Şehrin gizli surlarının kepenkleri
Kapanınca bilinmez bir el tarafından
Kızılca kıyamet kopar serin rüzgârlar ardından.
Uzaklarda kurtların yanık ulumaları
Uzun uzun vururken karlı kış dağlarına
Kale dibinden akan hırçın dere sularının
İflahı kesilir yaz akışında taşlara çarpa çarpa…
Hatıralar kopar gelir çok eskilerden… çocukluğundan…
Yamacında biten burçakların
Yabani yorgun bakışları baharda
Görünmez olur masumluğundan…
.
İkinci sigara yakıldığında ikinci kaya görülür uzaktan,
Git git bitmez… Oku oku bitmez kitabelerine kazılmış yazılar
Daha nicesi ileridedir, sonuncusu kalenin tam dibindedir.
.
Tek başına bir tepe
Üzerinde yapayalnız duruyor kale
Dağlar ne kadar ırak eteklerine;
Üveyikler konar çalılarına;
Arılar çiçeklerine…
.
Zamanı saklar kale duvarları,
Eskilerden alarak sancılarını taşır
Gebe köy kadınlarının,
Ölümünü taşır şehre düşen gölgelerinde…
.
Şimdi evimin penceresindeyim,
Söylenmeyen o mevsimin içinde.
Ağaçlarımın çıplak dallarını seyretmekteyim.
.
Kale döktükçe güneşe yüzünü
Eriyor geçmişim, her gün eriyor.
Dışarıda gökyüzü yine de mavidir
Biliyorum…
Biliyorum…
.
Osman Aktaş/ 23 Ocak 2026/ Erzurum














