Geçen gün Basmane’den geçerken Konak Belediyesi’nin yeni yapılmakta olan binasına takıldı gözüm.
Binanın kaba inşaatı bitmek üzere.
Nerdeyse 35 yılı bu işyerinde geçmiş, tabii ki belediyenin değişik kademelerinde çalışmış biri olarak durdum, binaya defalarca hüzünle baktım. Nasıl da her şey bizimle beraber değişiyor.
Zihnim beni 1980’li yılların ortalarına götürdü.
İlk heyecan, binanın 7. katında başkan Süha Baykal’ın bürosunda işe başladığım günler…
O dönemin başkan yardımcıları Doruk Karaoğlu, Hasan Başak ve şimdi adlarını unuttuğum (beni bağışlasınlar!) diğer yöneticiler…
Onları belediyenin her şeyi bellerdik.
Sonra onlarca iş arkadaşı…
***
Ve tabii ki bu heyecanların yaşandığı mekân bu binada yer alıyordu.
Burası aynı zamanda 1984’ten önce de ESHOT’a ev sahipliği yapmıştı.
Demek ki benim gibi daha yüzlerce kişinin anısı var burada.
Dışardan burası bulvarın ovalliğini almış, dışı camla kaplı özgün mimariye o günlerin klas binalarından biriydi esas itibariyle.
Basmane’nin tam da Fuar’a bakan kısmında, bulvara tepeden bakan bir konuma da sahip olduğunu söyleyelim.
Binanın içi de geniş, her kata dönerli çıkılan geniş merdiven boşlukları binaya ferahlık sağlıyordu.
***
Ömrümün onca yılı burada geçti.
Her sabah evden koşa koşa buraya geldim, girişteki lokantada çorba içtim, hemen yandaki eczaneden Erol Bey’e bir selam verip ilaç aldım.
Bazı günlerde de çorbayı canım istemediğimde Bitpazarı girişine dalıp poğaça ve çaydan oluşan kahvaltımı o sevimli küçük yerlerde yaptım.
Orada arkadaşlarımla sabah çaylarını paylaşıp günlük dedikoduları yaptık.
Hey gidi günler…
Bugün onlardan eser yok.
Lokanta sizlere ömür, Erol Bey’in Merkez Eczanesi de yıkılmış, öğlen arası tavla oynadığımız Bitpazarının girişine açılan o sevimli çay ocakları da sessiz durumdalar.
Dahası binanın yanındaki otobüs terminalinde çalışan, eski Ege eşkıyalarına benzeyen sevimli bir tip vardı; körüklü çizmeleri, İngiliz pantolonu, orta yaşı geçmiş yüzüne yakışan

boyalı bıyığıyla yazar Sabri Yetkin’in Ege’de Eşkıyalar1 kitabından fırlamış biri gibi gelirdi bana.
Sanki Çakırcalı Efe’nin kızanlardan biri…
Gözüm onu aradı. O da yoktu.
Yanındaki gazete büfesi, karşı çaprazda hediyelik eşya satan dükkânlar da …
Neyse ki benim işe girdiğim yıllarda Gazi Bulvarı’nın orta kesiminde yer alan okaliptüs ağaçları yerli yerinde duruyor.
Benim eskimeyen dostlarımdı onlar, çalıştığım yedinci kattan onlara bakar, adını bilmediğim bir sürü kuşun yanında özellikle yapraklar arasına gizlenmiş bülbülleri görmeye çalışırdım.
Düşünsenize; şehrin tam ortasında onlarca kuş, içlerinde bir de bülbül…
Bu dostların orada olmaları, ara sıra ötüşleri bana iyi gelir, kendimi uçsuz bucaksız yeşillikler arasında hissederdim.
Şimdi o ağaçlar altından dakika başı tramvay geçiyor.
O güzelim kuşlar o gürültüye dayanabiliyor mu?
Doğrusu bilmiyorum…
Ya benim bülbüllerim, dalların arasında o gürültüde ne yaparlar?
Onlar adına üzülüyorum!
***
Vakti zamanında Cevat Şakir’in kızı İsmet Hanım anılarını yazdığı kitaba, Anılar Akın Akın2 adını vermişti.

Bizimki de o hesap, anılar sökün edip arkamızdan koşturuyor.
Bu bina daha nelere tanık oldu ve biz burada neler yaşadık?
Uzun hikâye…
Ve tarih böyle akıp gidiyor.
Ünlü şair Kavafis diyordu ya sen terk etsen de bu şehir arkandan gelecektir.
Bu kez şehir değil ama anılar geliyor arkamızdan.
***
Belediyeye girdiğim yıllarda Süha Baykal başkandı.
