Kılıçdaroğlu CHP nin başına 2010 yılında getirildi. ”Ben daha iyi yaparım” diyerek ortalıklarda dolaşmadı. Başkan olma iddiası yoktu.
Kılıçdaroğlu parti mutabakatıyla CHP başına getirildi.
Siyaseti güç gösterisi olarak algılayan insanlar bundan hoşnut olmadı. Onlar tıpkı Erdoğan veya Bahçeli gibi lidere sahip olmak istiyorlardı. Astığı astık kestiği kestik birinin gücüne saygı duyacak, edilgen insanlardı.
Kılıçdaroğlu geçmişi bilinmeyen biri değildi. – Uğur Dündar’ın açıklaması- Devletten çalınarak yurt dışına kaçırılan çok sayıda paranın izini sürmüş, bu paraları ülke hazinesine geri kazandırmıştı. ”Biraz da biz çalalım” söylemini ülke literatürüne sokan CHP’liler Kılıçdaroğlu’nu ilk günlerden bu yana istemedi.
Nezaketi pısırıklık zannettiler. Cesareti, devletin gücüne sırtını verip, höykürmek olarak düşündüler.
Deniz Baykal’ın ”Bu partiden alevi ve Kürtleri temizleyeceğim” dediği ünlü söylemiyle boşalan yerleri doldurdular. CHP nin faşizan siyaseti bunları, partiden nemalandıkları çiftlik haline getirmişti. Rahatları yerindeydi!
Sonra ne oldu? ”Eline, diline, beline sahip ol” inancına sahip bir alevi partinin başına geçti. Artık sekreterlerini vekil yapma vaadiyle yatağa atamayacak, tembellik ödülü aylıklarıyla muteber biri olmak zorlaşacaktı.
İlk günden başladılar muhalefete, sağcı ”Süheyl Batum başa gelmeliydi”..
CHP kadrolarının yenilenmesi, faşizan ve yaşlı yöneticiler yerine gençler ve kadınların gelmesi de ne olıuyordu?!.
Açık yazayım, CHP benim derdim değil. Gördüğüm bir haksızlığa tepki gösteriyorum o kadar!
Seçim öncesi KK nun başını çektiği mutabakat metninde, Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi yerine çoğulcu demokrasiye geçeceklerini. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin parti bağı kalmayacağını ve görev süresi dolduğunda da siyasetten çekileceğini peşinen kabul eden bir insana, gösterilen tepkiler gerçekten iyi niyetli olabilir mi?.
”Değişim” denen şeyin, bence, bir kişinin değişmesi olarak ifade eden her düşüncenin arkasında beşli çete vardır. Değişim, parti siyaseti ile alakalı olursa anlamlıdır. ”Hayır genel başkanın değişmesi yeter” diyenlere bir soru yeterli!
Kılıçdaroğlu’nun hangi söylemi veya tavrı yetersizdi?.
Bu yazıya neden gerek duydum? Sayfamda eski komünist yeni sosyal demokrat çok sayıda CHP’li var..
İmamoğlu’nun gözünü bürümüş hırslarının, ittifakla kazanılan İstanbul’un iktidara verilmesine neden olmasını nasıl açıklayacaklar?
İstanbul HDP’nin oylarıyla kazanıldığına göre, CHP, HDP oylarını çanta da keklik ve kendi kuyrukçusu mu zannediyor?..
…
Üç hafta kadar önce, eski dostlar gençlik tiyatrosunda (İLD) üzerinden lise örgütlenmesi ve mücadelesini anlatan kitap tanıtım toplantısı yaptılar.
Söyleşi de yazılan kitabın İstanbul İld liler tarafından, ağırlık olarak İzmir İld lilerle yapılan sözlü tarih çalışması olduğunu öğrenmiş oldum. Kitabın içindekilere göz ucuyla bakınca, alıp okumaktan vazgeçtim.
İçerden yeni çıkmıştım. İsmail abimle Denizli’de gezerken ”Bin insan” kitabını almak istediğinde ona şu sözlerle engel olmuştum.
”Abi hapishane ile ilgili ne öğrenmek istiyorsan ben sana anlatırım. Gerek insanların yaşadığı, gerekse de cezaevlerinde yaşananları en iyi bizler yani yaşayanlar bilir”…
Yüzme bilmeyenler, sana nasıl yüzeceğini anlatamazlar!
Söyleşide anladım; İzmir ve İstanbul İld arasında dağ kadar fark var. İsteseler de objektif bir anlatım yapamazlar. ”İzmir İld de kadın arkadaşlar İstanbul’a göre çok azınlıktaymış” Eleştirisi bence pek haklı değildi.
Varsayalım tespit doğru olsun. İzmir de İld ve İgd’li olmak zor şey di!. Bir örnek; Sahneye yaşı ileri İstanbul İKD’li bir kadın çıktı ve anlattığı anısında, İKD nin Ankara yürüyüşündeki coşkudan söz etti. Yanımdaki arkadaşlarıma ”O yürüyüşte bende vardım. Koruma olarak” dedim.
Asıl önemli olan, İstanbul’dan gelen grupla Bursa’da buluşmuştuk. Geceyi Hürriyet mahallesinde geçirecektik. On beş otobüs kadın evlerde misafir edildi. Biz otobüste uyuyacaktık. Durum değerlendirmesi yaptık ”Bursa İGD’li leri gördünüz, onlara güvenemeyiz, muhtemelen hiç bir yaşanmışlıkları yok, hepsi süt çocuğuna benziyor.
Gece uyumayalım ve mahalleyi bekleyelim” Bu karara, görevli 45 kişinin hepsi katıldı.
