BİR TANE YETER
Dursun, Temel’e;” Penum Emune dün üç silahşörler kitabuni okiyidu , pu sabah üçüz doğirdu!” deyince Temel; “ Eyvah!” diye bağırıp, telaşla ayağa fırlamış.
Dursun şaşırmış;” Ne oldu
uşağum? Ne bu telaş?”
“ Ne olacak uşağum” demiş Temel “ Pileysun penum Fadume de hamile ve pu sabah elunde Ali Baba Ve Kırk Haremiler kitabu varidu!”
Bazı insanların okudukları kitaptan çok etkilenmeleri gibi, bazı insanlar da kendilerini oynadıkları role çok kaptırıp, gerçek hayatta da aynı davranışı sergileyebiliyorlar.
Son örneği Ramiz Dayı karakterinin gençliğini canlandıran Ufuk Bayraktar.
Ufuk bey, beş arkadaşıyla birlikte Beyoğlu’da bir restoranı basıp 25 bin lira haraç istemiş.
Haberi duyunca, fıkradaki Temel gibi; “ Eyvah!” diye bağırıp telaşla ayağa fırladım.
Çünkü aklıma önce REİS filmi, sonra da filmde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı canlandıran Reha Beyoğlu geldi.
Aman deyim, bir tanesi bize yetti.
Taklit de olsa ikincisine hiç tahammülümüz yok!

***
MUNZUR
Arkadaşı İlyas’la İstanbul’u gezen Temel, güzel bir caminin önüne gelince;
“İlyasciğum!” demiş “ Sen bekle de ben şu güzel camude sabah namazimun kazasını eda edeyum!”
Sabah namazının kazası iki rekat ve Temel de camiden yarım saattir çıkmayınca, İlyas merak edip girmiş camiye.
Bir bakmış ki Temel’le başka bir adam iki turist kadınla al takke ver külah halindeler.
Hemen;” Ula Temel!” diye bağırmış İlyas “ Sen camide ne edeysun?”
“ Ne edeceğum da?” demiş Temel “ Bu heruf caminun imamı Dursun. Camuye girdiğumda bu kadunla bu vaziyetteydu. Bu kari da onları seyredeydu. Ben de sadece hazur olan imama uydum!” ( Bir Ulvi Puğ fıkrasıdır)
Arapça emm “öne geçmek, sevk ve idare etmek” kökünden gelen imâm, terim olarak sadece “cemaatle kılınan namaza önderlik eden kimse” anlamına gelmez “devlet başkanı” anlamına da gelir.
Nefes Gazetesi’nin haberine göre, Munzur Üniversitesi’nin Çok Değerli Rektörü de ikinci anlamdaki imama, yani Sayın Devlet Başkanımıza uyup, mevzuatta olmayan bir kadro yaratarak, karısını kendi üniversitesine Sosyal Tesisler Koordinatörü olarak atamış.
Sayın Devlet Başkanımıza uyup, cümlemi sakın yanlış anlamayın! Sayın Erdoğan, ne karısı ne çocukları ne yakınları için ASLA böyle bir şey yapmaz.
Benim kastettiğim Sayın Erdoğan’ın 2025 yılını Aile Yılı ilan etmiş olması.
Değerli Rektörümüz de imamın bu talimatına uyarak ailesine sahip çıkmış hepsi bu!
Zaten Sayın Erdoğan da bu değerli hocamızı rektörlüğe atarken çok doğru bir seçim yapmış.
Yok yok! Böyle bir adamı rektör ataması doğru seçim değil. Doğru seçim, atadığı üniversite..
Üniversitenin adı Munzur!
Ve munzur kelimesi; zararlı, yaramaz, hayta anlamına geliyor.
Bu da bir tesadüf değil bir doğru seçim.
Zaten, Sayın Cumhurbaşkanımızın yanlış bir atama yaptığı nerede görülmüş!
Ölüm döşeğindeki Temel, zar zor konuşarak sormuş; “ Fadume, senu penden başka kaç erkek öptü?”
Gözlerini kapatıp öylece duran Fadime’ye kızarak konuşmuş bu kez Temel;” Söylesene Fadume, fazla vaktim yok ve hala cevap bekleyrum.”
Bu kez Fadime kızarak cevap vermiş;
“Eee, pen da sayayrum herhalde. Ölüm döşeğundeki kocama yanluş cevap mi vereyum?”
Sakın siz de “ Yanlış atama yaptığı nerede görülmüş!” cümleme bakıp da, Fadime gibi gözlerinizi kapatmaya kalkmayın.
Sonundaki ünlem işaretinden de anlaşılacağı üzere, benimki bir soru değil.
“Sayın Cumhurbaşkanımız asla böyle bir hata yapmaz!” anlamında bir tespit.
Saırım, en iyisi yazıyı burda bitirmek.
