1968’de Erzurum’dan İzmir’e geldiğimde Kemeraltı bütün görkemiyle bu şehrin “merkezi”ydi.
Herkes Kemeraltı’na inerdi, oradan alışveriş edilir, Konak’tan başlayıp Çankaya’da biten sokakları, irili ufaklı binlerce dükkânı insanın başını döndürürdü.
Sünnet için aileler oraya gider, gelinlik için başka yer düşünülmezdi bile.
Tıpkı Orhan Pamuk’un İstanbul’da Beyoğlu’nu şehrin merkezi sayıp1 oraya gittiğinde kendisini mutlu addedip yeni dünyalara oradan açılabileceğini söylemesi gibi.
Kanatlanırdım Kemeraltı’nda sanki başka bir şenlikli dünya idi benim için Kemeraltı.
Binlerce çeşidin olduğu dükkânlar, sokaklar, camiler, sinagoglar; oradan Havra Sokağı’na uğramak bambaşka bir şenlikti.
Devamında kitabevleri, dergiler, yazarların sık uğradığı Bodrum Meyhanesi, Şükran Lokantası; oralarda yazarlara merhaba demek…
***
Kemeraltı’nın bir de mimari zenginliği var ki…
Eskinin hatırası Çakaloğlu, Abacıoğlu, Kızlarağası ve Mirkelam gibi hanlar.
Akademisyen, yazar Emel Kayın’ın üzerinde çalıştığını belirttiği Şükran Oteli’ne paralel Meserret, Ragıp Paşa, Güzel İzmir Otelleri…

Hatta bunlara Yılmaz Karakoyunlu’nun Üç Aliler Destanı2 romanında İzmir Suikastı’nı düzenleyenlerin sık toplandığı ve hemen Kemeraltı girişinde olan ama şimdi yerinde yeller esen Ankara Palas Oteli’ni de ekleyebiliriz.
Tarık Dursun’un “kopuk takımı”yla her sefer Ankara Palas’ta toplanıp Havra Sokağı’ndaki Yasef’in Meyhanesi’ne gittiğini meraklıları bilir.
***
PEKİ ŞİMDİ?
Bunların çoğu şimdi yok dediğimde, ne dersiniz?
Kemeraltı tipik bir AVM kimliğinde şu anda.
Ticaret var ama sanat nerdeyse yok gibi.
Kovan Yayınevi, Aydın, İleri, Ercan, Temmuz, Sergi, Konak kitabevleri çoktan tarihe karıştı.
Dönemeç3 dergisini çıkaran o güzelim insanlar derginin kapanmasıyla beraber buraya uğramıyor artık.
Oysa Hüseyin Yurttaş’ın kitap dağıtım dükkânı 90’lı yıllarda (sonraları İmbat Yayınları) sanat insanlarının buluşma noktası değil miydi?
O yıllarda Kemeraltı müdavimleri; Avni Anıl, Özdemir Hazar, Cevat Şakir, Çınar Çığ, Onur Şenli aramızda değiller artık.
Onların şenlendirdiği Bodrum Meyhanesi sıradan bir lokantaya dönüşmüş durumda.
Aynı kaderi Veysel Çıkmazı yaşıyor.
***
Sanat alanı çoraklaşmayı sürdürürken Kemeraltı’na kimlik katan eski yapıların korunmasında da benzer sonuçlar yaşanıyor.
Geçen yıllar içinde Meserret Oteli restore edildi, hiçbir özelliği olmayan bir yapıya dönüşmüş durumda şu anda.
Otelin alt katındaki fıskiyeli kafe şimdi sıradan, gelinlik satan bir dükkân.
Bu kez benzer tartışma Esat Erçetingöz’ün açtığı fotoğraf sergisi nedeniyle Şükran Oteli için gündeme geldi. Bilindiği gibi Şükran Oteli yakın dönemde dönüştürüldü ve Filibeli Han adıyla yeni bir yapı haline geldi.
Aslında Kemeraltı gibi tarihsel dokuya sahip bir semtte bu dönüşümler nasıl yapılmalıydı?

