Başlığı görüp de “hah, yine insanlığa sallıyor” diye düşünmeyin. Önce sabır… Sabır altındandır, sükût ikrardan derler. Dişlerinizi gıcırdatıp hemen tefe koymayın beni; bırakın, konuyu bir açayım, mesele anlaşılır olacaktır.
Doğada Yok, Evimizde Var
Bakın şimdi… Doğada kravatlı bir aslan göremezsiniz. Çimlerde yatan bir kaplanın boynunda papyon da göremezsiniz. Ama bizim evlere bakın: Kedilerin tırnakları ojeli! Ensesi tokalı, kulağında küpe takılanı bile vardır. Sanki birazdan gece kulübüne gidecek garibim. İçimizde kuşlara atkı örenlerimiz bile var eminim buna.
Kurtlara palto giydiremezsiniz mesela; dağ başında şapkalı kurt da dolaşmaz. Ama biz köpeğe kaban giydirir, sokakta beraber yürürüz. Biraz abartırsak gözüne güneş gözlüğü bot bile alırız, ayaklarına “üşümesin diye yavrucağın”
Bakın, bizde seçenekler sınırsız. benzetme makinesi gibi çalışıyoruz; maşallah deyin siz de. Nazar değmesin,ne bulursa kendi suretimize uyduruyoruz anında.
Bir de Evlat Meselemiz Var, Dillere Destan
“Yahu, hayvanları kendimize benzetiyoruz da çocuklara karışmıyoruz mu?” diyorsunuz? Yok öyle yağma! Evlat, benzetmenin şahikasıdır.
Daha doğar doğmaz takım forması giydirilir. Bebeğin haberi bile olmaz, ama babası çoktan kararını vermiştir: “Bu çocuk Beşiktaşlı olacak!” İmkân varsa stada da götürülür; tribünde bağıra bağıra büyüsün ister. Çocuk “ben aslında tiyatroyu seviyorum” dese bile kulak asıldığı olur mu hiç. Ne demek tiyatro? Oynayacaksan sahada oyna! Kara Kartal’ı sen kurtaracaksın.
Okul kısmına gelince… Çocuk belki resim yapmayı seviyor ama aile der ki: “Resim karın mı doyurur? Git mühendis ol.” Mühendis olmazsa doktor. Doktor olmazsa hiç değilse avukat. Ama aman ha, sakın “sanatçı” kelimesi geçmesin! Sanatçı olursa akşam misafir geldiğinde nasıl övüneceğiz?
Bizde Bir de Kontrol Hastalığı Var
Ne yiyip ne içeceğini bile kontrol etmeye çalışırız. “Onu yeme, bunu içme.” Zaten yiyorsa da gizlice yiyecek; çünkü evdeki göz, Big Brother gibi her şeyi görür. Telefonunu kim aramış, kimle mesajlaşmış, hangi şarkıyı dinliyor… Mercek altındadır.
Sorun şu ki biz bunu da kontrolü sevgi sanıyoruz. “Ben çocuğuma sahip çıkıyorum” diye övünüyoruz aslında. Ama işin gerçeği şu: Onu bize benzetmeye çalışıyoruz.
Sonuç Ne Olur?
İnsanın doğası tuhaf. Kravatlı aslan görsek kaçarız ama kedinin tırnağına oje sürmek hoşumuza gider. Çocuğumuzu “kendimiz” yapmak için uğraşırız ama sonra da “Niye bizim gibi olmadı?” diye üzülürüz.
Cevap basit dostlar:
Çünkü biz insan oğlu,
sevgiyi bazen baskıya, bazen de benzetmeye çeviriyoruz.
Yani .
Yanisi
kendi sevgimizi sevindirmek için çok seviyoruzzzzz.














