Salim Çetin’in 16 Haziran 2023 tarihli Yenigün Gazetesi’ndeki köşe yazısıdır.
Bazen önünden geçtiğimiz yerlerin / nesnelerin farkında olmayız.
Eğer Yarımada dergisinden (2020) Yasemin Tutal’ın Urla’nın özelliklerini anlatan yazısı olmasaydı aynı şeyi ben de yaşayacak, 20 yıldır önünden geçtiğim çeşmenin ve mermer heykelin farkında bile olmayacaktım.
Yasemin Tutal, o yazısında kentin beş özelliğini şöyle sıralamış:
Bir tanesi, Klazomania’daki kazılarda çıkan paraların üzerinde yer alan kuğu resmi.
İki: 360 Derece Araştırma Grubu’nun, Osmanlı teknelerinin bire bir replikalarını yapmaları ve bunu Urla’da sürdürmesi.
Üç: Klazomania’da dünyanın ilk zeytinyağı işliğinin bulunması.
Dört: Karantina Adası’ndaki Taahaffuzhane.
Beş: Urla’nın tam merkezinde, Malgaca Çarşısının çaprazında yer alan Mermerli Çeşme.
***

MERMERLİ ÇEŞME
Yani benim şu anda çay içtiğim Develi Kahve adlı kahvehaneden, elimi uzatsam değecek kadar yakınımda olan Mermerli Çeşme.
Doğrusu ben o çeşmenin yakın zamanda yapıldığını sanıyordum.
Meğer 1560’lı yıllarda, Ahmet Ağa diye bir Urlalı yaptırmış o çeşmeyi.
Sonra 1923’te, dönemin belediyesi çeşmeyi, ‘İstiklal Abidesi’ olarak yeniden ele alıp onarmış, mermer kaplamalarla bezemiş; kutlamaların yapıldığı yer haline getirmiş.
Böylece Mermerli Çeşme ve bu anıt iç içe geçmiş, dışardan çeşme görünmüyor bile.
Mermerin üzerinde ne yazdığını da merak ettim:
1922’de yazılan metin ya da cümle şöyle:
“Ayrıldık, ezildik; birleştik, kurtulduk.”
Ne güzel!
Güzel olmayan ise anıtın ve tabii ki çeşmenin bir de kocaman çınar ağacının iki yolun birleştiği yerde kalmış olması.
O günlerde bu alanın niçin meydan olarak düzenlenmediği doğrusu araştırılmaya değer bir konu.
Bu yüzden şimdi şehrin tam ortasında, yolların kesiştiği bir yerde kalmış.
Yanı başında kocaman bir çınar var, dallarıyla çeşmeye kol kanat germiş ama galiba koca çınar, yüzyıllara yenik düşmüş.
Gövdesi yorgun, bu yüzden gövde ikiye yarılmış, belediye bu bölümü onarmış, gövdeyi ayakta tutacak önlemleri almış.
Dallardan birinin yere değmemesi için destek konulmuş.

***
Çınar ve Çeşme aslında birbirlerine o kadar yakışan iki simge ki!
İki can yoldaşı gibiler…
İnsan saatlerce durup bakabilir bu uyuma. Ben de öyle yaptım…
Bakalım bu ikili daha kaç yüzyıl bu şehre simge olacak, o yapraklar ve dallar daha kaç yüzyıl gelene geçene kol kanat gerecek ve kimbilir daha nelere tanıklık edecek…
Mermerli Çeşme, onu yaptıran Ahmet Ağa, sonra Kurtuluş Savaşı heyecanıyla o çeşmeyi bir anıta dönüştüren eylem…
***
Bütün bunlar zihnimde dolaşıp duruken bir yandan da Urla’nın beş özelliğine başka neler eklenir, onu düşünüyordum.
Sevimli, sakin, dingin, kendi içinde enerjisi olan bir yer.
Gerçi Ege’nin sahil bandında hep bu vardır.
Kır ile kentin iç içe geçmiş hali, modern olanla gelenekselin bir aradalığı…
Bu nedenledir ki şehrin en merkezi yerinde, tarla için gerekli olan kosa da satılır, yanı başında en modern eşya da…
Urla’nın nüfusu 66 bin… (Tabii bu yazlıkçıların olmadığı nüfus.)
Kayıtlı çiftçi sayısı: 857 kişi.
Yani bu demektir ki 77 kişiden sadece biri çiftçi. Bu sayı çok az!
Urla’nın yüz ölçümü: 676 bin dekar.
Bunun 82 bin dekarı tarım için kullanılıyor (Küsuratları attım.).
Yani toprakların altıda birinde tarım var, demektir.
Bu oranlar yeterli midir? Doğrusu, bilenler incelesin.
***
Evet tablo böyle: ne tam şehir ne de tam köy…
Ama belli ki tarım azalıyor.
Gelin şimdi sizi Urla Dam’a, modern bir sanat merkezine götüreyim.
Urla Dam denilince Ercan Kesal’i anmak gerekir çünkü bu kültür merkezi onun eseri.
İyi bir yazar, senarist, doktor, sanat dostu olmanın sonucu bu olsa gerek.
Şimdiye dek İstanbul’dan gelenleri hep yeme içme sektörüne yatırımlarıyla izledik, şimdi ise artık karşımızda tam anlamıyla bir kültür yatırımı var.
Urla Dam, Urla’nın merkezinde; amfi tiyatrosu, salonları, kütüphanesi, kafeteryaları, restoranı ve oteliyle modern bir yerleşke…
Yani “dört başı mamur” bir kültür merkezi.
Herhalde güzel kalemiyle Yasemin Tutal, bundan sonraki yazısında Urla Dam’ı da beş simgenin arasında sayacaktır.
***
Merkez daha yeni bitmiş.
Dolayısıyla programlar yeni başlayacak.
Bana söylenen, bu ayın sonuna doğru Nazan Kesal’ın bir oyunu ve Tanju Okan’nın şarkılarından oluşan bir etkinlik, merkezde olacak.
Kütüphaneye büyük şair Süreyya Berfe’nin adı verimiş çünkü onun kitaplarından oluşmuş kitaplık.
Yıllar önce onu bir Dünya Şiir Günü etkinliğinde dinlemiş, herkes gibi ben de okuduğu şiirlerin güzelliğine vurulmuştum.
Onun bir şiirinden birkaç dizeyle bitirelim yazıyı:

HEPSİ O KADAR
Gidilir gelinir./ Belki sağsalim dönülür, hepsi o kadar./ Günler geceler çabuk geçer./ Çabuk geçmez şaşkın bir çocuğun hüznü/ Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer./ Ayrılık da özlem de her şey…/ Her şey çabuk geçer/ Ve birden gün ağarır./ Hepsi o kadar.














