Robotların hayatın pek çok alanında olduğu sır değil, buna ilişkin onlarca şeyi duymayanımız yoktur herhalde.
Sanayide, evlerde artık işlerin çoğunu bunlar yapıyor.
Hal böyleyken, edebiyatın buna eğilip romana, şiire, tiyatro ve resme, belki de müziğe konu etmemesi düşünülemez.
Oğuz Vuruşkaner işte bunu yapmış, robot dünyasına el atmış.
Vuruşkaner, 1997 doğumlu. ODTÜ’yü bitirmiş, yazılım ve teknoloji alanında çalışıyor.
Dolayısıyla teknoloji ve robotlar dünyası onun ilgi alanı…
O da işe buradan başlamış haklı olarak.
Öyle ya, insan bildiği dünyayı yazıya döküyor. Nasıl ki Ferit Edgü Hakkâri’ye öğretmen olduğunda, orada, Pinkaris köyünde dağlar arasında bir başına kalmış insanların dünyasını romanına konu seçmişti, şimdi Oğuz da bunu yapıyor. Bildiği alanı getiriyor önümüze.
Edgü, bir yazarın sadece olan biteni göstermekle yetinmemesi gerektiğini, asıl başarının okurun sezgisini, dünyaya bakışını kullandığı dil ve anlatımdaki ustalığıyla değiştirmesinden geçtiğini söylemişti, bir yazısında.
Hakkâri’de Bir Mevsim1 romanı tam da böyle idi.
Bu nedenle de onu ustalığa taşımıştı.

Şimdi bu örnek sanıyorum Oğuz Vuruşkaner için geçerli.
O da yeni bir dünyanın kahramanları olan robotların dünyasını bize açıyor.
BİR İLK ROMAN: CONCORDİA2
Vuruşkaner, Concordia romanıyla robotlar dünyanın çelişkilerini, mücadelesini veriyor.
Tabii bizim alıştığımız temalar, aşk, sevgi, yalnızlık ilişkileri bu dünyanın duygu dünyasında henüz yer almıyor.
Yazar da haklı olarak bu temalara yer veremiyor.
Peki, roman ne anlatıyor?
Elbette uzun uzun içeriği anlatacak değilim.
Kısaca, Arion Vasilis ve Elias Novak kurdukları şirketle robotlar dünyasına el atan iki bilim insanı.
Bunlar, robotlara insanda olan özellikleri; bilinç, zihin, düşünme gibi yetileri yükleyerek onları birer mekanik ve ruhsuz makina olmanın ötesine taşıyorlar.
Bunu da başarıp robotlardan bir bölümünü analiz yapacak düzeyde tasarlamayı başarıyorlar.
Ancak bu kez bu özelliklere sahip olanlarla olmayanlar arasında bir kavga başlıyor.
Hangi grup Başkent denen iktidar gücünün merkezine sahip olacaktır?
Uzun bir robotlar savaşı böylece başlamış oluyor. Vuruşkaner yetkin bir anlatımla bu sahneleri romanında okuruna yaşatıyor.

***
Eleştirmenlerimizden Doğan Hızlan, genç yazarlara kapının aralanmasını, onların bu çabalarına destek olunması gereğinden söz eder pek çok yazısında.
Ben de aynı görüşteyim, çok sevdiğim ikisi de doktor Şebnem-HakanVuruşkaner çiftinin oğlu olan, öğrenciliğinin nerdeyse her aşamasını bildiğim pırıl pırıl bir gence, kapının sonuna kadar aralanmasını diliyorum. O nedenle kitabı edinin ve bu gizemli dünyaya adımınızı atın derim.3
***
5. ULUSLARARASI İZMİR
FİLM VE MÜZİK FESTİVALİ
Size şimdi de şu yukarıda adını yazdığım festivalden söz etmek istiyorum.
Bu arada, birçok kişinin, ‘şimdi nerden çıktı bu!’ dediğini duymuyor da değilim.
Haksız da sayılmazlar; pek çok uygulamanın demokrasiyle yollarını ayırdığı, hukukun geldiği yer, yerel yönetimlerin etkisiz kılınması için dönen dolaplar…
Böyle bir iklimde sanat etkinliği, üstelik de Festival… Pek akıllı işi gibi görünmüyor…
Bir kez kurumlarda, özellikle de belediyelerde bütçe olanağı nerdeyse sıfır düzeyinde.
Dolayısıyla destek sunmaları sorunlu.
Buna bir de başkanların ve onların etrafında kümelenen bürokratların ilgisizliğini, sanata koydukları mesafeyi ekleyin!
Fakat bütün bunlara karşın kahramanlar yok değil, organizasyon yeteneklerini ortaya koyarak işi kotarabilen kahramanlar.
Bunlardan biri, hemen söyleyelim; Vecdi Sayar.
Hani, ‘yoktan var etmek’ deyimi var ya, işte bu yoktan var etme deyimini Sayar ete kemiğe büründürüyor.
Koca festival, kurumların kayda değer desteği olmadan aksamadan yürüyor.10-15 Eylül arasında bu başarıyı hepimiz yaşayacağız.
Dolayısıyla, Vecdi Sayar tek başına bir kurum gibi.
Tabii bunda Sayar’ın hem ülkemizde hem de uluslararası düzeyde onlarca festivali organize etmiş olmasının payını da unutmamak gerek.
Yıllardır gazetedeki köşesinde bu birikimini ortaya koyan yazılarını okuyoruz.
Bu da Sayar’ın sinema sektörünü bütün ayrıntılarıyla bilen üç beş kişiden biri yapmaya yetiyor.

***
GELELİM FESTİVALE…
Vecdi Bey, festivalin ilk dördünü İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle kotarmış.
Zaten bu tip festivaller başka türlü olamaz.Bu sene ise belediye, deyim yerindeyse havlu atmış, destek veremiyor.
Ancak Sayar yılmamış, programı izleyenler görecektir, onca film, film müziği, belgesel, farklı dallardaki ödüller, filmlerin gösterileceği mekânlar…
İzmir dışından onca konuğun çağrılması, bunların konaklama ve ulaşımı…
Gördüğünüz gibi onlarca iş…
Sayar’a ‘tek başına bir kurum gibisin’ dememiz boşuna değil.

Evet, bunca laftan sonra bu kez bu kahramanlara destek vermek de bize düşüyor.
ifmfest Instagram adresinden siteye girdiğinizde programı göreceksiniz.
Ben bir bölümünü buraya yazmak istedim, gelin görün ki bu köşe gibi birkaç tane yan yana koymak gerek.
O yüzden siz indirin ifmfest adresinden kendiniz takip edin.
Film ve gösterilerin bir bölümü ücretli, bir kısmı ise ücretsiz.
Gösterimler; Üçkuyular semtindeki İstinye Park ve Alsancak Fransız Kültür Merkezi salonlarında.
Ben de izleyici jürili üyelerinden biriyim.
İzleyeceğimiz filmleri değerlendireceğiz.
Hadi bakalım, şu zor günlerde sanata destek olalım!
………………………
1 Hakkâri’de Bir Mevsim, Ferit Edgü, roman, Ada Yayıncılık, 1977 (14. Baskı: Everest Yayınları, 2024) , 256s.
2 Concordia, Oğuz Vuruşkaner, roman, Devinim Yayınları, Ağustos 2025, 264s.
3 Romanı okumak isteyen üç okuruma, talep edilmesi durumunda, göndermeye hazır olduğumu anımsatmak isterim! E-posta adresime bir ileti yollamanız yeterlidir.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26254864/salim-cetin/bir-roman-bir-festival-bir-cagri














