Bir hücrenin ışığa açlığı ile bir kentin güneşe erişimi arasındaki bağ, bugün yalnızca biyolojik değil, açıkça politiktir. D vitamini eksikliği, salt metabolizmanın değil; aynı zamanda kamusal mekanın, belediye stratejilerinin, kentsel eşitsizliğin ve görünürlük hakkının da bir sonucu haline gelmiştir.
Güneşi göremeyen bir hücrenin çöküşü, güneşi görmeyen bir mahallenin kaderiyle paralel akar.
Hücredeki reseptör, devletteki yurttaş gibi davranır: Ne kadar ışık alırsa o kadar etkinleşir; ne kadar gölgede bırakılırsa o kadar susar.
Bugün birçok kentte yükselen bloklar, yalnızca mimari tercihler değil; enerji, sağlık, ruh hali ve toplumsal görünürlük üzerinde karar veren politik figürlerdir. Betonlar uzadıkça, ışık azalır; ışık azaldıkça hem kemiklerimizdeki osteoblast hem ülkede yurttaş zayıflar. Bu bir rastlantı değil, planlı bir “kentsel metabolizma” sorunudur.
Ve tam burada Marx devreye girer: Kentte ışığın, sosyal mekanın ve sağlık olanaklarının eşitsiz dağılımı, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin bir ürünü değil midir?
Karanlık, modern iktidarın en sessiz araçlarından biridir:
-Sokağı karanlık bırakırsın, güvenlik zayıflar.
-Pencereyi karartırsın, beden metabolizması çöker.
-Kentliyi güneşten ayırırsın, ruh sağlığı kırılır.
-Kamusal alanı gölgeye hapsedersin, demokratik görünürlük dağılır.
D vitamini eksikliği, laboratuvarın soğuk bir verisi olmaktan çıkar; kimin ışığa erişeceğine kimin erişemeyeceğine dair bir iktidar ekonomisi haline gelir.
Sağlık eşitsizliği, güneş eşitsizliğinden büyür. Agamben’in “kırılgan yaşam”ı, işte tam bu karanlık bölgede belirir: Bedenin ışıkla kurduğu bağ kesildiğinde, yaşam yalnız biyolojik anlamda değil, siyasal anlamda da çıplaklaşır.
Vitamin eksikliği salt bir yoksunluk değildir; aynı zamanda bir görülmeme, görünür kılınmama, yani kamusal var oluşun inceltilmesidir.
Güneşsiz kent, bir tür biyopolitik yönetim alanıdır: Hangi sokak gün ışığıyla temas edecek, hangi bina gölgeye hapsolacak; kim ışığı doğrudan alacak, kim yansımalardan…
Her mimari karar, hücre biyolojisini de belirleyen bir iradedir.
Ve geriye şu basit ama sarsıcı gerçek kalır: Işığa erişim bir sağlık hakkıdır; ışığın eşit dağılımı bir demokrasi meselesidir; ışığın sınıfsal dağılımı ise kapitalizmin çıplak gerçeğidir.
Bedenin D vitamini yokluğuyla çökmesiyle toplumun kamusal alan yokluğuyla sessizleşmesi arasında yalnızca metaforik değil, yapısal bir bağ vardır. Büyütülmüş kent planlarıyla küçülmüş kemik yoğunluğu aynı politik hikayenin iki ucudur: ”Güneşin yönü bile siyasaldır.”
Kim ışıkta kalacak, kim gölgede; hücreden sokağa kadar tüm yaşam bu sorunun etrafında döner.
Gıda ve ışığa en az ulaşanlarda kemik yoğunluğunun sessizce erimesi, kalça kırıklarıyla başlayan erken ölümler ve yaşlılıkta yatağa mahkum eden o ağır çöküş, biyolojik bir yazgı değil; kimin ışığa, kimin besine, kimin yaşam hakkına eriştiğini, kimlerin yaşama erken veda edeceğini, hangi kadınların yaşlı yatalak hasta bakımı için eve hapsolacağını belirleyen derin bir toplumsal eşitsizlik anatomisidir..
Hasılı, cildimiz güneşin ışığını yakalayan bir anten gibi çalışır; karaciğer, bunu işleyen bir fabrika; böbrek ise gücü aktive eden bir jeneratör gibidir. Kaslar ve kemikler, bağışıklık ve sinir sistemi ise bu enerjiyi kullanan canlı şehirlere benzer.
D vitamini ana kaynağı olarak balık, yumurta ve süt vd. fabrikaya gelen ham madde; takviyeler ise acil destek paketleridir. Ama herkes bu ‘şehre’ ulaşamaz; gelir ve bölge farkları kapıları kapatabilir.
Güneş yoksa, besin tek başına yetmez, metabolizma yavaşlar, beden kırılganlaşır. Gıda yoksa, güneş olsa bile şehir misali vücudumuz yeterince enerji üretemez; beden ve sistemler eksik çalışır. Hem gıda hem güneş yoksa, canlı şehir tamamen durur, metabolik ve toplumsal çöküş birlikte yaşanır.
İşte bu yüzden, bir hücrenin ve bir mahallenin ışığa ve besine erişimi yalnızca biyolojik bir mesele değildir; bu, toplumsal eşitsizliklerin, kentsel planlamanın ve iktidar ilişkilerinin doğrudan şekillendirdiği bir yaşam ve barış sorunudur. Bu bağlamda doğası gereği barış belediyeciliği ve güneş, bedenin, kentin, yaşamın vazgeçilmezleridir.
Sağlıcakla kalın.
Bedenin ışığı, kentin hakkı, demokrasinin nefesi: D vitamininin adaleti – Zeki Gül – Evrensel














