“Güneşin Kıyısında” Kezban Ustabaş’ın biyografi kitabı olmuş. İsim vermeyip “Bir çocuk, genç kız” diyerek kendi çocukluğunu ve 12 eylül dönemini anlattığı kitap şiir tadında yazılmış.
Kendi yaşanmışlığını anlattığını farketmem, onun İnanç ile olan ilişkisini bilmem nedeniyle benim için kolay oldu.
Sadece çocukluğu ve gençliğinden söz etmesi ve yine sadece kendi yaşamını etkileyen olayları vurgulaması, kitabın inceliğinin gerekçesini açıklamaya yetiyor.
Bir saat sürmedi kitabı bitirmek.
Kitapta, gördüğü işkenceden çok, üzerine ifade veren kişinin tavrını ve sorgudaki diğer insanların halini unutmamış olması, her fırsatta, işkence gördüğünü ballandırarak anlatanlara sunulan ders gibi!.
İnanç’ın öldürülmesi ile bozulan psikolojisi beni çok etkiledi. Bu durumu anlamak için onun İnanç ile olan yakın arkadaşlığına vakıf olmak gerekir. Konak şubeden olan arkadaşların çoğu bunu biliyordur.
İkisi çok yakın arkadaştı.
Bana imzaladığı kitaba “Suat Gerçek dost’a ortak anıları bulacağın bilmediklerini de öğreneceğin bir kitap oldu…” Sevgiler.. Yazmış.
Fırsat olur da bir gün kendisiyle konuşursak, bilmediği veya yanlış bildiği konuları ona anlatacağım.
Kim bilir belki acısını kısmen hafifletebilirim..
İmza gününe yetişemedim. Sağolsun ricam üzerine Coşkun imzalattı. Bir gün sonra sendikada teslim aldım kitabı.
Aynı gün bir sendikanın söyleşisi varmış. Katılmadım, giderken Kemal boynuma sarılıp beni birine şöyle tanıttı! “Hani kanımı yerde bırakmayan arkadaşım vardı ya işte -adımı söyledi-“
Adamın rengi kırmızıya döndü!.
Bu adam sendikal “mücadeleleri” yazıyormuş.
Kemal bana “Seni bunlara anlatıyorum, kitaplara yazmak söz konusu olduğunda -burada gülerek anlatıyor- “bunları roman olarak yazalım” diyorlar!” Dedi..
Şaşırmadım. Boşuna mı katılmadım söyleşiye! Ben her sendikacı ne anlatıyor ilgilenmem ki!
Fahrettin Çetin, Bekir Zeyyad Eken gibi sendikacıların anlatacaklarını önemser onları dinlerim.
Ne yazık ki o sendikacıların sayıları çok azaldı. Onlar devrimci sendikacılar dı şimdi çoğunluğun hayali Chp den vekil olmak.
Onları tanısam ne olur tanımasam ne olacak!?..
Kezban’ın acısı ile sendika anıları bir araya geldiğinde, hazmetmesi zor bir olayı yazmak zorunluluk oldu.
Tariş Direnişleri zamanı günde bir kaç eyleme birlikte giden”atkılı” Gençler vardı. Bunların sayıları gittikleri eylemin biçimine göre değişirdi. Kimi zaman iki kimi zaman altı kişi olurlardı.
Eylemler de doğrudan militarist güçlerle karşılaşırlar ve sorunları aşmak kolay olmazdı!.
Bu insanlar bu eylemleri “Sıcak eylem” olarak gördüler ve sonuç olarak kendi aralarında sarsılmaz güven oluştu. Birbirlerini hiç bir eylemde arkada bırakmadılar.
Kısa zaman sonra aralarından bir atkılı ayrıldı ve artık altı dost değildiler!.
Ayrılan atkılı gittiği yerde, yeni arkadaşlarına geride kalanları anlattı. Yeni arkadaşları, geride kalanlardan birinin kendileri için tehlikeli olduğuna ve onun yok edilmesi gerektiğine karar verdiler.
Biri eski atkılı dört kişi pusu peşindeydi, aradıkları kişi düştü pusuya..
Pusuya düşenin canını yakan pusu olmadı. Eski omuzdaşı onu arkasından vurup öldürmek için ayaklarının ucuna basarak yaklaşmaya çalışmıştı.
Düştüğü pusu ilk değildi, çok kez yaşamıştı pusuyu. Ama hiç bir saldırı arkasından yapılmamıştı.
Her insan kendi yaşadığını bilir ve her insan, içini acıtan bir şeyler taşır!.
Yarım ekmeği bölüşenler den biri diğerini vuracaksa, bunu sırtından değil yüzüne bakarak yapmalı! Ve
Vurulan “Önümden saldırsaydı üzülmezdim” Dememeli..
İnsanlar karşıdan da bakmaya gerek görmezse, her şeyin kendi önünde yaşandığını zanneder!..














