sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

AĞAÇ BÜKÜCÜLERİ GAYIKÇILAR (3)

Ali Dizdar Ekleyen Ali Dizdar
Ocak 21, 2026
in YAZARLAR
0
AĞAÇ BÜKÜCÜLERİ GAYIKÇILAR (3)
0
Paylaş
30
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

MERCAN MEMET…. Mehmet NALBANTOĞLU

Bölüm…1

Girit’in Spinalonga Adası Girit’te yaşayan bilhassa denizci olan Türklerin yaşadığı küçük bir ada. Ada halkının çoğunluğu kapalı toplum yaşamının getirisi nedeniyle yakın evlilikler yapıyorlardı. O nedenle SPİNALONGA dan gelen göçmenlerin neredeyse hepsinde bir akrabalık bağı oluşmuştu. Ve adada ne kadar Türk varsa hepsi göç ettiler.

Çoğunluğu ilk önce Yunanistan’ın KOS ve Rodos adalarına yerleştiler. O zamanlar bu adalar henüz Osmanlı topraklarıydı. Az da olsa direkt Bodrum’a gelenler de oldu. 1912 de 12 adaları İtalyanlar işgal ettikten sonra Mübadele ile adalardaki bu Girit Türkleri Türkiye’ye göç ettiler. Göç etme cesareti olmayanlar ya da halinden memnun olup adalarda yaşamayı kabullenenler de ikinci Dünya savaşının hışmına uğrayıp kaçarak Türkiye’ye geldiler. İkinci dünya savaşı sona erip adalar Yunanlılara verilince üçüncü kez bir göç dalgasıyla Türklerin Türkiye’ye göçtüklerine şahit olduk.

Girit’ten başlayan bu göç dalgasıyla gelenlerin büyük bir çoğunluğu denizciydi. Ve birçoğu da teknesiyle geldi ya da bir tekne edinip denizciliği devam ettirdiler.

Bu göçmenlerden geniş bir aileye sahip olan NABANTOĞLU sülalesinin çoğunluğu Bodrum’da aklımıza kazınmış meslek ve popülerlik elde etmişlerdir. Bunlardan birisi de tekne yapım ustalığı ile ünlenen MERCAN MEMET yani Mehmet NALBANTOĞLU dur.

Kâh onun ağzından dinlediğimiz hayat hikayesinde kâh sorularıma verdiği cevaplardan derlediğim bu yazımla Bodrum’un usta GAYIKÇISI MERCAN MEMET den tekne yapım serüvenimize birkaç sayfa daha ekliyoruz.

“Dedem Mustafa NALBANTOĞLU kaptan Spinalonga adasında balıkçılık yapan bir denizci. Girit Osmanlı hakimiyetinden çıkmaya başladığı yıllarda yani Osmanlının zayıfladığı yıllarda gerekse Rum çetelerin baskınlarından bunalmışlar gerekse de adaya cüzzamlıları yerleştirmeye başlamalarından adaları yaşanmaz hale gelmiş. Bir bakıma göçe zorlanmışlardı. İlk önce Rodos adasına sonra da Bodrum’a göçmüşler. Dedem Bodrum’a gelemeden vefat ettiğinden aileyi babamın dayısı Rodos’ta ayakkabıcılık yapan bizim İbrahim dede diye andığımız İbrahim KORAL idare etmiş ve aileyi Mübadelede Bodrum’a getirmiş. Babam Girit doğumlu babadan oğula geçen denizcilik mesleğini devam ettirdi. Babam Hüseyin NALBANTOĞLU, kaptandı, “KUKAÇİ” lakabıyla tanınırdı. Babamın “SEBAT” isimli Kangava teknesi vardı. Süngercilik yapıyordu. Süngere çıkamadığı zamanlarda da kıyılar arasında nakliyat yapıyordu. İzmir’den aldıkları bakkaliye malzemelerini kıyılardaki yerleşim yerlerine ulaştırıyorlardı. Bodrum limanı açıklarına demirleyen gemilere Bodrum’da yetiştirilen incir, tütün, harnup, defne, meşe palamudu gibi çuvallanmış ürünleri gemiye nakletme işinde de çalışıyorlardı. Bilhassa ikinci dünya savaşı yıllarında süngerciliği mecburen bırakmışlar ve bütün işleri nakliyecilikmiş. Babam uzun yıllar teknesiyle Kangava süngerciliği ve ardından dalgıç süngerciliği yaptı. Taşımacılık ve süngercilik parasal olarak tatmin etmemeye başlayınca teknesini IĞRIP teknesine dönüştürüp bir süre de balıkçılık yaptı. Turizmin popüler olduğu yıllarda teknesini karada bırakıp mavi yolculuk teknelerinde kaptanlık yapmaya başladı 80 yaşına kadarda bu işini sürdürmüştü. Karada kalan tekne zaten de eski bir tekne olduğundan bir daha yüzdürülemedi çürüdü gitti. 1996 da vefat ettiğinde tahminen 86 yaş civarındaydı.”

Bizler çocuk yaşlarımızda anne babalarımızdan onların göç hikayelerine dair herhangi bir hikâye dinlemedik. Yeni neslin kin ile yoğrulmasını istemediklerinden yaşadıkları zulümleri yutkunup bizlere anlatmadılar. O nedenle kim nerede ne zaman doğdu Türkiye’ye nasıl geldiklerini ileri yaşlarımıza kadar öğrenemedik. İleriki yaşlarımızda da özel gayretlerle öğreniyoruz.

