Yine aynı senaryo. Aynı kirli eller, aynı karanlık merkezler, aynı vicdansız teknikle sahnedeler.
Bu kez hedef İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Bahane bir gözaltı, bahanenin arkasında ise şeytani bir bilgi notu. Sahte belgeler, montaj fotoğraflar, özel hayatlara saldırılar, başörtüsü üzerinden kurulan iğrenç bir algı oyunu.
Bilgi notu denen paçavra bir metin, gazetecilere “özel servisle” iletiliyor. İçinde hem başörtülü hem başı açık bir kadının fotoğrafları yer alıyor. Amaç belli. Hem dindar kesimi kışkırtmak, hem seküler kesimi tahrik etmek, hem de bir kadını linç etmek. Hedefin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu olması tesadüf mü sanıyorsunuz? Hayır. Bu, 2024 seçimlerinden beri sürdürülen sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyasının son perdesidir.
Ve perde arkasındaki isim? AKP’li bir belediyede çalışan bir troll. Kendi ifadesiyle daha önce “Ayasofya’ya gittiği için” işten çıkarılmış ama sonra ödüllendirilmiş. Şimdi ise kamu kurumlarının içinden “operasyonel belge” taşıyıp medya aracılığıyla linç kampanyasına önayak oluyor.
Başörtüsü, bu ülkede yıllarca mağduriyetin sembolü oldu. Şimdi o sembol, bir trolün elinde itibarsızlaştırma aracı olmuş durumda.
Bu nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir iki yüzlülük?
Yıllarca başörtüsü yasağına karşı çıkıp şimdi başörtülü kadınların özel hayatlarını ifşa edenlere ne demeli?
Burada yalnızca bir kadının değil, kamuoyunun da aklıyla alay ediliyor. Mahremiyet çiğneniyor, dinî semboller araçsallaştırılıyor, medya araçları silaha çevriliyor.
Sözde gazetecilik yapan, kendini “basın mensubu” sanan bazı kişiler de bu rezilliğin gönüllü maşası olmuş durumda. Etik, ilke, hak, hukuk? Onlar çoktan çöpe atılmış. Ne kalmış geriye? Korku, biat ve reyting.
Bu çürümüşlük artık yalnızca bir iktidarın değil, bir rejimin aynasıdır. Kadının bedenini teşhir edenler, mahremiyeti silaha dönüştürenler, bir trollün kaleminden çıkan metinle linç başlatanlar bilsin ki, bu düzen ya düzelecek ya da bu utanç sizi tarihin en karanlık sayfasına gömecek.
Çünkü bir kadının fotoğrafıyla kumpas kuranlar, yarın çocukların geleceğini satar. Dünü satanlar bugünü kirletir, bugünü kirletenler yarını yok eder.

***
MÜJDELER OLSUN, DÖNDÜ
Anadolu’nun sarp kayalıklarında, binlerce yıldır rüzgarın anlattığı bir hikaye vardır. O hikayede bir gölge dolaşır. Ne tamamen görünür ne de unutulmuştur. O gölge, antik çağlarda Artemis’in izcisi, Yunan tanrılarının öfkesinden saklanan bir hayvan değil, doğrudan tanrıların kendisine emanet ettiği bir ruh gibidir. Adı: Anadolu parsı.
Bir zamanlar Lidya’nın paralarında işlenen, Roma arenalarında hayranlıkla izlenen bu kudretli yaratık, yüzyıllardır mit ve gerçek arasındaki puslu sınırda yaşadı. İnsan, onu kendi hoyratlığında unuttuğunda bile, o unutmayı seçmedi. Pars, dağlara çekildi. Toprağın hafızası, kayanın dili, ormanın suskunu oldu. Kimi onu efsane sanıp masallara gömdü, kimi “Artık yok” deyip maden yoluna taş döşedi. Ama pars, tıpkı Nemrut’un zirvesinde bekleyen tanrılar gibi, yerini terk etmedi.
Şimdi Tarım ve Orman Bakanlığı’nın fotokapanlarının sessiz gözünde yeniden belirdi. Bu bir görüntü değil, Anadolu’nun vicdanı. Toprağın bağışlamadığı ne varsa, o bakışta gizli. Parsın adımları, betonla çevrilen vadiye bir ağıt gibi düşüyor. Dağlar bir kez daha konuşuyor.
“Ben buradayım. Henüz bitmedi.”
Bu parsa bakmak, sadece bir hayvanı görmek değildir. Bu, insanın kendisine ve yitirdiği doğa ile kurduğu kadim antlaşmaya dönüp bakmasıdır. Belki de bu görüntü, Tanrılar Dağı’ndan gönderilen bir uyarıdır.
“Beni değil, kendini kaybediyorsun.”
Anadolu parsı döndü. Şimdi sıra insanda. Unutulmuşun yeniden hatırlanması, kaybedilenin korunması için…

