sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa POLİTİKA

Görüş…

Suat Gerçek Ekleyen Suat Gerçek
Eylül 13, 2025
in POLİTİKA, YAZARLAR
0
Görüş…
0
Paylaş
4
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

1980 Eylül ayının ilk günleriydi. Talat ismiyle Söke’nin Atburgazı köyüne gönderilirken bana “Sana kimlik ayarlayacağız. Selçuk, Salihli, Nazilli bu üç ilçeden birini seç, hangisini istersen oraya gönderileceksin” Denmişti.

“Faşistlerin en çok olduğu yer neresi ise oraya gitmek istiyorum”

Demiştim.

Kimlik hazırlanana kadar Atburgazı’nda kalmamı, daha sonra faşistlerin en çok olduğu Nazilli’ye gidebileceğimi söylediler.

Mustafa “Suat bu köyde kan davalılarımız var. Ben makine taşıyorum, tüm gün birlikte olacağız, istersen sana da bir tane vereyim” Deyince, ben de ona “Ver tabii! Yanımda seni vururlarsa nasıl öldüğünü izleyecek değilim” Demiştim.

12 Eylül sabahı kapımız gürültüyle açıldı. Yastık altındaki emanetimle karşıladım Süleyman’ı.

“Ka ka ka kalkın faşizm geldi” Süleyman kekemeydi. Darbeyi duymuş bize heyecan dan zorlukla anlatıyordu.

Evde tv yoktu. Köy kahvesine gittik, bütün köy kahvede tv izliyor.

Mustafa’ya “Beni Söke’ye götür. Elimizdekiler direnmeye uygun değil, Cemal’de mutlaka bir yerlere gizlediği keleşler vardır. Parti bir yıldan fazladır faşizmin geleceğini bildiriyor.” –İzmir de bir zaman kendimiz de parti emriyle ufak tefek hazırlık yapmıştık. Çok sonra anladım ki bu İzmire özgü yerel bir olaymış ve arkası olmamış!–

Otobüste giderken, Söke de direnişin başladığını, A-47 li yoldaşların yolları kestiğini hayal ederken, yollar da iki sıra dizili G-3 gördüm!.

Direniş olmadığını ve bu kez Güzel Tepe köyüne gitmemi söylediler.

İki kızı Karataş lisesinde, bir oğlu Diyarbakır eğitim fakültesinde okuyan bir ailenin, adı Güzeltepe’den çok, Yaşa Yaşayabilirsen olabilecek bir dağ köyüne götürüldüm.

Ailenin benden dolayı korktuğunu gizlemeye çalıştığı belliydi.

Bahaneyle yeniden Söke’ye götürüldüm ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığı sorulmadan, sokağa terk edildim.

Gittiklerini bile haber vermediler…

Kimlik kontrolünde kimliksiz olmam nedeniyle gözaltına alındım.

Şansıma bak!

Gözaltına alanlar sıradan polis değil, profesyonellerden oluşan sivil tim. Yeni değiştirebildiğim pantolonun astarında silah pası arıyorlar!..

Cebimde, İzmir otobüsü ile eve dönüşü karşılamayacak doksan beş lira ile, Söke’de kalma nedenime inanmıyorlar.

O akşam gözaltına benimle birlikte alınan herkesi bıraktılar ve Söke emniyeti topluca benimle ilgilendi!.

Kaldığım evi veremezdim. Mösyö ve başka bir idamlık yoldaş daha vardı orada.

Bu nedenledir ki parti içindeki “öğretmen hareketi” Ben de hayal kırıklığıdır!..

4-D 10 Eylül nedeniyle İzmir Sanat, Nazım Hikmet heykeli önünde kokteyl verdi.

“O vardı, şu vardı” Muhabbeti bana iğrenç geliyor! Ne yapacaktım TKP’yi ona, şuna, buna hediye mi edecektim?

Ondan, bundan, şundan olmayan ama ömür boyu görmek istemeyeceğim kişiler de vardı ve ben görmek istemediğim için onları da görmedim! Fakat o alanlar en çok bizlerin olması gereken alanlardır.

Ve görmekten büyük mutluluk duyduğum eski yoldaşlarımı da orada gördüm.

Matbaacı Hüseyin abi mesela.

