Bu sene, birçok ilde, 1 Mayıs’a gidenlerin konuştukları başlıca iki konu vardı: 1 Mayıs’a katılımın düşüklüğü ve alana gelenlerin orada pek durmadan alanı terk etmeleri ile, TKP (Türkiye Komünist Partisi)’nin ayrı alanlarda 1 Mayıs kutlamış olması.
Aslında bu durum bu seneye özgü olmaktan ziyade, yıllar içinde giderek artan bir olumsuzluğun bu sene iyice su yüzüne vurmasından ibaret.
Neredeyse lise yıllarımdan beri 1 Mayıslara katılırım. Eskiden 1 Mayıslar emekçilerin özgürlük ve eşitlik özlemlerini haykırdıkları, düzene ve iktidara meydan okunan yerlerdi. Ancak zamanla, Türkiye’de birçok kesim ve kişinin düzenle uzlaşmış olmaları gibi, sendika ve demokratik kitle örgütlerinin çoğu da iktidarla ve belediyeler üzerinden onun bir parçası gibi hareket eden CHP ile uzlaştılar.
Bu arada birçok eski solcu ve örgüt de sınıf siyasetini terk edip çeşitli kota ve adaylık anlaşmaları üzerinden Kürt siyasi hareketinin dümen suyunda siyaset gütmeye başladılar.
Bugün, başında “Devrimci” ifadesi olan DİSK temsilcilikleri CHP aday ofisleri gibi çalışıyor, 20-30 yıldır koltuklarını terk etmeyen sendika ağaları da belki CHP bunları milletvekili yapar diye her türlü taklayı atıyorlar. 1 Mayıs’ların iyice yozlaşmaya başlamalarının başlıca sebebi budur.
İkinci sebebi de, koyun güder gibi bir sürü eski solcu “paydaşı” vs. güden Kürt siyasi hareketinin öncelikleri arasında sınıf mücadelesinin olmamasıdır. Etnik bir “kurtuluş” peşinde koşan bu hareket de, doğal olarak, bünyesine aldığı bütün sol hareket ve kişileri ufalayıp yok eden bir değirmen gibi çalışmaktadır uzun süredir.
Üçüncü sebebi de sol ve sosyalist örgütlerle ilgili…50 yıldır değişmeyen “önderleri” ve tavşanın suyunun suyu kabilinden yüzeysel politika üretimleri ile, sosyalizme ilgi duyabilecek yeni insanlara da, 1 Mayıs’a katılıp yararlı bir şeyler dinlemeyi umanlar nezdinde de ilgi çekici olmaktan iyice uzaklaşmışlardır. Zaten herkesin yüzlerce kez dinlediği, tembelce, görev savma kabilinden hazırlanmış bayat konuşmaları da kimse dinlemek istemiyor tabii. Daha başlama saati bile gelmeden alanların boşalmaya başlamalarının bir sebebi de budur.
Burada, temel olarak mitinge katılımların düşüklüğünü eleştiriyor da değilim. Az kişi ile de miting yapılabilir, mesele o değil. Dönem onu gerektiriyordur, koşullar öyledir, gerekirse 50 kişi çıkıp her şeye rağmen aslanlar gibi mitingini de eylemini de yaparsın.
Ancak bizim 1 Mayıslarda uzun süredir bambaşka bir sorun var: yasak savma kabilinden yapılan amatör organizasyonlar, kimsenin dinlemediği bayat konuşmalar, amacını neredeyse sadece maaş artışına endekslemiş sendika ağaları, onların türlü menfaat beklediği CHP’li belediye başkanları…
Netice de, işte böyle ayıp olmasın diye giden, çoğu yaşlı üç beş kişi, meydanda fotoğraf çekilir çekilmez dağılan bir kitle…
1 Mayısları, gerçek anlamına uygun şekilde kapitalizme ve düzene meydan okunan yerler haline getirmemiz gerek. Ancak bu sendika ağaları, parayı ben veriyorum diye rest çeken CHP’li Başkanlar ve 1 Mayıs’ı “demokrasi şenliği” ve bira içme vesilesi olarak gören işbirlikçi kitle örgütleriyle, tertip komiteleriyle, bu iş çok zor.
Bu açıdan, TKP’nin ayrı miting yapmasını tamamen anlıyorum. Hiçbir işe yaramasa dahi bu sünepeleri biraz silkeleyip kendine getirmiş olur.
Daha şimdiden, “tertip komitesi” üyeleri arasında, “Emek ve Demokrasi Güçleri” bileşenleri arasında bu durumun gündeme gelmeye başlamasını görmek sevindirici. Birilerinin bunların rahatlıklarını ve gevşekliklerini bozması gerekiyordu, anlaşılan o ki, TKP’nin hamlesi işe yaramış gözüküyor.
Ben bu sene İzmir’de hem öğlen Alsancak’taki mitinge, hem de Karşıyaka’da TKP’nin düzenlediği mitinge katıldım. Orada benim gibi, her iki mitinge de katılan farklı siyasetlerden eski dostlarımı da gördüm. İki miting (ve sonrasında TKP kortejinin yürüyüşü) arasında dağlar kadar fark olduğu, ortak gözlemimizdi.
Eğer CHP sevdalısı sendika ağaları, Kürt siyasi hareketi “bileşenleri” ve bira içme heveslisi liberal solcular akıllarını başlarını toplamazlarsa, önümüzdeki dönemde kitlenin çoğunun TKP organizasyonundaki çok daha coşkulu ve gerçek işçi temsilcilerinin konuştukları mitinglere katıldıklarını görmek sürpriz olmayacaktır.
Sol ve sosyalist kitleler başkalarına benzemezler. Eğer seneye de bu yanlışlarda ısrar edilecek olursa, hiç kimsenin işçi ve emekçilere saygısızlık eden, herkesi çantada keklik zanneden bu tiplere kuzu kuzu boyun eğmeye devam edeceğini zannetmiyorum. Benim gözlemlerim bu yönde oldu.














