Hatıralar böyle bir şey, arkanızı bırakmaz.
Geçen hafta İhsan Alyanak Spor Salonu’nun yanındaki pazaryerine giderken başıma geldi; parkı çevreleyen bir duvar ve duvarda ateş tuğlalarından yapılmış ve duvara çok da yakışmış nişlere gözüm takıldı.
Şimdi sorabilirsiniz niş de ne?
Niş, 2008-2014 tarihlerinde Karabağlar belediye başkanlığı yapan Sıtkı Kürüm’ün projelerinde kullandığı bir işaretti.
Parkları, yolları çevreleyen taş duvarların belli yerlerinde ateş tuğlasından yapılmış küçük girintiler. Taşın gri renginin yanında kiremit kırmızısı olan küçük işaretler…
Eğer o niş bir yerde varsa bilin ki o iş Kürüm tarafından projelendirilmiştir.
Aslında akılcı bir yöntem.
***

Sıtkı Kürüm Karabağlar’ın ilk belediye başkanıydı.
Bilindiği gibi bu ilçe 2009’a kadar Konak’a bağlı bir mahalleydi.
Sonra AKP biraz da İzmir’i ‘parçalara ayırırsak kazanırız’ hesabıyla burasını 2009’da Konak’tan ayırıp ilçe yaptı.
Ve ilk seçimde de Kürüm CHP’den buraya başkan oluverdi.
Yapılacak işler dünya kadardı.
Düşünsenize hizmet binası bile yoktu.
Beni Konak’tan Karabağlar’ın kültür müdürlüğüne çağırdıkları zaman Aydın Mahallesi’nde bir park görevlisi için yapılan kulübede başkanlık ve bütün müdürlükler hizmet vermeye çalışıyordu.
Sonra yer kiralandı, sorunlar bir bir aşıldı.
***
Kürüm, bence iyi bir belediye başkanıydı ama gene bana soracak olursanız onu en çok inşaata dayanan hizmetler mutlu ediyordu; parklar, duvarlar, yollar, binalar…
Yeşilyurt semtini bilenler, pazaryeri yanındaki Karafatma Dağı’nı da bilirler.
Başkan ilk orasını yaptı; kayalardan oluşan tepeliği kırdırdı, oradan çıkan taşları her işteki duvarlarda kullandı. Böylece dışardan alınacak taştan da tasarruf demekti bu.
Taş ustalarının özenle yaptığı o duvarlarda işte hep o nişler vardır, onu özellikle koydurmuş olmalı. İyi ki koydurmuş, bunlar yapıya bir özellik kattığı gibi güzellik de veriyor.
***
Peki, o Karafatma Dağı ne oldu, dersiniz?
Tabii ki orası tepenin yok edilmesiyle düz bir alana dönüştü; hafif eğimli yere bir amfi tiyatro, yanına çok güzel bir kafeterya yapıldı.
Alanın bir bölümü de her türlü gösterinin yapılacağı bir yer haline getirildi.
Ben oranın inşaatı sırasında başkanı orada sık görürdüm, işçilerin başından ayrılmaz, inşaatın tozu toprağı içinde günün büyük bölümünü orada geçirirdi. Oradaysa daha mutluydu sanki.
***
Başkanla bir de Nasrettin Hoca heykeli hikâyemiz var bizim.
Nasrettin Hoca heykelini heykeltıraş Ragıp Çiçen başka bir ilde yapmış, daha sonra 37,5 metre yüksekliğindeki bu heykel Karabağlar’da da olsun isteniyordu.
Aslında Uzundere semti için Karabağlar daha ayrılmamışken dönemin Konak Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ“ Uzundere Rekreasyon” adıyla bir proje hazırlamıştı.
Lakin bu projede Nasrettin Hoca heykeli yoktu.
Ne vardı?
2 bin kişilik bir anfi tiyatro, havuzlu bir restoran, çocuk oyun alanları ve devasa park ve bir nikâh salonu.
İşte, Nasrettin Hoca heykeli deyim yerindeyse bu projeye ekleniyordu.
Ve bu iş o günkü parayla 19 milyonluk bir işti, belediye bütçesinin nerdeyse yarısı kadar…
Üstelik bir de belediyede Fetöcü müfettişler kaynıyor, olur olmaz işleri soruşturmak için fırsat kolluyorlardı.
İşte tam böyle bir durumda Başkan, bu işi kültür müdürlüğünün yürütmesini istedi.
***
Bense bunun daha çok inşaata dayalı bir iş olmasından dolayı fen işleri müdürlüğünce yapılmasının daha doğru olacağını söylüyordum.
Sonrası ben imza atmayacağımı söyledim. Benim için müdürlükten ayrılmaya kadar gitti bu iş.
Bir buçuk yıl öyle açıkta kaldım.
Her neyse araya seçim girdi, seçimi Muhittin Selvitopu kazanınca ben kültür müdürü olarak geri geldim.
Geldim ama bu arada proje sorunlarla ilerlemiş, Çiçen belediyeyi birkaç kez mahkemeye vererek yapacağını yapmaktan geri durmamıştı.
Artık bu aşamada ihaleyi kimin sürdüreceğinin bir önemi kalmamıştı.
Müdürlük olarak bütün arkadaşlarla var gücümüzle çalıştık ve proje 2015’te bitti. Şimdi rahmetli olan başkan yardımcısı Ali Asker’in yardımlarını unutamam bu aşamada.
Sonra, kültür müdürü olarak tekrar Konak Belediyesi’ne döndüm.
***
Geçen otoyoldan geçerken Nasrettin Hoca Heykeli sanki bana gülümsüyordu.
Eşime, “Her projenin bir öyküsü var!” dedim, Nasrettin Hoca Heykeli’ni göstererek.
“Keşke bunlar bilinse!”
Şimdi o heykelin altında çocuklara atölyeler yapılıyormuş; bilim ve kodlama konusunda.
Sevindim…
Eminim Sıtkı Kürüm de mutlu olmuştur.
Çünkü o yapılarla mutlu olan biriydi.
***
Sonra, o alandaki onlarca duvar aklıma geldi, buralarda niş var mıydı?
Doğrusu hiç alıcı gözle bakmamıştım ve şimdi hatırlamıyordum.
‘Sıtkı Başkan nişsiz yapmaz!’ dedim kendi kendime…Şimdi ilk işim o nişleri görmek için oraya gitmek olacak.
Ve oraya gidince de tabii ki benim 2023’te sonsuzluğa uğurladığımız sevgili başkanım, Sıtkı Kürüm’e selam göndermeyi unutmayacağım…
Nişleri ona hatırlatacağım, en azından bunları benim unutmadığımı fısıldayacağım.
Herhalde duyar beni…
Dünya böyle işte; bir var, bir yok!














