Sabah programlarının birinde gözüme takıldı.
Sunucular genç bir kadın için “Ayda seksen milyon. Türk lirası kazanıyor” dedi.
Bir de yetmedi, “Resmi kayıtlardan aldık” diye özellikle vurguladılar.
Resmi kayıtsa doğrudur tabii…
Bizim hayaller gibi gayri resmî değildir.
Bir an durdum.
“Bu genç kadın ne iş yapıyor acaba?” dedim.
Sonra aklıma emekli maaşıyla kıyaslamak geldi.
Bölmeye başladım…
Her böldüğümde rakamlar büyüdü, benim akıl küçüldü.
Bir yerden sonra matematik değil, iman meselesi oldu.
Dedim ki:
“Aklımız üç kuruş, onu da kaybetmeyelim.”
Hesabı bıraktım.
Sonra merak başka yerden vurdu:
Hangi üniversiteleri okumuş olabilir?
Hangi fakülteden mezun?
Atom mu parçalamış?
İnsanlığa bedava elektrik mi bulmuş?
Google amcaya sordum.
Karşıma şu çıktı:
Influencer: Çeşitli alanlarda fikir ve içerik üreterek insanları yönlendiren, takip edilen kişi.
Yani…
Tavsiye veriyor.
Allah var, fiziği de kötü değilmiş.
Zaten bu ülkede bazı meslekler CV’ye değil, selfie’ye bakıyor.
Derken geçen gece İzmir’den eve dönerken…
Bir baktım kavşakta polisler yolu kapatmış.
Bir konvoya yol veriyorlar.
Konvoyun başı yok, sonu yok.
Dedim ki:
“Herhalde bakan gelmiş.”
15–20 dakika sonra yol açıldı.
Sabah haberlerde gördüm:
Meğerse Menzil Şeyhi gelmiş.
Karabağlar’da toplu tövbe töreni yapmış.
Katılım?
On binler.
Şimdi bu kızı ve bu şeyhi bir arada düşünelim.
Biri göze hitap ederek kazanıyor.
Diğeri inanca ve duygulara hitap ederek.
Bunun kazancının daha fazla olduğunu bu ülkede bilmeyen yok sanırım.
Biri filtreyle para kazanıyor.
Diğeri teslimiyetle.
Biri “Takip et” diyor.
Diğeri “Tövbe et”
.
Biz mi?
Biz emekliler…
Sabah kalkıp “Bugün de hayatta kaldık” diye şükredelim.
Maaş gelince değil…
Markete girebilsek sevinelim
.
Son söz mü?
Bu ülkede:
Göze hitap eden kazanır
Gönle hitap eden uçar
Akla hitap eden…
O hâlâ iş aramaya devam etsin.
Biz emekliler de…
Emeklemeye…














