Sevgili Necdet Gökçe hocam,
Köşenizde bana cevaben kaleme aldığınız o güzel duygular için minnettarım. Yazdıklarım bir cevap değil; sadece içten bir teşekkürdür.
Her veda elveda değildir…
Vakti geldiğinde, insan olan çekip gitmesini bilendir.
Ve her insanın en güvenli sığınağı çocukluğudur.
Siz, sözlerinizi Nazım Hikmet ile taçlandırmışsınız…
Ben de naçizane, kendi şiirimle size karşılık vermek isterim.
Sevgi ve saygılarımla…
“GİDİCİ DURUYORDUM”
Tatlısı bile acısız olmayan hayatım
Tanrıların sığınağına sığmadı.
Mabetleri müşkül, sevdaları yorgundu…
Bense çok gidici duruyordum sende.
Yazdıklarımdan öte emanetti yüreğim,
bizi yazan tuşları bozuk daktiloma…
Oysa anneler dualarla uğurladı beni,
Sana gelen kaçamaklarıma …
Senden geriye bende kalan kokun,
yoksulu öldüren yoksulluk gibi,
hâlâ burnumda…
Hastalık gibi yüzümde duran yokluğundur,
sözün öze dokunduğu gibi.
Şiir’e akan gözlerine
birkaç nefeslik sözüm olduğu da aşikar,
tarifsizliği düşleyen sözlerimin nişangâhında…
Şimdi gökyüzünde köşeye sıkıştırılmış kuş gibiyim,
ela gözlü çöllerin aurasında.
Bir traktör cümle, mısra dizdim;
alt alta, üst üste.
İçinden sen’i alınca,
harcına çimento katılmamış duvar gibi.
Hepsi birden devrildi üstüme…














