Bir ülkenin bütçesi, mikroskop gibidir; baktığınız yere göre manzara değişir.
Sağlık Bakanının ışıltılı 2026 sunumunda başka bir hikaye anlatılırken, Aile Sağlık Merkezlerinin (ASM) karanlık koridorlarında, 5 dakikalık muayene odalarında, annelerin aşı kuyruklarında, yaşlıların reçete farklarında bambaşka bir hikaye görünüyor.
İnsanın sorası geliyor; bu iki manzara aynı ülkeye mi, aynı bütçeye mi, aynı “sağlık hakkı”na mı aittir?
2026 Sağlık Bakanlığı bütçesi 1 trilyon 474 milyar TL. Kağıt üzerinde büyük, hayatın içinde küçük.
Personel gideri bütçenin yüzde 65’i; ama o personelin büyük kısmı hâlâ açlık sınırında.
Mal ve hizmet alımları yüzde 18.5; döviz dalgalanmaları ve ilaç yoklukları karşısında yetersiz.
Yatırım bütçesi yüzde 15; yeni ASM’lere mi gidiyor, yoksa şehir hastanelerinin dev kira faturalarına mı?
Koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay yalnızca yüzde 27. Tedavi ediciye yüzde 70. Hasılı 2026’da şehir hastanelerine en az 136 milyar TL aktarılacak.
Şu sorular kaçınılmaz:
- Sağlığın korunması neden hâlâ bu kadar güçsüz?
- Halk sağlığı mı pahalıdır, yoksa şirket sağlığı mı ucuzdur?
- Kişi başı hekime müracaat 12.2. OECD ortalaması 6. Bu artış başarı mı, yoksa bir çığlığın istatistikleşmiş hali mi?
- Koruyucu sağlık zayıfsa, ebe ve hemşire sayısı düşükse, aşı karşıtlığı artıyorsa, kızamık geri dönüyorsa, obezite yükseliyorsa, sağlık çalışanları tükeniyorsa hangi sütun gerçek başarıdan söz edebilir?
- Özel hastaneler büyüyor, SGK aktarımları artıyor, cepten harcamalar yüzde 34’e çıkıyor: Sağlığın bedeli neden halkın cebine kayıyor?
Bir bütçe sadece para dağılımı değil; bir demokrasi ölçütü, bir sağlık felsefesi, bir toplum sözleşmesidir.
Ve bugün 2026 sağlık bütçesinde şu sorular yanıtsız:
- Neden emekçinin ücreti hâlâ parçalara bölünmüş durumda?
- Neden sağlıkta şiddeti önlemeye ayrılmış bir bütçe yok?
- Neden toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşım hâlâ dipnot?
- Neden salgınlardan ve erken ölümlerden sonra bile koruyucu sağlık öncelik olmuyor?
Asıl soru basit: Bir ülke sağlığın maliyetini kime yüklüyorsa, krizin yükünü de ona yüklemiyor mu?
Bütçede yazılmayan satırlar çok:
- Bütçenin hazırlanmasında halkın, sendikaların, meslek örgütlerinin sözü yok.
- Asgari ücret, sağlıklı yaşam için gerekli düzeyin çok altında; bunun adı bütçede geçmiyor.
- Aile hekimlerini güvencesizleştiren düzenlemelerin karşılığı yok. “Eziyet yönetmeliği” ile güvencesizleştirilen birinci basamağın esenliği yok.
- Çocuklardaki obezite artışı, eksik taramalar, geri dönen kızamık için hiçbir öncelik yok. HPV aşısı yok.
- Özel sektörün sağlıkta büyüyen hakimiyetine dair önlem alıcı tek satır yok.
- Sağlık emekçilerinin tükenmişliğine, güvencesizliğine, beyaz göçe karşı çözüm yok.
- Kadınların bakım yükünü hafifletecek kreş ve cinsiyete duyarlı bütçeleme yok.
- Sağlıkta şiddeti önlemeye ayrılmış özel bir kalem yok.
- Ana dilinde sağlık, bölgesel eşitsizlikler, tercüman kadroları yine yok.
Kısacası:
Bu bütçede halk yok, emek yok, eşitlik yok, gelecek yok.
Belki de 2026 bütçesini anlamanın tek yolu şudur: Neye para ayrıldığına bakmaktan çok, neyin özellikle ayrılmadığını sormak.
Ve sormaya devam edeceğiz.
Sağlıcakla kalın.
2026 bütçesi ve sağlık: Hastaneler büyürken halkın sağlığı küçülüyor – Zeki Gül – Evrensel