***
BU NE KORKUDUR BÖYLE?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ülkenin en büyük şehrinin seçilmiş belediye başkanını öyle bir tehdit olarak görüyor ki, şimdilerde metroda bir fotoğrafı görsek, adeta darbe oluyor sanılıyor.
Son karar: Ekrem İmamoğlu’nun görüntüsü, sesi ve fotoğrafı yasak.. Aman diyelim, vapura binerken gözünüzü kaçırın, yoksa “örgüt üyeliğinden” sanık olabilirsiniz. Metroda İmamoğlu’nun sesini duydunuz diyelim, kulağınızı tıkayın, belki “toplumu kin ve düşmanlığa tahrik” sayılır.
Geçtiğimiz aylarda afişler söküldü, pankartlar toplatıldı. Şimdi sıra geldi belediye otobüslerine. Yakında İBB logosu da suç unsuru sayılırsa şaşırmayın. Belki “İmamoğlu’nun gölgesi var” denilerek güneşi de yasaklarlar. Gözaltı gerekçesi: “Gölgeye temas etmek suretiyle kamu görevlisine örtük övgüde bulunmak.”
Bu bir hukuk kararı değil. Bu, siyasi estetik kaygıların kabus görmüş hali. Zira bir yöneticinin sesi ve görüntüsü bile bu kadar büyük korku yaratıyorsa, ortada sadece bir yasak değil, bir itiraf vardır. O adamdan fena çekiniyorlar.
Kısacası, memlekette bazıları için en büyük tehdit ne yolsuzluk, ne yoksulluk, ne adaletsizlik. En büyük tehdit, bir fotoğraf.
Çünkü o fotoğraf sandığı hatırlatıyor. Ve bazıları o sandığa baktığında yalnızca kendi sonlarını görüyor.

***
PEKİ BUNLAR NE VALİ BEY?
Muğla Valisi İdris Akbıyık, Akyaka Orman Kampı’nda tepki çeken çalışmalarla ilgili, “Herhangi bir betonlaşma yapılmadı. Biz orada yangın çıkmasın diye temizlik yapıyoruz, birileri de ‘Ormanlar katlediliyor’ diye gösteri yapıyor” dedi.
Ancak görüntüler valiyi doğrulamıyor. Ormanın içinde çok yerde beton yapılaşma hazırlığı olduğu görülüyor.
Valinin bu sözlerine Akyaka Kültür Sanat Derneği, Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği ve Slow Food Gökova Birliği ortak bir açıklamayla tepki gösterdiler.
Açıklamada, Valilik bünyesinde ön inceleme sürerken yapılan bu beyanatın “ihsas-ı rey” niteliğinde olduğu ve soruşturma sürecini etkileme riski taşıdığı vurgulandı.
Dernekler, Vali Akbıyık’ın “betonlaşma yok” ifadesinin gerçeği yansıtmadığını, kamp alanında beton kilit taşlarıyla yollar ve otoparklar yapıldığını, doğal zeminin tahrip edildiğini belirtti. Ayrıca, doğa koruma izni alınmadan yapılan bu çalışmalarla genç ağaçların ve bitki örtüsünün yok edildiği, Savcılığa belgeleriyle suç duyurusunda bulunulduğu kaydedildi.
Valinin “temizlik çalışması” olarak nitelediği müdahalelerin, sit alanı olan bölgede izinsiz gerçekleştiği ve kıyıdaki işletmelerin yasa dışı yapı kayıt belgeleriyle faaliyet gösterdiği de ifade edildi. Açıklamada, bir işletmeye ihale edilen kanalizasyon çalışması karşılığında işletme izni verildiği iddiası da “vahim” olarak nitelendirildi.
Sivil toplum örgütleri, Muğla Valiliği ve Orman Bölge Müdürlüğü’ne, yasaya aykırı yapıların kaldırılması ve kamu alanlarının geri kazanılması çağrısında bulundu.















