Çocuk ve gençlerle eğitim felsefesi, eğitimin amacını açıklığa kavuşturmaya, bu amaca ulaşmak için neyin, niçin, nasıl ve kiminle yapılacağını mantıksal olarak gerekçelendirmeye, açıklamaya ve bir sistem kurmaya çalışan bir alan olduğunu anlatmaya çalıştık. Unutmamız gerekir ki eğitimin hem öznesi (faili) hem de nesnesi (malzemesi) insandır. İnsan doğduğu günden itibaren doğru bir eğitim felsefesiyle büyürse çocuklar bilgeleşir, mükemmelleşir.
Elbette ki pedagojik olarak çocuklara belirli dürtüler vermek ama aynı zamanda onları aşırı zorlamamak önemlidir. Çocuklar için eğitim felsefesi ne anlama geldiği konusu üzerinde durmuştuk.
Pedagoji, çocukların nasıl öğrendiği ve yetiştirildiği ile ilgilendiğinin de altını çizmiştik. Pedagoji, felsefenin ikiz kardeşidir. Felsefe eğitimin insana dair olan tüm alanları, yani beşeri bilimler alanını, doğa bilimleri, astronomi, tıp, teoloji, biyoloji, siyaset bilimi gibi tüm konuların eğitim felsefesinin ilgilendiği konular olduğu üzerinde durmuştuk.
Ancak pedagoji, çocukların bir okul sınıfında nasıl davrandıklarına baktığınızda aynı zamanda bir sosyal bilimdir. Giderek daha fazla bilgi üretildiği için yeni bilimler de ortaya çıkıyor. Bunlar genellikle bilginin sadece küçük bir bölümüyle ilgilenir. Öte yandan bazı bilimler tek bir büyük bilgi alanı olarak özetlenir: Felsefe sevmek ve bilgeliğin birliği olduğuna göre okullarda, cemiyetlerde, hatta evlerimizde çocuk ve gençlerimizin özgürce düşünmeleri ve gerçeği aramalarına olanak veriliyor mu?
Ne yazık ki bu konuda benim yanıtım, olumsuzdur. Çünkü felsefenin ikiz kardeşi olan pedagojik bilgiye genellikle ebeveynler ve eğitimciler sahip değildir. Çünkü öğretmen okullarında felsefe derslerinin kaldırılmasıyla birlikte pedagojik bilgi de ya hiç verilmiyor veya dalları budanmış, kurumuş bir fidan ağacı haline getirilmiştir.
-Antik çağlarda bile Theano ve Epicurus gibi filozoflar çocukları dünya hakkında felsefe yapmaya teşvik etmiştir. Aydınlanma Çağı boyunca, ebeveynlere çocuklarıyla birlikte düzenli olarak dünya hakkında düşünmelerini tavsiye eden kişi öncelikle İngiliz filozof John Locke olmuştur. Ancak 20. yüzyılın sonuna kadar, çocuklar ve gençler için felsefi düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik programlar geliştiren Amerikalı filozof Matthew Lipman sayesinde çocuklarla felsefe yapmaya yönelik toplumsal bir gelişmenin ortaya çıktığını ve onu kavramamızın önemini bizlere anlattı.
Bu programlarda Prof. Kamuran Elbeyoğlu Sirkeci sıkça “Çağımızda dünyanın tüm bilgileri çocukların 10 parmağının arasındadır, “diyor. Ayrıca
“Eğitim felsefesi, sistemli düşünmeye ve sorgulamaya dayalı bir etkinliktir,” diye açıklamıştı.
Bugün anne ve babaların, eğitimcilerin en büyük şikâyeti çocuk ve gençlerin bütün zamanlarını cep telefonu veya masa bilgisayarındaki oyunlarla geçirmeleridir. Abartının yanı sıra bir gerçek payı da vardır. Çocuklara bu platformlarda çok renkli ilgi çekici programlar sunuluyor. Buradaki oyunlarla çalışmadan zengin olma, özellikle yoksul ve orta gelirli aile çocuklarının ilgisini çekiyor. Sürekli günlük yayınlarda, haberlerde hatta meclislerde savaş konuşuluyor; savaş fotoğrafları ve videoları gösteriliyor. Bunların yanında cep telefonu ve masa bilgisayar programlarında yüzlerce savaş oyunu sunuluyor. Kendince çocuk bu oyunlarda savaş kurallarını öğrenerek ülkesini hatta ailesinden birinin bir komşuyla kavgasında onu nasıl yeneceğini ve yok edeceğinin kurallarını öğrenmeye çalışıyor. Böylece çocuklar ya kumar oyunlarının ya da silahlı kavgaların bağımlısı haline geliyor. Uyuşturucu, kumar ve silahlı kavgalara katılma, soygunlarda bulunma gibi olumsuzlukları da bu internet programlarının etkisinin olduğu bir gerçektir. Ancak bunlara karşı mücadele çocukların onlardan uzak durmasını sağlamak için yasak, kızmak veya hakaret etmek doğru bir yöntem değildir. Biliyoruz ki yasak olan her şey özellikle gençlerin daha çok ilgisini çeker.
Bunlara karşı felsefe ve pedagoji bilimi devreye girer.
Felsefe merak ve keşfetme arzusunu geliştirir mi?
