Boyun mu uzadı Nurhak , bağrından sular mı çağladı yediverenler mi patladı eteklerinde ,
Kurşun seslerinden önce
Sinan sana ne etmişti ,
Yedi düvel dili konuşan
O bilge çocuk hani !
Sevdadan ağır ne dedi de kıydın canına..!?
Konya ovasından
bozkır türküleri getirmişti
sana Kadir,
Tuzlu dudaklarında
kurumuş gelincikler..
Kuşlarını mı ürküttü
haylaz çocuklar gibi
yoksa Alpaslan !?
Vurulduğunda kan çiçekleri sızıyordu göğüs kafesinden
İzmirin dağlarından toplayıp getirmişti oysa senin için..
” bir dağın tarihi nasıl anlatılır ?”
diye soruyordu bilge bir ozan,
Kentin varoşlarında acıdan uğunarak..
Kendi oğullarını bile gammazlamışsa üstelik !
Alnına kim
güneş olmak ister ,
kanlı perçemlerinden sızarken keder..
Ceylanlar bile küsmüş diyorlar ,
Suları çekilmiş
yerin yedi katına .
Yıldızlar pas geçiyormuş bulutlardan önce
kurumuş dağ neye yarar
Güz yapraklarından
bile
Utanırken
eğnindeki hançer..
Dağın gölgesine ihanet ,
Üç yiğidin peşine
On alay düştü….
“Nurhak sana güneş doğmaz!”
Mayıs. 2025. Antalya.
Necdet Gökçe