Yıllar sonra Bursa L tipinde Bursa’lı TKP lilerle kaldım. Bana ”Devrimciler Hürriyet Mahallesinde teneke içinde yaktıkları ateşle sabahladılar” diye anlattılar. “Onlardan biri bendim” dediğimde şaşkınlıklarını gizleyemediler. O mahallenin İGD’lileri olan bu arkadaşlar pratik engellilerdi!. Yani aldığımız karar doğruydu..
Geçmişi anlatmak kimsenin tekelinde değil. Anlatsın herkes, ben yaşayanların anlatımını önemsiyorum. Sadece, sözlü tarih çalışması, doğrunun anlatımı anlamında benim açımdan çok inandırıcı olmuyor.
Bi ara yazıyordum, baktım çok zorlanıyorum, ne yazılmalı ne yazılmaz konusu yorucu oluyor.. Kadir dostumla karar verdik. Bir süre aynı yerde yaşayacağız. Ben aklıma geldikçe anlatacağım o yazacak. Başka türlü yazamayacağım.
İKD li arkadaşın anlatımı beni yine geçmişe götürdü.
Annem İKD üyesiydi. Şimdi oturduğum evin yakınında pazar günü kurulan Eşrefpaşa pazarı var. İKD pazar yerinde ”MHP, ÜGD kapatılsın” kampanyasının eylemlerinden birini yapacaktı.
Annemin bu eyleme götürüleceğinden haberim var ancak annem benim bildiğimi bilmiyor. Ellerinde filelerle alışveriş yaparken görevli kadın arkadaş slogan atacak, diğer eylemci kadınlar da sıradan halk gibi sloganlara katılacaklar.
Gece eylemlerine giderken annemin ”Nereye gidiyorsun?” sorularına ”İşim var” diye yanıt verir eylemden hiç bir zaman söz etmezdim. ”Nereye anne?” soruma ”İşim var” diye yanıt vermişti!.
Eşrefpaşa pazar yeri…
Tariş direnişine destek vermek İGD nin göreviydi.
Şehrin bütün noktalarına, Tariş’e, farklı fabrikalar da verilen destek eylemlerine güvenlik olarak katılıyor, militarist güçlerin destek eylemlerine müdahale etmesine izin verilmiyordu. Konak meydanında yapılacak eylem olduğunda, konum olarak yakın olsa da ulaşılması zor yerlerde güçlü eylemler yapılıyor, militarist güçler asıl eylem alanından uzaklaştırılıyor, onlar sahte eyleme yönelmişken, Konak meydanında gerçek eylem hayata geçiyordu.
”Teslim olunmayacak, karşılık verilecek. Olur da yakalanırsanız yapının adını verenler hain ilan edilecek” söylemi, gerçekte bizlere de eylem anında hareket özgürlüğü tanıyordu.
Devrimciler hain olarak yaşamaktansa ölümü tercih ederler…
Eşrefpaşa pazar yerinde gerçekleşen ”Sahte eylem” sonrası her yanımız sarılmıştı. Aralardan ”Arap fırını” sokağına indim. Konak’ın tersine yani Kestelliye doğru yürümeye başladım.
Sokak çok dardı, bizlerin ”Motorlu” dediğimiz motorlu ekipler amirliğine bağlı minibüsün sesini duydum. Sokağın sonuna yaklaşmıştım, geri dönemezdim. Karşılaşacaktık, belki durdurmazdı. Durdurursa çatışmaktan başka da çarem yoktu. Sayfamda bulunan yakın dostlarım biliyor. Hiç teslim olmadım!
Sokağın sonuna yaklaştığımda adeta burun buruna geldik. Övünmek olmasın eylem geliştikçe soğukkanlığımı yitirmiyorum. Başımı hiç kaldırmadım, onların kararsızlığını fark ettim.
Sesler geliyor ama ne konuştuklarıyla ilgilenmiyordum. Bütün dikkatim olası açılacak kapının sesindeydi. Teslim olmayacaktım..
Minibüs yavaşlasa da durmadı. Tam ”Oh” diyecektim ki aynı sesten bir arabanın daha geldiğini anladım. Aynı şekilde başımı kaldırmadım. Olaylarla alakalı insan merak eder ”Kim bunlar acaba polis mi?” diye merak edip başını kaldırır bakar değil mi? ”Motorlu” veya reno sesini öyle iyi tanırdık ki ne olduklarını anlamak için bakmamıza gerek yoktu. Seslerini duymamız yetiyordu.
İkinci minibüs de durmadı. ”İlki durdurmadıysa biz niye durduralım” diye düşünmüş olmalılardı.
Hayat bu kadar tuhaf işte. İlk minibüs durmuş olsaydı oradan sağ çıkmak imkansız olurdu..
İşte bunların ne kadarını yazarım, yazmalı mıyım inanın bilmiyorum? Bu nedenle de bıraktım yazmayı.
Bizler yazmayınca da birileri yazıyor ”Ben şurda solcuyken”…!
Gerçek konu ne biliyormuşsunuz arkadaşlar? ben solcularla devrimcileri hep ayırdım. Aralarında ciddi fark var diye düşünüyorum.
Belki de ben yanılıyorumdur!..
……
Hep seçim hep seçim!.
İyi ki Fenerbahçe şampiyon olamadı!
Galatasaray şampiyonluk hologramı hazırlamış.
Stad duvarlarında devasa bir aslan dolaşıyor. Daha sonra sahaya iniyor ve seyircilere olanca haşmetiyle kükrüyor.
Ya Fener şampiyon olsaydı?
Bir sarı kuş sahanın içinde “cik cik” diye gürleyecek ve hepimizin ödünü koparacaktı!.














