Ali DİKAN… ( OLMAYİ )
…..BİRİNCİ BÖLÜM……
Eski günün şartlarında Bodrum’da yaşayanların birçoğu denizci olmak zorunda idiler. Çünkü üç tarafı deniz olan bir yarımadada yaşıyorlardı. Ulaşımını deniz yoluyla sağlıyor, geçiminin önemli bir bölümünü de denizden elde ediyorlardı. Denizle uğraşmak gereği tekneye ihtiyaçları vardı. Adalardan Bodrum’a göçen Giritliler gelirlerken birçok tekne getirmişlerdi ancak yenilerini yapabilecek ya da mevcut olanları tamir edebilecek sanata sahip olan ve bilen yoktu. Osmanlı burada her ne kadar tersane kursa da zamanla tersane terk edilmiş usta da kalmamıştı. İhtiyaç olan tekneleri adalardan satın alıp getiriyorlardı. “NAMİ’nin MEMET” (Mehmet UYAV) isimli kişi bu mesleği yapabilmeyi kafasına koyup Kalimnos adasına gitmiş ve tekne yapım tersanesinde tekne yapımını gizlice gözetleyerek tekne yapım usullerini öğrenip gelip Bodrum’da tekne yapmaya başlamış.
“NAMİNİN MEMET”i tekne yapım mesleğini ilk ateşleyen isim olarak hatırlarız. Bu işin okulu yoktu, meslek, usta çırak ilişkisiyle günümüze kadar aktarıldı. Hangi tekne ustasını ele alırsanız alın Naminin Mehmet’in çırağı Ziya GÜVENDİREN ustaya ya da onun çıraklarına kadar gider.
Yaşamını deniz kenarında kurgulayan Kumbahçe Mahalleli gençler ki bu gençler Girit göçmen ailelerin çocuklarıdır. Hem meslek kıtlığı hem de sevdiği mesleği yapma isteğinin getirisi ile tekneciliğe sarıldılar. Bugün tekne ustalarını saydığımızda çoğunluğunun Girit göçmeni kökenli olduğunu görürüz. “OLMAYİ” lakaplı Ali DİKAN da onlardan biridir.
Eski yaşamımızda Bodrumlular meslek seçerken ki ona seçmek de demeyelim otomatikman baba mesleği devir alınırdı. Ya da babanın yaptığı işte ihtiyacı olan elemanı olarak çalıştırılan çocuklara baba mesleği yapışır kalırdı. Ali DİKAN biraz da kardeşlerin en küçüğü olması avantajını kullanarak hiç kimsenin yönlendirmesini kabullenmeyip tekne yapımcılığını seçmişti. Elbette ki etrafındaki yaşam döngüsünden etkilenmekteydi. Herkesin Giritli Mahallesi dediği Kumbahçe Mahallemizde ahalinin çoğunluğu denizle ilişkili işler yapıyordu.
Ali DİKAN’dan dinleyeceğimiz hayat hikayesi Bodrum’un tekne yapımcılığı mesleğini seçenlerin geçirdiği evrelerden bir tanesini yansıtmaktadır. Üstelik hem tekne ustası hem çekekçi hem de mavi yolculuk yapan kaptan olarak çalışan ender örneklerden biridir. Daha nice hikayeler açığa çıkmayı beklemektedir. Umarım bana nasip olur.

Dedem İbrahim DİKAN Girit’in İspirlonga adasında yaşamakta iken. Oğlu babam Mehmet henüz 3-4 aylıkmış. Adaya cüzzamlıları yerleştirmeye başladıklarından zaten birkaç ölü doğumdan sonra doğan ve yaşatabildikleri ilk çocukları hastalık kapacak korkusuyla Türkiye’ye gitmeye karar vermişler. Ve direk olarak Girit’ten Bodrum’a gelmişler. Babamın nüfusunda Hicri 1313 tarihi yani 1897 yazdığına göre tahminen o yıl gelmişler.

Bodrum’a yerleştikten sonra dedem bir tekne edinip adını “Nimet-i Zafer” koyup İzmir’den Antalya’ya kadar olan limanlar arasında eşya taşıma işi yapmaya başlamış. O zamanlar kara yolu zayıf olduğundan taşınması gereken eşyalar, bilhassa bakkaliye malzemeleri kıyı kentlerine denizden ulaştırılıyormuş.
Türkiye kıyılarına yakın olan adalar henüz Osmanlı hakimiyetinde olduğundan bu ticari seferleri arasında adalar da varmış. Bir seferi esnasında Kalimnos Adasına uğradığında tanıştığı süngercilik işiyle uğraşan bir kadın ona FORMA DALGIÇ elbisesini tanıtmış ve alması için iknaya uğraşmış. Dedem önce dirense de sonunda ikna olup bir FORMA DALGIÇ takımı satın almış ve Bodrum’a getirmiş.