Çünkü aklıma imamla ilgili öyle bir atasözü geldi ki…

***
MÜTHİŞ SİSTEM!
Ersin İmer hava durumu sunarken don tehlikesinden bahsedip “ Donsuz geceler!” deyince başına gelmedik kalmamıştı.
O yüzden ben bugün, tedbiren DONLU bir yazı yazıyorum.
Dursun, Müthiş Sistemle çalıştığını duyduğu, çok lüks ve çok büyük mağazaya gidip tezgahtar kıza yaklaşarak;
“Bir kravat almak isteyrum.” demiş.
Kız son derece şirin bir tavırla:
“Beyefendi, bizde müşteriyi memnun etmek esastır. Kravat ipekli mi olacak yünlü mü” diye sormuş.
“İpeklu!” demiş Dursun.
“O zaman lutfen bir kat yukarı buyrun, ipekli kravatlar bir kat yukarıda” demiş tezgahtar kız.
Dursun bir kat yukarı çıkmış, bakmış başka bir tezgahtar kız…
“Ben ipeklu bir kravat almak isteyrum hanumefendiciğum.” demiş Dursun.
“Beyefendi, kravat düz mu olacak, desenli mi?”
“Desenlu!”
“Bizde musteriyi memnun etmek esastir, desenli kravatlar bir kat yukarıda, lütfen üst kata buyurun..”
Üst kata çıkmış Dursun ve
“Ben ipeklu ve desenlu bir kravat almak isteyrum!” demiş.
“Desenler çizgili mi, çiçekli mi olacak?”
“Çizgilu!”
“Bizde müşteriyi memnun etmek esastır, çizgili desenli kravatlar bir kat
yukarıda, lutfen bir kat yukarı buyurun!”
Çıkmış Dursun.
Çizgiler kalın mı ince mi olacak, bir kat yukarı.
Zemin açık mı koyu mu,
bir kat yukarı derken 18. kata gelmiş Dursun ve öfke ile tezgahtar kızın yakasına yapışıp, kravatın 18 katlık tüm niteliklerini sayarak bağırmış;
“Ben ipeklu, ince çizgilu, zeminu koyu… … bir kravat isteyrum.”
“Hay hay beyefendi!” demiş 18. kattaki güzel tezgahtar kız ve sormuş “Kravati bu elbiseyle mi kullanacaksanız?”
“Hayur!” diye bağırmış Dursun “ Evdeku takim elbusemle kullanacağum!”
“Beyefendi, bizde müşteriyi memnun etmek esastır, bir uyumsuzluk olursa bu firmamızın prensiplerine ters düşer, lütfen evden öbür elbisenizi alıp gelir misiniz?”
Dursun büyük bir öfkeyle asansöre gitmiş ve asansörünün kapısı açılınca içinden, belden aşağısı çıplak, bir elinde klozet kapağı, bir elinde don Temel çıkmış öfkeyle ve tezgahtar kıza poposunu dönüp bağırmış:
“Hanumefendiciğum! İşte popom, işte evdeki tuvaletun klozet kapağu, işte giyeceğum don! Altuma s.madan ne renk tuvalet kağidu vereceksenuz verun da gideyum artuk!”
Vallahi, 86 milyonu memnun edeceğiz diye getirdikleri bu Müthiş Sistemde de memurun, işçinin, emeklinin maaşına zam alması, Dursun’un kravat, Temel’in tuvalet kâğıdı almasından bin kat zor!
Milyonlarca memur zam için işi bıraktı, kimsenin umrunda bile değil.
Dursun’un kravat, Temel’in tuvalet kâğıdı alamamasından vazgeçtik. Şimdi de Cuma hutbelerinde Fadime’nin miras hakkını almasını engellemeye çalışıyorlar.
Bu gidişe dur denmezse bu kadının seçme ve seçilme hakkına kadar gider.
Çünkü asıl dertleri Atatürk’ten bize miras kalan Laik Türkiye Cumhuriyeti ile.
Biz dönelim dona…
Temel, hazır donu eline almışken, bir de tezgah alıp, işportacılığa başlamış.
Sattığı da sadece don ve atlet.
Fakat, lüks mağazadan kravat alamayan Dursun, bu kez Temel’e musallat olmuş.
Sabah işe giderken tezgâha yanaşmış ve sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?”
-100 lira…
-Don kaç para?
– 100 lira…
Akşam iş çıkışı yine yanaşıp sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?”
-100 lira…
-Don kaç para?
– 100 lira…
Bu bir hafta, sabah akşam böyle gitmiş.
Hafta sonu iş çıkışı Temel’in tezgâhına yanaşan Dursun yine sormuş;
-Ula Temel atlet kaç para?”
-100 lira…
-Don kaç para?
– 50 lira.
