Kentler en başta yaratıcı sanatçılarıyla anılır.
Bildiğimiz; Kafka-Prag, Victor Hugo-Paris, Ahmet Hamdi Tanpınar-İstanbul ve daha sayacağımız onlarca örnek var.
Tarık Dursun K., Attilâ İlhan, Samim Kocagöz vb. yazarların İzmir’le ilişkileri de böyle; kentin kimliği bu ustalarla anlamlı.
Her neyse konumuz İzmir’in kıymetlisi Tarık Dursun K.
Usta, 1931’de doğumlu. 11 Ağustos 2015 de sonsuzluğa uğurladığımız tarihti. Her canlı gibi o da veda etti.
Gene bugünkü gibi dayanılmaz bir İzmir sıcağı vardı.
Çok sayıda yazar dostu, yerel yönetici Bostanlı Camisi’nin avlusundaydı.
Aydoğan Yavaşlı’yla ben de oradaydık elbette.
Nasıl olmazdık ki! Aydoğan onu, ustalarının başında sayardı.
Benim için de öyleydi; yazarlığının yanında, aile büyüklerimizden biriydi bizim için.
Yazdıklarımızı ona gösterip ondan ‘el’ almaya çalışırdık çoğu zaman.
Bir de onun yazı yazma anlarına tanık olmak zevki vardı ki bu sanıyorum hiçbir şeye değişilmez!
Büyük bir yazar nasıl çalışırdı; masasında neler olur, kitaplığında hangi yapıtlar, elinin altında hangi metinler yer alırdı?
Bütün bunlara yakından tanık olmak en azından benim için bulunmaz bir ‘hazine’ydi.

Sonra her fani gibi, yaşlılıkla gelen hastalıklar Usta’da da başladı.
Ve meşakkatli, çocukluğu zor koşullarda geçmiş yorgun ömrü nihayete erdi; arkasında yüzlerce öykü, roman, gazete yazısı ve çocuklar için yazılan kitaplar kaldı.
Bir de elbette onun İzmir sevgisinin farkında olan biz okurları…
Tarık Dursun’u uğurladığımızın birkaç gün sonrasıydı, Konak Belediyesi’nde dönemin belediye başkanı Sema Pektaş’a bir Tarık Dursun Anıevi oluşturma önerisinde bulundum.
Başkan duyarlıydı. Hemen Karataş’ta onarımı bitmek üzere olan eski bir Rum evi bunun için hazırlandı.
Böylece yazarın özel eşyaları, kitapları ve fotoğraflarından oluşan Tarık Dursun Anıevi çalışması ortaya çıkmış oldu.
Hatta binanın üst katı da “yazarevi” oldu, İzmir dışından gelen yazarlar, bir ay süreyle burada kalacak ve bu süre içinde yapıtlarını burada yazacaktı.
Bu Anıevi geçen yıl Basmane’de, başka bir binaya taşındı. Belediye neden taşıdı onu bilemiyoruz ama dileyelim anlamlı etkinliklerle büyük yazarın adı unutturulmasın!

Bunlar Tarık Dursun için yapılanların bazıları.
Bir yazar için elbette daha yapılacak onlarca şey vardır.
Birkaç ay önceydi, Karşıyaka Belediyesi, Edebiyat Günleri kapsamında yazarı andı örneğin.
Özlem Fedai, Lütfü Dağtaş ve benim de yer aldığım bir oturumda Tarık Dursun’u anlattık.
Ağustos’un 5’inde ise yazarın yazları yaşadığı Foça’da bir anma etkinliği yapıldı.
Bu kez mizah yazarı Cihan Demirci ve ben, yazarın Türk edebiyatındaki yerini dile getirip onun İzmir sevgisiyle kitaplarından söz ettik.