Eski Kurtuluşçu çırağı Hüseyin abiyi “Matbaacı batmaz, tek batan Hüseyin abidir, çünkü hangi fraksiyon olursa olsun, onların işlerini de yapar kimseden beş kuruş almazdı. Bu nedenle battı.” diye anlatır.

Ne kadarı yerine ulaştı bilmemekle beraber, Hüseyin abi cezaevinde yatanlara da para gönderirdi.

Sarıldım Hüseyin abiye ve “Abi sen benim için çok değerlisin” Dedim.

O da bana “Sen de benim için çok değerlisin “Diyerek sarıldı.

Kokteyl masasında diğer abilerin de duyacağı sesle “Ben TKP nin nasıl büyük parti olduğunu anneni tanıyınca öğrendim. Bir gün işyerinde seni konuşuyorduk. Aramızda Suat’ı kurtaramayacağız filan derken, kapıdan içeri bir kadının sesi geldi “Suat’ı asamayacaklar, izin vermeyeceğim’ diyordu. O kadın annendi.

O zaman anladım TKP’nin nasıl büyük bir parti ve aile olduğunu. Sen bize annenin yadigarısın ve çok değerlisin.”

Şimdi!

Oraya gitmek, eski yoldaşlarımla yan yana durmak, 12 Eylül de yaşadıklarımız hiç olmamış gibi hissettiriyorsa, bundan daha değerli ne olabilir?…

***

Her insan aşık olabilir; benim ilk aşkım TKP’ye idi.

Beni yoldaş olarak en çok sahiplenen, aynı semtte birlikte mücadele verdiğim bir arkadaşım vardı.

Onun yeri bende hep özeldir.

Hiç kız arkadaşım olmadığını bilen arkadaşım, kendine komşu işyerinden bir kızla tanışmamı sağladı.

Daha 11-12 yaşında iken tornacı olup, sabah 7 akşam 8 arası çalışan bir genç, nereden, nasıl kız arkadaş bulabilirdi ki?

Arkadaşım beni tanıştırdığı kızla gezmem için, cebime harçlık da koyarak gezmeye gönderdi.

Gel gelelim nereyi gezeceğimizi, ne yapacağımızı, yani nasıl vakit geçireceğimizi bilmediğimden, kızcağıza İzmir’i yürüyerek gezdirdim ve ona adeta turist rehberliği yaptım.

Varyant da ağaçların içinde oturup İzmir körfezini izledik!.

Bu arada kız sıkça dudaklarını yalamaya başladı. Bu davranış ”Öp beni” demekmiş, Arkadaşım öyle söyledi!.

Cumhuriyet meydanında kıza ”Hadi fuara gidelim” deyince kızcağız ”Yürümeyelim ama Suat ne oluur” dedi!..

İkinci görüşmemiz kızın çalıştığı işyerinde oldu.

Beni çabuk sahiplendi, fakat o görüşmemiz son görüşmemiz oldu.

Benim hakkımda detaylı bilgi edinmişti ve mücadelede geri durmamı istiyor, her eyleme katılmamamı tembih ediyordu.

Bu talebi beni ondan anında soğutmuştu.

Ben devrimciydim ve devrim yapacaktık. ”Aşna fişne” işleri devrim yapmamıza engel olmamalıydı!..

Benim gözümde TKP’li olmakla mükemmel insan olmak, eşit anlam ifade ediyordu. Çok zaman ”İzmir’de kaç TKP üyesi vardır” diye düşündüğüm oldu ve kafamda oluşturduğum isimler, hiçbir zaman üç kişiyi geçmedi..

Bütün gençliğim boyunca, bana dünyayı değiştirebilme hayalini, umudunu yaşatan TKP 105. Yılın kutlu olsun..

***

Yıllarca düşünüp de cevabını bulamadığım konular var.

Bu konuların içinde büyük sorun olarak gördüğüm şey, insanların kariyer hırsı.

Mücadele içinde canlarını sakınmayan ve bugün hayatta olan devrimciler, zaman geçtikçe söz edeceğim bir olayı iyi gözlediler! Bunu nerden mi biliyorum? Kendi aralarında çok konuşuluyor oradan biliyorum.

Konu şu: Yaşları seksenlere dayanmış eski siyasi figürler! Ülkede kendilerinden başka siyaset yapacak kimse kalmamış gibi, sanki hiç yeni devrimci yetişmemiş gibi koltuklarını kimselere vermeyi düşünmüyor, ölene kadar lider olmak istiyorlar.

