Yoksul bir ülkede, yoksul adam küçük köyde yaşıyordu. Üretmek ve yumurtasından yararlanmak için pazardan bir kaz satın aldı.
Yoksul köylünün işi rast gitmişti. Aldığı kaz sıradan değil, değerli bir kazdı. Yumurtasını pişirip yemek istiyordu. Bir de ne görsün follukta altın bir yumurta vardı. Hiç böyle birşey düşünmemişti. Şaşkınlığı geçer geçmez; “Yaşasın, zengin olacağım” diye bağırdı. Altın yumurtlayan kazı sevgiyle kucakladı, okşadı, sevdi.
Hergün yeni bir yumurtayı alıyor zaman kaybetmeden satıp paraya çeviriyordu. Günler refah içinde geçmeye başlamıştı, zenginleşiyordu köylü ve eşi.
Fakat birgün kadın, köylüye şöyle seslendi; “Hergün bir yumurta alıyoruz, bu çok güzel, ama niye hergün bir tane almak için bekleyeceğiz? Kazın için altın dolu, bunu biliyoruz. Keselim altınların hepsini bir anda alalım. Daha akıllıca değil mi?
Söyledikleri gibi yaptılar, kazı kesip içini açtılar. Baktılar ki hiçbir şey yok. Dizlerini dövdüler, ellerinin arasına aldılar başlarını, öylece kalakaldılar. Hergün gelen altınların artık gelmeyeceğine mi üzülsünler, yaşadıkları güzel hayatı kaçırdıklarına mı hayıflansınlar, böylesine bir şansı hayat boyu birdaha yaşamayacak olmalarına mı yansınlar. İş işten geçmişti artık, dönüşü yoktu. Masal bu, böyle anlatılmış…
Şimdi köprülerin, otoyolların özelleştirilerek satılması planı olduğunu duyuyoruz. Uzun yıllar boyu ülkemizi ferahlatacak gelir elde ettiğimiz, öz malımız, varlığımız elden gitmemeli. Bir rüya uğruna “Altın yumurtlayan” değerlerimiz kaybedilmemeli. İşi işten geçmeden, henüz dönüşü olmayan o yola girmeden, sonu masaldaki gibi bitmeden gündemden düşürmek gerekmez mi? Bakarsın ki bir varmış, bir yokmuş.