O zamanlar Bodrum’da KANGAVA süngerciliği vardır ancak henüz dalgıçlıkla sünger toplayıcılığı başlamamıştır. Dedem Bodrum’a dalgıç takımlarını getiren ve dalgıç teknesini oluşturan ilk kişi olmuş. Teknesini dalgıç teknesi haline getirdikten sonra mahallenin gençleriyle eğime başlamışlar. Dalgıçların ilk eğitim yerleri Bardakçı Koyu açıkları olmuş ve dalgıçlar yetiştikten sonra süngerciliğe başlamışlar. Sonraki yıllar teknelerini çoğaltmaya başlamış 3-4 tekne ile birlikte sefere giderlermiş. Dedem en son “ATİLLA” isimli teknesini yaptırmış. Kumbahçe Mahallesinde evlerin arasında bir boşlukta yapılan “ATİLLA” Bodrum’da yapılan ilk tekne imiş. Yapan da Bodrum’un ilk tekne ustası “Naminin Memet”. Tekne yapımında çalışan çırağı da sonradan ustaların ustası olacak Ziya Usta ( Ziya GÜVENDİREN). Ziya usta buradan sonra kendi başına tekne yapmaya başlamış. Aldığı ilk tirhandil siparişinin ücreti olarak da kendisine de bir tekne yapma karşılığında KALİMNOS’ta iki tirhandil “TEPECİK” ve “GÜVEN” teknelerini yapmış. “TEPECİK”i müşteriye “GÜVEN”i kendisine yapmış.
“ÇAVUŞ” lakaplı babam Mehmet DİKAN ve “KİRNO” lakaplı Hasan ağabeyim dedemin teknesinde bir süre birlikte çalışmışlar. Anamur civarlarında sünger avcılığı seferinde dedem rahatsızlanıp vefat etmiş ve Anamur burnunda kıyıya gömmüşler. O zamanki olanaklar cenazeyi memleketine getirmeyi sağlayamıyordu.

Sünger dalgıçlığı ve avcılığında bu bir kaderdi sefer esnasında genellikle vurgun yiyerek vefat eden dalgıç arkadaşlarını en yakın kıyıya gömerlerdi. İmkanlar elvermediği için cenazeler evine bile getirilemezdi. Dalgıçlık yine usta çırak ilişkisiyle öğrenildiğinden dalma kuralları ile ilişkin çok bilgili değillerdi ve çok sık vurgun yeme olayı gerçekleşiyordu. Sakat kalmanın yanı sıra ölümler de fazlaydı. Bu nedenledir ki Akdeniz kıyıları böyle isimsiz mezarlarla doludur.
Ben 1947 de Bodrum’da doğdum 6 kardeşin en küçüğüyüm. Evimizin en büyüğü İbrahim Ağabeyim ilk okulu Bodrum’da bitirmiş. Babam oğlunun okumasını istediğinden ve Bodrum’da da başka okul olmadığından Babam onu İzmir’e okumaya götürmüş. Taşınıp İzmir’e yerleşmişler. Ağabeyim orta okul 2. sınıfında romatizmal bir hastalıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmış. Türkçesi çok kıt olan ve konu komşu ile doğru düzgün anlaşamaması nedeniyle annem İnayet DİKAN İzmir’e daha fazla dayanamayıp dönelim Bodrum’a diye diretince dönmüşler. İbrahim Ağabeyim İzmir’de boş zamanlarında berberin yanında çıraklık yapmış ve berberliği iyice öğrendiğinden Bodrum’a gelince berber dükkanı Açmış. Uzun yıllar berberlik yaptı. Bodrum’da turizm parlayınca da berberliği bırakıp hediye dükkanı açıp çalıştırdı.
İbrahim Ağabeyimin bir küçüğü Hasan ağabeyim denize merak sardığından önce babamla birlikte sonra kendi başına süngercilik ve balıkçılık yaptı. Dedemin süngercilik işini babam devraldı babamın vefatıyla da işi Hasan ağabeyim devir almıştı. Onun küçüğü Ülfet ablam, Arap ARSLANSEREN ile evlendi, onun küçüğü Güner ablam Ali MAT ile evlendi ve Milas’a gitti. Onun küçüğü Seyfi ağabeyim bir yıl sünger dalgıçlığı yaptıktan sonra bırakıp ayakkabıcılığı seçti. O zamanlar Bodrum’da sandalet yapımcılığı zirve yapmıştı.