Felsefe her türlü konuyu aklın eleştiri süzgecinden tutarlı bir yönelimle geçirdiğine göre, sorgulamanın temelinde çocuklarda doğuştan var olan merak ve keşfetme arzusu vardır. Bu konularda çocuklarla, gençlerle felsefe yapmak, yani dostça sohbet etmek gerekiyor. Sorular sorarak, düşünceleri birlikte irdeleyerek, gerekçeler sunarak ve sunulan programların amaçlarının gerçekte ne olduğunu sorgulayarak anlatmaya çaba gösterilmelidir.
Felsefe; anlamı irdeleyen, akla dayanan, bilgeliği arayan sistemli bir düşünme etkinliği olduğunu daha önceki sohbetlerimizde sıkça dile getirdik ve altını çizdik. Felsefe, yeryüzünde var olan gözle görülen varlığı, anlamı ve nedeni üzerine sorularla insanın meraklı arayışı sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Var olanı sorgulayarak aklın süzgecinde geçirirken başka neler vardır ve nasıl var olabilir sorularına da yanıt arayarak felsefe, eleştirel bir düşüncenin ve gözlemin konusu yapılması nedeniyle doğmuştur. İnsanın bilme isteği ve başkasının başaramadığını başarma merakını gidermek istemesi onu soran bir varlık haline getirmiştir. Soru soran bir varlık olarak insan, sorduğu sorularla var olanların varlığı, anlamı ve nedeni üzerine sorgulamasıyla insan bilinci gelişiyor ve var oluyor. İnsan düşünmeye, soru sormaya başladığı zaman felsefenin düşünceye yelken açması demektir. Çünkü hayat sadece yeme, içme ya da yapıp-etmelerden ibaret değildir; yaşamın bir anlamı ve değeri olmalı. O halde bu değeri bilme ve anlama çabası bizi felsefi düşünceye sürükler.
Bu nedenle felsefi düşünce, doğrudan insanın yaşamından kaynaklanır ve yaşamın kendisinden çıkan bu düşünce tarzı, insanın kendisine yönelik sorulardır. İşte burada yine Yunus Emre’nin “Bir ben var benden içeri,” sözünü hatırlarız. Burada ki var olan “Ben” düşüncesi, arzuları ve varmak istediği hedefe hasretidir. Eğer çocuk ve gençlerle bir sorunu konuşmak istiyorsak, felsefenin ve pedagojinin temel yöntem kavram ve sorularını unutmamız gerekir. Sohbet edilecek konuda sabırlı olmak, doğrudan sorular yerine sohbet içinde sorular sormak, çocuğun ve gencin içinde bulunduğu ortamı, psikolojik durumunu, kültürel birikimini çeşitli yönleriyle değerlendirerek felsefe yapılmalıdır. Sorular bu kavramlar çerçevesinde sorulmalıdır. Çocukları azarlayan, onurunu kıran sohbet ve sorulardan uzak durmak gerekir. Böylece çocuk ve gencin kendi varoluşundan türettiği soru ve yanıtlarla yine kendi varlığında keşfedeceği bir etkinliklerle kendisini ve çevresini değiştirir ve eğitir. Sokrates’in bu güzel cümlesini hep aklımızda tutmalıyız: “Ben kimseye bir şey öğretemem. Sadece düşünmelerini sağlayabilirim.”
Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekir. Bu yapay zekâ çağında felsefi düşünüş nedir?
Felsefi düşünce, hayret, merak ve kuşkudan doğar. Günümüzde anne ve babaların yaşı 40’ı aşmış, öğretmenlerin genellikle çocuk ve gençlerin elindeki akıllı telefonlardan ve bilgisayarlardan, kısacası internet programlarından her şeyi aradıkları için zamanın büyük kısmını onlarla geçirmeye çalıştıklarından, gelişmelere kuşkuyla yaklaşıyorlar ve şikayetçi oluyorlar. Belki haklı yanları vardır; ancak kendileriyle ebeveynleri arasındaki kuşak farkının doğal çelişkilerini unutuyorlar. Ancak ebeveynler unutmasınlar ki, insanın doğayı anlamak istemesi, yani doğasındaki bilme arzusu, onun meraklı bakışı felsefi sorgulama becerisinin sonucudur. Bugün vardığımız bilim, teknik ve lüks yaşamımız. Bu merak sonucunda tıp ve makine tekniği gelişmiştir. İnsanın içinde yaşadığı dünya, bir değerler ve anlam dünyası olması, insanın fiziksel dünyada oluşturduğu bu değerlerin/anlamların bilgisini ve bilincini bize kazandıracak olan felsefi bir bakıştır. Bu açıdan felsefe, insanın kendini bilmesine giden yolu açtığı gibi, kendisini bilen insan, bu bilgi ve bilinçle birlikte “kendi kişiliğini kazanmaya” da yönelir. Böylece çocuk veya gencin felsefi düşünme biçimi, aynı zamanda öteki insanlarla kurduğu diyalog ve iletişim tarzı da değişerek olgunlaşır.
Bu nedenledir felsefe bireylere, topluma/kültüre, özgürce düşünmenin/sorgulamanın, hoşgörülü davranmanın ve bir diyalog ortamının oluşmasına katkı sağlar. Böylece eğitim felsefesinin çocuk ve gençlerin yaşamına kazandırdığı bakış açısının en önemli sonuçlarından biri de ezbere yaşama durumundan kurtarmasıdır. Ezbere yaşama durumundan sıyrılan bir çocuk veya genç, bir birey olarak yaşamanın bilinciyle kendi varoluşunu gerçekleştirir.
Devam edecek…














