BAKALIM HANGİSİ ZAYIFLACAK?
Issız adaya düşen ve obezite sorunu olan Fadime ile Emine, üç hafta adadaki otlar ve doğal meyvalarla hayatta kalma mücadelesi vermişler.
Üç hafta sonunda onları fark eden bir gemi adaya yanaşmış ve onları almak için bir filika göndermişler.
Emine sevinçten uçarken Fadime filikadaki gemiciye sormuş; “ Bir daha ne zaman buradan geçeceksinuz?”
“ On gün sonra!” demiş gemici.
Fadime mahçup şekilde bir daha sormuş;
“ Şeyy! Acaba benu on gün sonra alsanuz olur mi? Bir on kilo daha zayıflamam gerekeyi de…”
Devlet Bahçeli de adadaki birini kurtarmak için filika göndermeye kararlı çok kararlı görünüyor.
Komisyon bugün adaya gidip Apo ile konuşup konuşmama konusunda bir karar verecek.
Komisyon gitmezse üç arkadaşını alıp Devlet Bey gidecek.
Feti Yıldız da Apo için Umut Hakkı konusunu yeniden ısıtmaya başladı.
Fıkrada, adada kalanın zayıfladığını görüyoruz. Gerçek hayatta ise; Adadakini kurtarırsanız zayıflayan Devlet olacak.
Devlet Bahçeli değil;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti!
Evet, komisyonda bugün çok önemli bir karar alınacak.
Ve bence bu karar; hangisini zayıflatma niyetinde olduklarının işaret fişeği olacak!
Çok tarihi bir gün!
Çok tarihi bir sorumluluk!
…
NE YAPIYOR BUNLAR?
Kelime bulmaca oyununda Dursun sıradaki kelimeyi anlatmaya çalışıyormuş.
-Hani yataruz, sonra dalaruz, yani nasil anlatsam?
– Rüya mu?
– Yok değul, değul. Hani sonra işe gitmemuz gerekeyi.
– Uyanmak…
– Hahhhh,… Nasil uyanıruz ?
– Telaşla uyaniruz, alarmla uyaniruz.
Tahminler sürer giderken Temel dayanamış ve;” Çekil ula! “ demiş Dursun’a “En pasit şeyu anlatamaysun!”
Sonra başlamış anlatmaya ;
” Civcivun babasidur!”
Hep bir ağızdan bağırmışlar ;
“ Horozzzzz!. “
İnsanın bir şeyi anlatabilmesi için o şeyi bilmesi yetmez, nasıl anlatacağını da bilmesi gerekir.
Anlatacağı şey, fıkrada olduğu gibi zaten herkesin bildiği bir şeyse anlatmak çok daha kolay olur.
Hele hele anlattığı, civcivin babası değil de Türk Milletinin Ata’sı ise, iş kolaydan da öte onur ve mutluluk kaynağı olur.
Ben de 25 Ekim 17 Kasım arası tam 15 farklı yerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatmanın onur ve mutluluğunu yaşadım.
Ama ya, Atatürk bana; “ Ne yapıyor bunlar?” diye sorsaydı da Atatürk’e bugünkü Türkiye’yi anlatmak zorunda kalsaydım o zaman ne olurdu?
Örneğin Atatürk;” Ben size hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir, demiştim. Yobazlar ne alemde?” diye sorsa…
Herhalde ona önce şu fıkrayı anlatırdım.
Temel’in karısı Fadime domuz gribine yakalanmış ve hastaneye kaldırılmış. Tedavisi tamamlanınca da eve çıkmış. Arkadaşı Dursun sormuş:
“ Karin nasil oldi Temel, tamamen iyileşti mu? “
“ Vallahi nasil anlatsam!” demiş Temel “ Gribi iyileştu de domuzlik tam gaz devam ediiyi.”
Sonra da ;”Vallahi Atam, sözde eğitim sistemimiz çok iyileşti de” derdim “Yobazlık ne hikmetse tam gaz devam ediyor.
Senin kurduğun DİYANET İşleri Başkanlığı; DinAlet İşleri Başkanlığına dönüşmüş gibi. Başkanı da; senin yolundan ayrılmayan bizlere “Laikçi Yobazlar!” diyebiliyor.
Anlayacağınız, dört nala milletten ümmete doğru gidiyoruz.
Söyleşimiz şöyle devam ederdi herhalde;
– Peki, ya milliyetçiliği dilinden düşürmeyen bir parti genel başkanı vardı. O ne yapıyor.
-İmralı’daki ceza evine gidip, bu vatanı bölmeye çalışan terör örgütünün başı ile görüşmek için hazırlık yapıyor.
– İyi de bu Cumhuriyeti ben size emanet etmedim mi?
– Ettiniz Ata’m!
– Peki Cumhuriyet ne alemde?
– Rejim değişti ?
– Ekonomi ne alemde?
– Sizin gözlerinizi kapattığınız 1938’de, 1 dolar 1.26 liraydı. Bizim Atatürk İlke Ve İnkılaplarına gözlerimizi kapattığımız bugünlerde 1 dolar 43 liraya dayandı.
– Peki ya;” Yurtta sulh! Cihanda sulh!”
– Ne içerde huzur kaldı, ne dışarda itibar.
Belki de bu aşamada Atatürk bana bir fıkra anlatırdı.
Kadının biri eczaneden içeri hışımla dalmış ve eczacı Temel’den bir şişe arsenik istemiş. Temel kadına arsenikle ne yapacağını sormuş ve kadın ; “Kocamı öldüreceğim” diye cevap vermiş.
Temel;”Kusura bakmayun hanumefendu” demiş “ama size bu sebeple arsenuk satmam imkansuz “
Bunun üzerine kadın çantasına uzanmış ve içinden kocasıyla Temel’in karısının yatakta çekilmiş fotoğrafını çıkarmış.
Temel fotoğrafa bakmış ve; “Hanumefendiciğum!” demiş “Reçetenuz olduğinu neden daha once söylemedinuz?”
Sonra da şöyle konuşurdu;
– İyi de bu durumlar için ben de size bir reçete yazıp bırakmadım mı?
Hani şu; “Ey Türk gençliği!” diye başlayan reçete.
Hadi bakalım, gel de cevap ver!