Dursun şaşırmış ve merakla sormuş;
-Ula donu niye indirdun?
“Ula şerefsuz ” demiş Temel ” Donu indirdum çünkü artuk ağzina s.çma zamanu geldu!”
Evet!
Sanırım bizim de Temel gibi donları indirme zamanımız artık geldi.
Onlar Laik Türkiye Cumhuriyetimizin içine etmeden…

…
(PAZAR’LIK)
KULAK GÖZ VE BOĞAZ
Emekli Temel hastaneye gidip; “Kulak, Göz, Boğaz uzmanu ile görüşmek isteyrum” demiş.
Görevli;” Kulak, Burun, Boğaz demek istedin herhalde amca?” diye sormuş.
“ Hayır uşağum!” demiş Temel “ Kulak, Göz, Boğaz dedum. Çünkü benum sorunimda üçü bir arada. Kulaklarum Sayun Cumhurbaşkanimizun ilan ettiğu Emekliluk Yilunu, emeklilerimizu asla enflasyona ezdirmeyeceğuz gibu sözlerinu çok net duydu da gözlerum bu konida bir şey yapildiğunu bir türlü göremeyu!”
“ İyi de…” demiş görevli “ Boğaz uzmanını niye ekledin?”
“ Ekonomi uzmanu yüzünden; elektiruk, doğalgaz faturaları ve kiramu ödeyunce emeklu maaşundan geruye bir kuruş kalmadu! Yani üç gündür boğazumdan bir lokma yemek geçmedu!” “ demiş Temel ve eklemiş; “ Belki buna da boğaz uzmanu çare bulur dedum!” (Bir Ulvi Puğ fıkrasıdır.)
***
KULAK
“Deeeert çok, hemdert yok»
Yüreklerin kulakları sağır…
Hava kurşun gibi ağır…” demiş ya Nazım Hikmet, Kerem Gibi şiirinde.
Emeklinin, asgari ücretlinin, kiracının, tüm dar gelirlilerin derdi gerçekten çok.
Ama Sayın Erdoğan’ın, muhtemelen 2027’de yapmayı planladığı seçimi kazanıp, bir dönem daha millete hizmet etmekten başka hiç bir derdi yok gibi.
Yüreği sağırlaşmış, baskısı iyice ağırlaşmış durumda. Sadece alkış seslerini duyuyor ve o gün diğer partilerden kaç milletvekilinin, kaç belediye başkanının partisine geçtiğini sayıyor.
***
GÖZ
Kırmızı ışıkta geçen Temel’in arabasını durduran polis, trafik lambasını göstererek;
“Bak!” demiş “Hangi ışık yanıyor gördün mü?”
Temel;” Şeyy, memur beyciğum!” demiş
“ Kirmizu işuğu gördüm de sizu görememişum!”
Bu iktidar da halkın durumunu çok iyi görüyor da fıkradaki Temel gibi ilk seçimde sandıkta başına nelerin geleceğini göremiyor.
Milletin durumuna gelince…
Hani Orhan Veli, Gemliğe Doğru şiirinde;
“gemliğe doğru
denizi göreceksin
sakın şaşırma” der ya…
Bizim bir arkadaşımız da bu güzel şiiri şöyle söylemişti;
Göreme’ye geldiğinde
denizi göremeyeceksin
sakın şaşırma.
Eh, sanırım bu milletin gözü de bu iktidar durdukça gün yüzü göremeyeceğini artık iyice görmüştür.
***
Siz de hastane görevlisi gibi;” İyi de boğaz uzmanı?” demeden ona da değineyim.
Bizim Ekonomi Uzmanı, İstanbul Kanalı projesiyle sizden daha çok ilgileniyor.
Bence, inanın onun için açacağı ikinci İstanbul Boğazından geçecek gemi sayısı bile, sizin boğazınızdan geçecek lokma sayısından çok daha önemlidir.
Siz de eskiden olduğu gibi;
Ayasofya ibadete açıldı,
Uzaya ilk astronotumuzu “turist olarak olsa da” gönderdik,
Togg’u da yaptık çok şükür gibi sözlerinize,
Varsın benim boğazımdan bir lokma geçmesin! İkinci İstanbul Boğazımızdan kim bilir kaç gemi geçecek diyerek koşup oy mu verirsiniz bilmem.
Ben artık, acaba yarın Şafak Operasyonu ile kaç kişi gözaltına alınacak diye düşünmekten bıktım.
Ben artık başka bir Şafak düşünüyorum.
Nazım Hikmet’in;
“sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman” dediği o şafağı.
Milletin iradesi önünde hiç bir güç duramaz, biliyorum.
O Şafak Vakti gelecek, O Güneş Doğacak görüyorum!
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın!
Herkese iyi Pazarlar!