Biz çocukların en zevkli oyuncağı kendimizin yaptığı teneke kayıklar idi. Ve teneke kayık yüzdürmeyi hepimiz çok severdik ancak ben teneke kayıklarımı özene bezene yapardım. Okulda öğretmenimiz Nazlı VURAL bizlere resim yaptırdığında ben hep tekne resmi yapardım. Öğretmenim sen denizci mi olacaksın diye bana takılırdı.
Biz çocukları okullar kapandıktan sonra tatillerde boş bırakmazlar bir esnafa çırak verirlerdi. Babam beni de önce ayakkabıcı Rüştü ağabeyin yanına çırak verdi. Rüştü ağabey önüme bir teneke eğrilmiş monta çivisi döktü bunları düzelt dedi. Birkaç tane düzelttim ancak çekici parmağıma vura vura perişan oldum. Ben bu işi yapamayacağım diye bırakıp kaçtım. Sonra beni terzi “ATEŞLİM” lakaplı Mehmet Cemil ÇETİNER’in yanına verdi. Ateşlim o zamanlar Bodrum Spor ’un has oyuncusu idi ve bu lakabı futbolculuğu nedeniyle almıştı. Terziliği de sevmedim, yüksük takıp iğne batmasın diye, parmağıma bez sararlardı hiç hoşlanmamıştım oradan da kaçtım. Babam beni yine Aydın BAZ isimli bir terzinin yanına çırak verdi. Oradan da kaçtım. İlk okul 2.sınıfta rahatsızlanmıştım o yıl okula gidemediğim için 2. sınıfı tekrarladım. 3.sınıfa geçtiğim yaz babam beni bir yere vermeden kendim gidip ünlü tekne ustası Ziya GÜVENDİREN’in yanına çırak girdim. Ziya ustanın yanında bir yaz çıraklık yaptım. İlkokul üçüncü sınıfta tekrar rahatsızlandım. Karnımda ve kasıklarımda müthiş ağrılar çekmiştim. Okula gidemediğim için o yıl da 3. Sınıfı tekrarladım. Hastalığım nedeniyle Ziya ustanın yanındaki çıraklığım da yarıda kalmıştı.
İlkokul 4.sınıftan 5. Sınıfa geçtiğim yaz tatilinde gidip ünlü tekne ustası Çolak EROL’un (Erol AĞAN) yanına çırak girdim. Erol AĞAN askerden dönmüş Ziya Ustanın yanında çalışırken sağ elini motorun kayışına kaptırıp bileğinden itibaren elini kaybetmişti ve ardından kendi dükkanını açmıştı.
Erol AĞAN elini kaybettikten ve kendi dükkanını açıp tekne yapmaya başlayınca lakabıyla ünlenmeye başlamıştı. Bir elini kaybettikten sonra ona ÇOLAK lakabını yakıştırmışlardı. Bizim buralarda lakap almak çok önemlidir. Kimseyi ismiyle tanımazlar lakabı onun tanınma kimliğidir. Üstelik lakabıyla ünlenmek daha prestijli hatırlanmaları getirir. O yüzden lakap olarak ne takılırsa takılsın kimse lakabından gocunmazdı.
Bana da lakabımı Ustam Çolak Erol vermişti. Çolak Erol şarkı söylemeyi çok severdi iş yerinde kafası estikçe şarkı söylerdi. Sık sık söylediği “Sen de Leyla’dan mı Öğrendin Cefakar olmayı” şarkısını söylerken ben de eşlik ederdim ancak “OLMAYI” kelimesini söylerken dilim sürçer “OLMAYİ” diye telaffuz ederdim. Erol ustam da benimle “olmayi,,,olmayi,,,” diye dalga geçerdi. “OLMAYİ” aşağı “OLMAYİ” yukarı derken bana lakap oldu.
İlkokulu bitirdikten sonra okumaya hevesim yoktu gidip Erol AĞAN’ın yanına devamlı çırak girdim. Okul hayatımızda yaz tatillerinde yaptığımız çıraklık artık bu mesleği tam manasıyla öğrenmek üzere tam zamanlı çıraklığa dönüşmüştü. Ancak benimle birlikte 5-6 çırak daha vardı. Çok kalabalık olmuştuk. Kalfamız da sonra tekne ustası olan Küçük ZİYA lakaplı Ziya TÜNAY idi. Bir piyade yapımı sırasında çalışırken Ziya ağabeye çıraklık yapıyordum, O tahtaları matkapla deliyor ben de çakıyordum. Erol Usta geldi beni kulağımdan tutup oradan uzaklaştırdıktan sonra Ziya’ya sen çakacaksın dedi. Ustamın kulağımı çekmesi bana çok dokundu. Ve ardından işi bırakıp kaçtım. Bizim zamanımızda bir çırak ustasından izin almadan bırak dükkândan kaçmayı tuvalete bile gidemezdi. Erol ustam bana çok kızmıştı yakalasa döverdi. Ancak artık o işten soğumuştum artık dönmem mümkün değildi. Bir daha da Erol Ustayla çalışmak nasip olmadı ben istemedim.
