Donald Trump, çocuklarda otizm ile gebelikte parasetamol (Tylenol) kullanımı arasındaki ilişki üzerine yaptığı tartışmalı açıklamayla, siyasal repertuvarındaki en etkili numarasını bir kez daha sahneledi: Her ne kadar bilim çevreleri anında Trump’ı yalanlasa da tek bir başlıktan hem iç hem de dış politika için ikili iktidar hattı üretmeyi denedi.
Bu, onun siyasetinin yinelenen motifi, adeta bir “ayna labirenti” oyunudur. Trump içeride bu tür tartışmaları popülist bir söylemle halkı ulusal çıkar etrafında konsolide etmek için kullanırken, dışarıda aynı başlığı müttefikler ve rakipler üzerinde hegemonik bir baskı aracına dönüştürüyor.
Trump’ın otizm konuşmasının zamanlaması hiç de rastlantı değildi: Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistin meselelerine odaklandığı bir anda, bilimsel dayanağı tartışmalı bir sağlık iddiasını otizm üzerinden öne sürmesi, bilinçli bir gündem mühendisliğiydi. Trump’ın yöntemi, Machiavelli’nin “sevgi ve korku dengesi”ni küresel pazarlık mantığına indirgedi yine.
Trump, devleti bir şirket gibi yönetme anlayışını sağlık alanına yeniden taşıyor. Otizm ve parasetamol söylemi, bu yaklaşımın sağlık popülizmi boyutudur. Asıl mesele ise umudun metalaştırılmasıdır. Bilimsel ihtiyatın yerine politik pazarlamanın geçmesi, kırılganlığı yeni bir hegemonya aracına dönüştürüyor.
Otizm spektrumundaki artış, tüm dünyada aileleri bilim ile umut arasında sıkıştırırken, Trump bu kırılganlığı küresel ölçekte stratejiye dönüştürmekle meşgul. Parasetamolü otizme bağlayarak muhtemelen çözümü Amerikan ilaç tekellerinin vaatlerine yaslayacak yakın zamanda. Soru şu: Dün silah ve Boeing uçak alımları vardı; yarın ilaç ve aşı dayatmaları mı olacak?
Eğer gerçekten otistik çocukların derdi onun derdi olsaydı, savaşı durdurmaya odaklanırdı Trump. Çünkü otizm sınır tanımaz bir kırılganlıktır. Filistinli ve İsrailli çocuklar, aynı tanının sessiz kardeşliğinde buluşurlar. Onların ortak dili, savaşın gürültüsüne karşı duyarlılıklarıdır. Siren, bomba, uçak sesi; otistik çocukların sinir sisteminde dünyayı devasa bir yarığa dönüştürür. Oysa savaşın dili, tam da onların en dayanamadığı gürültüyle yazılıyor.
Trump’ın Amerikan halkına dönük mesajını anlamak için ise Türkiye’nin 1990’lardaki “zakkum ağacı ve kanser” deneyimi öğretici bir örnektir. Bir bakanın Yüce Divan’da yargılandığı gün, kitleler televizyonlarda zakkum ile kanseri tedavi ettiğini iddia eden bir hekimin bilim dışı “mucize şifa” vaadine kilitlenmiş, yolsuzluk ve yargı gündem olmaktan düşürülmüştü iktidar marifeti ile. Toplumu yapısal sorunlardan ve adalet arayışından uzaklaştırmış, sahte bir umut masalına hapsetmişti. Trump’ın yaklaşımı da benzer bir katman taşıyor; farkı yerel olmayıp dünya ölçeğinde kurgulanması.
Trump’ın ilaç stratejisi yalnızca yanlış bilginin dolaşıma sokulması değildir; çaresizliğin, otizm ile sınırlı kalmayacak şekilde küresel ölçekte ticarileştirme çabasıdır.
Hasılı Trump’ın “tek gündemli çift iktidar” stratejisi, bir politik ustalık oyununun ötesinde, insanlığın en kırılgan noktalarını metalaştıran bir paradigmadır.
Oysa gerçek siyaset, gürültünün içindeki sessiz çığlıklara kulak vermek, savaşın ortasında kaybolan insanlığın sesini duyurmak zorundadır.
Filistinli ve İsrailli otistik çocukların sessiz kardeşliği, bu paradigmanın en güçlü karşı tanımıdır: Otizmin sessizliği içinde paylaşılan bir acı, savaşın yıkımına karşı direnen en saf insanlık çağrısıdır. Barış ise otizmli çocukların korkusuzca uyuyabileceği yegane sessizliktir.
Sağlıcakla kalın
Zakkumdan parasetamole: Umut, manipülasyon ve Trump’ın ayna labirenti – Zeki Gül – Evrensel