Biliyorsunuz Tarık Dursun, “…Ben Karşıyaka’da doğdum, İzmir’de büyüdüm. Tanıklarım hâlâ İkiçeşmelik’tir, Tilkilik’tir, Namâzgâh’tır.” der.
Tabii yaşamının bir bölümünün de Karşıyaka Bostanlı’sında geçtiği biliniyor.
Dolayısıyla Tarık Dursun, baştan aşağı İzmirlidir, bütün yapıtlarının fonu İzmir’e çıkar.
Alireis Mahallesi’nin dar sokakları, Yasef’in Meyhanesi, oraya gün aşırı giden “kopuk takımı”yla yaşananlar; yazarın öykü ve romanlarında görülür.
Rızabey Aile Evi, Kopuk Takımı, Kutup yapıtları bu mekânlarda yaşanan anılarla doludur. Sadece bu yapıtlar değil, hemen bütün eserlerinde İzmir ve burada yaşananlar yer alır.
Bir gezide Panait Istrati’nin Romanya-İbrail’deki evine uğrayacaktır yazarımız.
Ara sokaklara dalar ve evi bulur:
“…Istrati’nin evi, tıpkı bir Alireis eviydi, inanın, iki taş basamakla sokak kapısına varıyor ve tunçtan bir hanımeli tokmağını tak tak çalıyordunuz.”1
Gördünüz mü Romanya’da bile karşımıza çıkan Eşrefpaşa’nın Alireis Mahallesi’ndeki evlerden biridir. Hep İzmir, hep İzmir…
Onun gözünde her kent İzmir’e benzer…

Başka bir gezide; Üsküp’te Necati Zekeriya, Lütfü Seyfullah’la buluşur.
Vardar’la ikiye ayrılan Üsküp baştan başa ıhlamur kokmaktadır. Sokakları insanı mest eder.
Bu kez aklına İzmir’in “…sabah çiği gibi tomurmuş gülleri, sümbülteberleri, margaritaları, karanfilin her türlüsü, akşamsefaları, sardunyaları…” düşer.
İmbata karışmış İzmirli çiçeklerin kokuları Üsküp’te burnunda tüter…
***
Tarık Dursun, otobüs biletçiliğinden seyyar köfteciliğe kadar her işe girmiş çıkmıştır.
Sonrası, gazetecilik ve usta bir yazar çıkıyor ortaya.
Tomris Uyar, “Senin hikâyelerinde kanayan hüzünlü bir şey var. Nedir o yahu?” diye soruyor her seferinde.
Hüznün yanında kenarda köşede kalmışlara sahip çıkan dayanışma duygusu, “kopuk takımı”nda olduğu gibi dolu dizgin yaşanan arkadaşlıklar da ustanın vazgeçmediği temalardır…
Eleştirmenler, Hasangiller, Rızabey Aile Evi, İmbatla Dol Kalbim gibi kitaplarındaki tiplerin, İzmir’in kenar mahallelerinde gayrimüslimlerle yaşayan, yoksul ama neşeli ve dost canlısı insanlar olduğunu söylüyor.
Tarık Dursun, eserlerinde; iç dünyalarını, aşklarını, yoksulluklarını toplumcu gerçekçi bir açıdan ele aldığı kahramanları için hep bir çıkış kapısı aralayarak, iyimser ve umut dolu bir dünya çizmiştir.
İlk kitabı Hasangiller 1955’te çıkıyor.
Sonrası çorap söküğü gibi geliyor.
Rızabey Aile Evi 1957, İnsan Kurdu, Sabah Olmasın, Denizin Kanı, Kopuk Takımı, Ağaçlar Gibi Ayakta ve sürüp gidiyor.
Buraya hepsini yazmaya kalksak sığdıramayacağımız kesin!
***
Tarık Dursun’un bir de sinemacılığı var. Osman Seden onun ustası.
Fevzi Tuna da sinemanın içinden arkadaşı.
Bir dönem senaryo yazarlığı yaptığını, birkaç macera filminiyse çektiğini biliyoruz.
TRT’nin yayımladığı Tarık Dursun’un yapıtlarından 1980’li yıllarda uyarlanan Denizin Kanı, Alçaktan Uçan Güvercin gibi dizileri de sayalım.
Ustanın film senaryoları, ayrıca sinema üzerine çevirileri de mevcut.
Tarık Dursun sonsuzluğa gideli on koca yıl olmuş. Eminim ki oradan bize, “Öpüldünüz çocuklar!” deyip el sallıyordur.
……………….
1 Gâvur İzmir Güzel İzmir, Tarık Dursun K., deneme, Eksik Parça Yayınları, 2017, s.257
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26011461/salim-cetin/opuldunuz-cocuklar