Çok uzun yıllar sonra İçmeler’de yaptığım bir tekneyi denize atmak üzere karadan yürütüyorken AĞANLAR tersanesinin önünden geçiyoruz. Erol usta çıkıp teknemi inceledi. “Ulen Ali senin ustaların böyle güzel tekne yapmayı bilmezler sen nereden öğrendin” diye seslendi. Erol Abe unuttun mu, ben senin ilk çırağındım dedim. “Yok ulen olsa hatırlardım” diyerek de kızmıştı. Biraz düşünürsen hatırlarsın demiştim.
O gece uyuyamamış bunu düşünüp duruyormuş. Eşi İnci abla sormuş “neyin var niye uyku tutmadı” diye. Söylemiş “Ali DİKAN benim ilk çırağım olduğunu söylüyor ancak ben hiç hatırlamıyorum” demiş. İnci abla “nasıl hatırlamazsın, ben hatırlıyorum bana yazdığın aşk mektuplarını onunla gönderiyordun”. Demiş. Bunları bana çok sonra anlatmıştı.
Ben Çolak EROL’un yanından kaçtıktan sonra. Türbe deki tersaneye gittim. Şimdiki Liman içindeki Milta Marina’nın olduğu yer Osmanlı Tersanesiydi. Kalıntıları hala durmaktadır. Tersanenin arkasındaki sırt Osmanlı denizcilerinin de gömüldüğü şehitlik olup aynı zamanda Bodrum’a çok hizmetlerde bulunmuş Rodos mutasarrıfı (valisi) Kızılhisarlı Mustafa Paşa ve oğlu kaptanı derya Cafer Paşa’nın mezarları da bulunmaktadır. Burası “CAFER PAŞA TÜRBESİ” olarak kayıtlara geçmiş olsa da halk arsında kısaca TÜRBE diye anılır.
O zaman “DENİZASLANI” kardeşler (Engin, Ali Kemal ve Mustafa) Osmanlı Tersanesini çalıştırıyorlardı hem tekne yapımı hem de çekek işi yapıyorlardı. Gittim onların yanına girdim. Askere gidene kadar 7 yıl çalıştım. 1967 de askere gittim askerliğimi Dz.K.K.lığı İzmit-Derince Makine Sınıf Okulları’nda, Derince-Gölcük arasında servis yapan işkampavyada Serdümen olarak yaptım.
1969 da askerden döndükten sonra birlikte askere gittiğimiz. Acemi birliğinde ve serdümen kursu esnasında beraber olduğum meslektaşım “Mercan Mehmet” ile birlikte İzmir Bayraklı’da Fikret TACAR’ın tersanesinde çalışmaya başladık. Mehmet NALBANTOĞLU “Mercan Mehmet” lakabıyla tanınan Bodrum’un ünlü tekne ustalarındandır. Mehmet Nalbantoğlu deseniz kimse tanımaz ancak “MERCAN MEMET” dediniz mi herkes tanır. Dedim ya lakap önemlidir.
Lamine tekne yapımını İzmir’deki tersanede çalışırken öğrendim. Türkiye’de henüz Lamine yapım tekniği çok yaygın değildi. 8 aydır çalışıyorum ancak kazancımdan hiç para biriktiremiyordum. Benim ileride kendi dükkanımı açabilmem için para biriktirmeye ihtiyacım vardı. İzmir’de Mercan Mehmet ile birlikte ev tutmuştuk ve aldığım 25 lira yevmiye masraflara anca yetiyordu. Ustaya yevmiyemi 30 lira yap bu para bana yetmiyor dediğimde “yapamam beni kurtarmaz dedi” tamam o zaman ben işi bırakıyorum deyip 15 gün süre verdim. O bu söylediğimi ciddiye almamış vedaya gittiğimde yevmiyemi yükseltmeye başladı 70 liraya kadar çıkarmıştı ama ben tükürdüğümü yalamam deyip kabul etmedim. Mercan Mehmet benim işi bırakacağımı duyunca benden önce işi bırakıp Bodrum’a dönmüştü. Ardından ben de Bodrum’a döndüm.
***
Genellikle uzun yazıyorum, konularım mecburen bunu gerektiriyor. Uzun yazılar okuyucuyu sıkar endişesiyle ikiye bölmüş durumdayım. İkinci bölümde buluşmak üzere.
Saygılar Ali DİZDAR














