Afet mi Dediniz? Estağfurullah…
Bu Resmen “Hizmet”
Yağmur yağdı.
Hani bildiğiniz yağmur.
Gökyüzü ağladı, yer de karşılık verdi: “Buyur içeri gir dedi.”
Sonuç mu?
Sadece Seferihisar Payamlı Mahallesi’nde:
* 45 ev
* 5 iş yeri
* 2 araç
* Birkaç iş yerlerine ait depo
selden zarar gördü.
Yani küçük bir “ıslanma” faaliyeti.
Ama merak etmeyin…
Bu bir felaket değil.
Bu bir organizasyon başarısı da denilebilir.
Hatta neredeyse “hizmetin suyla buluşması”.
Çünkü bir şehirde menfez var ama çalışmıyorsa,
kanal var ama suyu taşımıyorsa,
altyapı var ama sadece kâğıt üzerinde varsa…
Buna biz “doğal afet” demiyoruz.
Buna “doğal görünümlü ihmal” diyoruz.
Modern belediyecilik literatüründe özel bir başlık.
“Bunları nereden biliyorsun?” diye soranlar olabilir.
Çünkü ben yağmur haberlerini televizyondan izleyenlerden değilim.
Selin içinden yürüyerek çıkanlardanım.
Pratik eğitimli vatandaş sınıfındanım.
Engelli bir gazeteci-yazar dostum aradı:
“Ev su alıyor” dedi.
Yani ‘misafir kabul ediyoruz’ demek istedi.
Gittiğimde su ayak bileğindeydi.
On dakika sonra dizdeydi.
Biraz daha durduk, neredeyse “merhaba” diyecek seviyeye geldi.
Bilindik sosyal bir sel.
Dostumu üst kata komşusuna çıkardık.
Şükürler olsun onu zarar görmeden kurtarabildik.
Evi çamurla doldu.
Doğanın dekorasyon anlayışı.
“Olsun,”
“Bu doğamızın fıtratında var demişti reis.”
Fıtrat ve ihmal yerel kalkınmada da model oldu hamd olsun.
Biz de eve dönmek için tekrar selin içine girdik.
Ana yola yürüdük.
Su seviyesi yer yer bir metreyi geçmişti.
Kısa mesafeli yüzme parkuru gibi.
Ve asıl yıldızımız:
Yolun altındaki efsane menfez…
Kendisi oradaydı.
Ama görevde değildi.
Mesai dışıydı belli ki.
Yani menfez vardı ama su içinden geçmiyordu.
Yani sizlere ömür: tıkalı.
Tıpkı bazı yetkililer gibi:
Oradaydı ama ortada yoktu.
Sabah ne oldu dersiniz?
Birden şehir uyandı.
Teyakkuzdaymışlar.
Uykudan sonra gelen hizmet daha makbuldür zaten.
Başkan gezdi.
Hem de heyetiyle.
Fotoğraflar çekildi.
“Vatandaşımızın yanındayız” cümleleri havada uçuştu.
Drone da var mıydı bilmiyorum ama ruhu vardı.
“Selde neredeydiniz?” diye sormadık tabii.
Gelen büyükşehir, boru değil cesaret ister.
Zaten biz sormayı pek severiz, cevap almayı değil.
Çünkü önemli olan selden sonra sahaya inmekti.
Bunu hepimiz depremlerden, yangınlardan, maden göçüklerinden tecrübe sahibiyiz.
Ezberimiz kuvvetlidir.
Hem asıl hizmet de o zaman başlar bu memlekette.
Evleri olmasa da sokakları yıkadılar.
Ama öyle böyle değil.
Bal dök yala.
Evlerin içi çamur.
Eşyalar çöpte.
Hatıralar sele gitmiş.
Sorun mu? Tabii ki değil.
Ama asfalt…
Pırıl pırıl.
Gururlu, tertipli, hizmet görmüş.
Demek ki bu şehirde öncelik sırası net:
Önce yol.
Sonra fotoğraf.
En sona da insan.
İnsan zaten dayanıklıdır, alışkındır.
O yüzden bu yaşananlara “afet” demek haksızlık olur.
Bu, planlı programsızlığın,
denetimsizliğin
ve “nasıl olsa unutur halk” rahatlığının eseri.
Ama çok emek var, hakkını yemeyelim.
Ama şunu söyleyeyim:
Su çekilir…
Çamur kurur…
Ama insanların hafızası
bazen düşündüğünüzden daha uzun sürer.
Bazılarının korkulu rüyası olabilir .














