Son günlerde Yunanistan’ın Santorini Adası çevresinde meydana gelen binlerce küçük deprem, bölgede büyük bir felaketin kapıda olduğuna dair kaygıları artırıyor. Yunan hükümeti, olası bir yıkıcı depreme karşı alarm durumunda. Afetzedeler için çadırlar kuruldu, sığınma yerleri açıklandı, halk bilgilendirildi. Özetle, komşu ülke vatandaşlarını korumak için tüm mekanizmalarını devreye sokmuş durumda.
İsrail deprem bölgesinden 1600 kilometre uzakta olmasına rağmen olası bir tsunaminin etkilerine karşı tedbir almaya başladı. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, tüm ilgili kurumlarla toplantı yaparak hazırlıklarını artırıyor.
Santorini Türkiye’nin yanı başında. Mesafe sadece 140 km. Bölgedeki bir büyük depremin veya volkanik hareketliliğin ülkemizi de etkileyebileceği açıkça ortada.
Ama bizde tam bir sessizlik hâkim. Hükümetten tek bir açıklama yok. Sadece Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), devam eden sarsıntılar hakkında bir rapor yayımladı. Raporda, sismik hareketliliğin bir volkanik patlamayı veya tsunamiyi tetikleyebileceği ifade edildi ama alınan ya da alınacak tedbirlerden, halkın neler yapması gerektiğinden tek kelime bile söz edilmedi.
Sormak gerekiyor, eğer bu depremler Türkiye kıyılarını etkileyebilecekse, neden bir kriz masası kurulmadı? Neden sahil şeridindeki yerleşim birimlerine yönelik uyarılar yapılmadı? Neden Yunanistan kadar önlem almaktan aciziz?
Her doğal afetten sonra olduğu gibi, yine “takdir-i ilahi” diyen yetkililer, olası bir felakette nasıl bir bahane bulacak acaba?
Yine kader mi?
Oysa önlem almamak, felakete davetiye çıkarmaktır!
Bilim insanlarına kulak verin.

***
DEPREMLERİN MERKEZ ÜSSÜ ALTIN PÜSKÜRTÜYOR
Ege’de son depremlerin merkez üssü olan Kolumbo sualtı yanardağı, yer kabuğunu titretmekle kalmıyor, aynı zamanda altın ve antimuan gibi değerli metaller püskürtüyor. Santorini açıklarında, deniz tabanının 500 metre altında gizlenen bu doğa harikası, sadece sismik hareketleriyle değil, dünyada benzeri görülmemiş jeolojik süreçleriyle de bilim insanlarını şaşırtıyor.
Yanardağın derinliklerinde bir yandan jeotermal süreçler değerli metaller biriktirirken, diğer yandan devasa miktarda karbondioksit salınıyor ve deniz tabanı toksik bir göle dönüşüyor. Oksijenin yerini alan gaz kabarcıkları, yaşamı adeta sıfırlarken, mikro düzeyde hayatta kalmaya çalışan sıra dışı organizmalar dikkat çekiyor.
Kolumbo, hem yer kabuğunu sallıyor hem de bilim dünyasını heyecanlandırıyor.
Depremleriyle korkutan bu sualtı devinin, zenginlik saçan bir yanardağ olması kaderin garip bir cilvesi değil de ne?

***
Unutmak Yok.
Affetmek Yok.
Helalleşmek Yok.

***
VİCDANLARDAKİ ENKAZ
6 Şubat 2023’te yaşanan büyük felaketin üzerinden tam iki yıl geçti. Devletin verilerine göre 53 bin 537 insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evsiz kaldı. Depremin ilk günlerinde büyük bir birlik ve dayanışma ruhu görüldü. Ancak iki yıl sonra geldiğimiz noktada, sorulması gereken temel soruların yanıtlarını hala alamadık.
Deprem bölgesinde yıkılan binaların çoğu, denetimsiz yapılaşmanın ve yıllardır süren rant düzeninin bir sonucu olarak yükseldi. “Yıkılmaz” denilen binalar saniyeler içinde çöktü. Dönemin yöneticileri ve sorumluları, felaketin öncesinde ihmalleriyle, sonrasında ise koordinasyonsuzluklarıyla bu kayıpların artmasına neden oldu. Ancak bugüne kadar hiçbir üst düzey yetkili yargı önüne çıkarılmadı.
Depremin üzerinden geçen onca zamana rağmen binlerce insan hala konteynerlerde yaşam savaşı veriyor. Kalıcı konut projeleri gecikiyor, verilen sözlerin çoğu tutulmadı. Depremzedeler için barınma sorunu devam ederken, afet sonrası toparlanma sürecinin adil ve şeffaf yürütüldüğüne dair ciddi soru işaretleri var.
Deprem gibi doğal olaylar engellenemez, ancak etkileri doğru şehir planlaması, sağlam yapı denetimi ve etkin kriz yönetimiyle azaltılabilir. Türkiye, büyük felaketler yaşadı ve bunlardan ders almak için sayısız fırsatı oldu. Ama yine de aynı acıları yaşıyoruz. Çünkü sorun doğa olayında değil, rant düzeninde.
Bugün 6 Şubat. Sadece kaybettiklerimizi anma günü değil, aynı zamanda hesap sorma günü. Çünkü adaletin sağlanmadığı bir felaket, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de enkazıdır.
Belki depremin enkazı kaldırıldı ama vicdanlardaki enkaz duruyor.
Ve o enkaz kalkmadan bu ülkeye adalet gelmeyecek.