Bu kentin yazarları, gazetecileri, toplum bilimcileri ve öteki alanlardan duyarlı yurttaşları bu dönüşümlere ne der?
Bunlar doğru yapılmadığında bu şehir çok şey kaybetmiş olmaz mı?
İşte bu sorular ve duyarlıkla bu tartışmaya akademisyen Emel Kayın katıldı.
Kayın, daha sözün başında, araştırmaları olan hocaların görmezden gelindiği sitemini yüksek sesle dillendirdi.
Kendisinin de yıllarca İzmir için çalıştığını belirtti.
Mesela iki binli yıllarda ortaya koyduğu İzmir Oteller Tarihi4 bu duyarlıkla yazılmış bir kitap.
Bu kentin değeri olan konaklama yapılarının tarihsel geçmişine dönük bir çalışma bu.
Kitapta Şükran Oteli’nin öyküsü de var.
Şükran Oteli’nin ilk adı Hacı Hasan Oteli.
Otelin içinde Hacı Hasan Kahvesi ile Şükran Lokantası da yer alıyor.
Kayın, bu bilgiler yanında öğrencileriyle bu oteli rölöve ve fotoğraflar aracılığıyla belgelediklerini, ilaveten Kemeraltı ve Basmane bölgesindeki bütün bu yapıların plana işlenmesi amacıyla o günlerin belediye başkanı Ahmet Piriştina’ya götürdüklerini de söylüyor.
Ayrıca Şükran Oteli’nin de içinde olduğu TRT’nin çektiği Eski Otel Öyküleri belgeseline senaryo yazarı ve danışmanlık hizmetini de bu çalışmalara eklemek gerek.
***
Emel Kayın’a elbette Şükran Oteli’ndeki dönüşümü de sorduk.
Hoca, Konak Meydanı’ndan başlayıp Kemeraltı Camisi’ne kadar olan alanda bulunan bütün otellerin bütünlüklü bir biçimde korunmasıyla silinen izlerinin görünür kılınmasının kent hafızası açısından önemine değindi.
Bu bağlamda Şükran Oteli ve diğer yapılarda yapılan restorasyonun alışveriş merkezli olduğunu, bu çalışmalarda yapıların tarihsel geçmişiyle ilgili bağların görünmediğini de ilave etti.

Bu uygulamalar; Meserret Oteli, Ragıp Paşa Oteli, Güzel İzmir Oteli’nde de görülüyor.
Bu yapılara; avluların üstü örtülerek galeriler eklenmiş, açık kapalı mekânlar çoğaltılarak eczane-kıraathane-otel işlevleri görünmez kılınmış.
Dahası kat planları yok edilerek alışveriş merkezli bir yapı ortaya çıkmış.
Kısaca Hoca’nın belirttiği restorasyonlar bu minvalde yapılagelmiş.
Böyle olunca da Kemeraltı’nın tarihsel geçmişi haliyle görünmez kılınıyor ve bu değerli çarşı sıradan bir yere dönüşüyor.
Buna razıysanız mesele yok, aksi durumda iş vahim!
Yazıyı en iyisi, şair-yazar Hidayet Karakuş’un Kemeraltı’nı anlatan Yorgun Çarşı5 şiirinden bir bölümle noktalayalım.
Uzun bir alacakaranlık
Ve eski bir sudur Kemeraltı
Yıkıntısından
Yeni rüzgârlar doğacaktır.
……………………
1 Öteki Renkler, Orhan Pamuk, roman, YKY, Temmuz 2013, 444s., İstanbul, s.299
2 Üç Aliler Destanı, Yılmaz Karakoyunlu, roman, Doğan Kitap, 6. Baskı: 1991, 248s., İstanbul
3 Dönemeç: İzmir’de Mart 1976-Mayıs 1988 tarihleri arasında 92 sayı yayımlanmış aylık edebiyat dergisi.
4 İzmir Oteller Tarihi, Emel Kayın, araştırma, İzmir BB Kültür Yayınları, 2000, 202s., İzmir
5 Kemeraltı Şiirleri, Hidayet Karakuş, şiir, Yeni Türkü Şiir Yayınları, 1982, 40s.














