyız.
Biz yasaklı halkların hekimleri, yasaklı dillerin zembereğiyiz.
Biz halkın hekimleriyiz.
Bir kez daha söylüyoruz; ey muktedirler, bırakın hem bizi hem insanlığı yalnız: Hasta mahpuslar insanlığa, insanlık hekimliğe emanet.
Doktorlarınız sizin olsun, hekimler halklara yeter.
Sağlıcakla ve dayanışma ile kalın.














