Bir kereliğine de olsa
Kaşını kaldırıp yüzüme bak;
Kurtlar üşüşürken dağlarıma
Susma öyle
Bir şeyler söyle sırdaş gibi
Eğil de kulağıma…
.
Ufkun ötesini izlerken ruhum
Hüzünlü hediyeler aldım kendime, geçmişten
Dertli şarkılarımı paylaşamam kimseyle;
Gem vurulmaz acıların şahlandığı nefesimden
O hazanların ufalanmış yapraklarını üfleyemem
Sana da kıyamam…
.
Yalnızlığın selamsız sabahlarından tutup;
Zifir gecelere taşınan dipsiz akşamlardan
Haberin oldu mu…
Isınsın diye soğuk duvarın
Baştan çıkaran bir derin bakışı
Resim yapıp astın mı bir köşeye…
.
Gördün mü içteki yok oluşu…
Bak.… gürleyen gökten düşen iri damlalar
Yıkıyor karınca yuvasını ilk vuruşta…
.
Dudağında yorgun tebessümlerin kıvrımlarında
Dolaştı mı kederin kalemi…
Kahroldun mu zincire vurulmuş bir mahkûm gibi
Kendini yok sayan bir duruşta…
.
Vücutta bir ağırlık
Yarısı gurur, yarısı korku
Tamamı varlığı heba olmuş bir ben
Yeni bir dille konuşur ruhun
Sözlükte anlamını yitirmiş kelimelerden.
.
Oturmuşum bir başıma
Ölümü kollayan bir ihtiyar gibi
Gözlerim soluk
Dört duvar buz gibi soğuk mu soğuk…
Pervazlarından ayaz işliyor
Karlar yığılıyor denizliğine
Uzaklara bakıyorum
Kuşların konmadığı pencerelerden…
.
Sen hâlâ yoksun…
Uğulduyor uzaklarda,
Kar altında,
Rüzgârda
Alıç ağaçları…
Osman Aktaş / Erzurum/ 23.11.2016