Fersan İşbitiren arkadaşım girmeme aracı olmuş, sınavla ilgili bilgileri ondan almıştık.
Sonrası 1986’da başlayıp 2020’de emekliliğe kadar giden uzun bir yolculuk.
İlk on yıl Güzelyalı’daki As Sineması.
Sonraki on yıl, Alsancak Kültür Merkezi.
Kalanlar ise belediyenin merkez binalarıyla bir bölüm Karabağlar Belediyesi’nde geçen bir ömür…
Beş yıllık öğretmenliği de eklediğimizde toplam 38 yıl…
İlk başkanım Süha Baykal, sonrası Ahmet Sarışın, Erdal İzgi, Ali Muzaffer Tunçağ, Hakan Tartan, Sema Pektaş ve Karabağlar’da Sıtkı Kürüm, Muhittin Selvitopu.
Hepsiyle birebir zevkle çalıştım.
***
O yıllarda belediyelerde çalışmak zevkti.
Kente hizmet birinci öncelikti.
Şimdi bu hizmetler mahkemelere taşınıyor.
Bu iklimde hiç kimsenin sağlıklı çalışacağına inanmıyorum.
Attığınız imza sizi mahkemeye taşıyor çünkü.
İktidar da bu algıya teşne sanki, onların gözünde bütün CHP’li belediyeler hırsız, AKP’li belediyeler bundan muaf.
24 yıllık iktidardan sonra, yerel yönetimleri güçlendirme sözü vermiş bir yapıdan bunları görmek hayal kırıklığı.
Demek ki “mutlak güç, bozar” ilkesi doğru.
Üstelik bütün bunlar hukuk kavramı içinde yapılıyor.
Seçilmiş olmanın pek de bir anlamı yok gibi.
Belediyeler, avına teslim olmayı bekleyen bir ceylan modunda.
Ürkek, tedirgin…
Karşı tarafın gerekçesi hazır: ihaleye fesat karıştırmak…
Artık gerisi uzun bir çaba…
Kendini aklamak için çırpın, eğer sesin duyulursa tabii.
Bu da hepimiz için Kafkavari bir kâbus demektir.
Eğer belediyenin hizmeti beğenilmez ise gelecek seçimde vatandaş ona oyunu vermez ve böylece demokrasinin işleyen çarkı dönerdi.
Biz böyle büyüdük.
Şimdi durum öyle değil.
Peki, halk buna ne diyor?
Şimdilik halk da şaşkın; eziyetin, baskının, komik ama hayatın olağan akışına uymasını en azından bekliyor.
***
Belediyeler demişken, bir başka gerçekten daha söz etmek gerek:
Eskiden belediyeleri Sayıştay ve İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişler denetlerdi.
Eğer bir yolsuzluk çıkarsa konuyu doğrudan onlar savcılığa sevk eder, mahkeme başlardı.
Şimdi bu yol kapalı.
Peki, her şeyi savcılar çözüyorsa, onca müfettiş ne yapıyor?
Ve başka bir soru daha:
Onca belediye başkanı, personeli, şirketler tutuklu yargılanıyor.
Bunların çoğu halk deyimiyle “hırsız.”
Üstelik bunları savunanlar da nerdeyse ahalinin yarısı kadar.
Peki, akla şu gelmez mi? Bir ülkede bu kadar “hırsız” varsa orda problem yok mudur?
Bir ülkenin yarısından çoğu hırsız olabilir mi?
Eğer böyleyse hepimizin üzülmesi gerekir.
Hatta yönetenlerin bizden daha çok üzülüp bu işte başka bir bit yeniğinin olup olmadığını araştırması, bunu kendine dert edinmesi beklenir.
Belki böyledir…
***
Hatırlayalım, çok geçmedi üstünden, bir Aziz Kocaoğlu davası vardı; iddia oydu ki belediyede herkes “hırsız”dı.
Gene hatırlayın, genel kurmay başkanı teröristti.
Sonra hepsi beraat etti.
Şimdi, hangisi doğru?
O günlerin iddiası mı, berat kararı mı?
Konak Belediyesi için yapılan binadan yola çıkıp nerelere geldik.
Hiç sevmem, benim tarzım politik yazı yazmak değil.
Ama akşam sabah belediyeler suçlanırsa ne yaparsınız ki!
………………..
1 Ege’de Eşkıyalar, Sabri Yetkin, inceleme-tarih, İş Kültür Yayınları, 2019, 360s., İstanbul
2 Anılar Akın Akın, İsmet Kabaağaçlı Noonan, anı, Bilgi Yayınevi, 2009 (5. Baskı: 2025), 384s., Ankara