Bu konu öyle tuhaf ki sadece devrimciler değil, siyasi yelpazenin her kesimi böyle insanlarla işgal edilmiş.

Oysa altmış beş yaşın üzerinin cezai ehliyeti bile, orta ve genç yaştaki insanlarla aynı değil.

Söz gelimi Adnan Menderes vs idam edildiğinde, Celal Bayar o yaşın üstünde olduğu için idam edilemedi.

Yine aynı ve üzeri yaşlara sahip insanlar, noter, tapu vb işlemlerde iki tanığın “Akli yeterliliğe sahiptir” Tanıklığı olmadan işlem yapamaz, yapılan işleme itiraz edildiğinde, sağlık kurulundan rapor gelene kadar yapılan işlem yok hükmünde sayılır.

On sekiz yaşından küçükler hukuk önünde ne ifade ediyorsa, altmış beş yaş ve üstü aynı şeyi ifade ediyor.

Şimdi!

Benim önerim altmış yaş üstüne siyaset yasaklanmalı, parti üyelikleri askıya alınmalı.

Aksi halde, analarımızı daha çok ağlatır bunlar!..

Kanıt mı? Ülkemizin haline bakmak yetmiyor mu?..

***

Gani Müjde:

Gürsel bey il başkanlığına bugün gideceğinizi duydum. Yollar biraz sıkıntılı “sevgili abim”. O yüzden sana yardım edeyim dedim. Tem otoyolu kapalı ama utanmazlık caddesi açık. Caddenin sonunda yol ikiye bölünüyor. Sağ tarafı tercih et. Yazıklar olsun marketinin yanından merdivenleri çık, Benden bi cacık olmaz lokantasını geç. Demokrasi meydanını arkanda bırak hiç arkana bakma hatta. Bu yol yol değil sokağını bitirince tam karşında toma’ları göreceksin. “Ben iktidar tarafından muhalefet partisine atanan Kayyum’um. Bugün aslanlarla gelecektim ama kafesin kapısını biri açık bırakmış. O yüzden yalnız kaldım. Binaya kadar bana eşlik eder misiniz?” de. Koltuğa otururken de dikkat et. Raptiye maptiye koymuş olabilirler, hatta senden önce biri oturmuş olabilir. Aman ha.

***

Genç yaşlarda birden fazla nedenle çok kitap okuyamadım.

Direnme Savaşı kitabını on sekiz yaşında okudum.

Bu kitapta bilindiği gibi, düşmana esir düşen insanların nelerle karşılaştığı ve ne tür işkencelere nasıl direnildiği anlatılıyor.

Okuma alışkanlığım ilk olarak, Kasabalılar olarak bilinen, daha sonra ise kökü aynı şekilde THKP’den gelen, Acilciler olarak bilinen arkadaşlar sayesinde oluştu.

Okumayı sevmiştim ve okumak ile spor yapmak dışında çok da alternatif bulunmuyordu.

Her okuduğum kitaptan biriktirme şansı bulduğum bir şeyler oldu. Zaten hafıza bunun için değil mi?.

İnsan eğer içerde ise, orada yaşanılanlardan da çok şey öğreniyor!.

Söz gelimi hiç bir mücadelenin içeriden yönetilemeyeceği, kişi örgüt üyesi ise, dışarıya çıkana kadar üyeliğinin askıya alınacağı vb. gibi.

Örgüt ilişkileri kişisel ilişkilere heba edilemez! Bunu yapanlar en hafif tanımla oportünisttir.

Kişi dışarı çıkmak için düşmana yalakalık yapmış, onlara pişmanlık belirten dilekçe vermiş. Bakıyoruz o kişi bugün de içimizde.

Gerekçe?

Bir zamanlar falancaya, filancaya kişisel yardımı olmuş!

Keşke olmasaymış…

İçinde olmadığınız yapıya yönelik eleştiri sınırlı olur.

Söz konusu böyle yapılara dışarıdan yön vermeye çalışmak ile cezaevinden örgüt yönetmeye çalışmak arasında fark yoktur!

Sonuç: Selo’yu özledik…

Post Views: 136
Önceki yazı

Face yazıları…

Sonraki Gönderi

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR’LIK)

Suat Gerçek

Suat Gerçek

Sonraki Gönderi
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR’LIK)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR’LIK)

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.