O zamanlar Bodrum’da kazancını denizden sağlayanların en önemli kazanç kapıları süngercilik ve kıyı taşımacılığı yani nakliyat idi. Sünger toplama işini Kangava tekneleri ile yapıyorlardı. “Kangava Sünger Avcılığı” tabirini biraz yanlış bulurum, toplayıcılığı desek daha doğru çünkü bahçeden marul toplar gibi süngerler düz deniz diplerinden kazınarak toplanıyordu. KANGAVA dediğimiz tertibat söyle oluşuyordu: Teknenin boyu nispetinde altı ile on metre uzunluğunda, demir bir boru. Bu borunun her iki ucuna döner birer demir tekerlek takılır. Bu tekerlekli düzenek sapan dediğimiz çelik tel ile bir aracın arkasından gelen römork misali deniz dibinde çekilirdi. Deniz dibinde tekerlekleri marifetiyle ilerleyen bu aparata uzunluğu kadar ağzı olan büyükçe bir ağ torba bağlanır. Bu torbanın alt ucuna yerde sürünerek gelmesini sağlayacak zincir bağlanır, üst ucuna da yüzen mantarlar bağlanır ki torbanın ağzı açık kalsın. Bu tekerlekli aparatın arkasından yere sürtünerek gelen zincir, deniz dibinde bulunan süngerleri yerden kopararak torbaya aktarır. Ağırlaşan torba tekerlekle birlikte tekneye alınarak süngerler toplanır. Ve işleme devam edilirdi. Bu avlanma şekline KANGAVA AVCILIĞIbu işi yapan teknelere de KANGAVA TEKNESİ denirdi. Kangava tekne sahipleri ve de kaptanları uzun yıllar bu işi yaptıkları için artık deniz dibinin nerelerinde düzlükler olduğunu nerelerinin kayalık olduğunu ezbere bilirlerdi. Çünkü Kangava çekmek için düz bir satha ihtiyaç duyarlardı. Süngerciliğin bitiminden sonra turizme geçiş yapan Bodrum’da Kangava tekneleri deniz turizminin hizmetine girmek üzere dönüştürüldü ve zamanla da demode olup yok oldular. Onları sadece resimlerde görebiliyoruz.

Kangavalar; deniz dibine yaptıkları tahribatların yanı sıra deniz diplerini tararken bolca tarihi eserler de çıkarmışlardır. Kangava ağlarına takılan bilhassa amfora tabir ettiğimiz tarihi testileri ve benzeri eserleri süngerciler getirip müzeye teslim ediyorlarmış. Bazen çıkarılan bu eserlerin müzeye tesliminde bürokrasi bıkkınlık veriyor, bazen de henüz müzeye teslim edemeden teknede yakalanması başlarını derde sokuyor olmasından Kangavacı, süngerci ve balıkçılar buldukları eserleri gersin geriye üstelik bir daha ağlarımıza takılmasın diye kırarak da denize attıklarını söylerler.

İlk zamanlar henüz motor yaygınlaşmadan önce Kangava tekneleri yelkenle yürütülüyordu. Kangava tertibatını yelkenle çekmek için çok elverişli hava şartlarına muhtaç oluyorlardı. Rüzgâr hangi yöne doğru eserse Kangava da o yöne doğru çekiliyordu. Çok sert havalarda çalışamıyorlar rüzgâr olmayan günlerde de deniz üzerinde pinekliyorlardı. Bu nedenle Kangavacılık çok verimli bir getiri sunmuyordu. Yine de o zamanın önemli bir gelir kapısıydı.

“Benim yetiştiğim zamanlarda artık tekneler motorlu hale dönüşmüştü yelken yedekte kalmıştı. Ancak bir zaman sonra forma dalgıçlığı popüler olmaya başlayınca birçok Kangavacı teknesini dalgıç teknesine çevirdi. Çünkü deniz dibinde sürekli düz araziler bulmak zor olduğu gibi kaliteli süngerler kayalara yapışmış olarak bulunduğundan dalgıçlar daha değerli süngerler çıkarmaya başlamışlardı. İlk okul çağlarında birkaç kez babamla kangava avcılığına katılmışlığım olduğu gibi bir kere de Marmara Denizi’ne dalgıçlı sünger seferine gitmişliğim de oldu.  O zamanlar Marmara Denizinde “Mantaba” cinsi sünger çok boldu neredeyse kıyıda dalmadan bile toplanabilinecek bolluktaydı.

“Mantaba” cinsi sünger küçük ticari değeri düşük bir sünger idi ancak bol olması nedeniyle çok kazandırıyordu. O nedenledir ki Bodrumlu süngercilerin birkaç yılı Marmara’da sünger toplamakla geçmiştir. Benim de katıldığım Marmara’ya yaptığımız dalgıçlı sünger seferi benim meslek seçimime de yol göstermiş oldu. Ben marangoz yanında çalışmaktan vazgeçip yeni bir meslek arayışındayım yaşım 16 ve babamla sünger seferine gitmiştim. Bilindiği gibi baba meslekleri çocukların da seçeceği birinci öncelikli mesleklerdir. Marmara’da sünger toplama işini bitirip Bodrum’a dönüşü geçmiştik. Bu dönüşler genellikle yaz sonuna denk gelirdi. Motor gücümüz düşük olduğundan yolculuk uzun sürdüğü için gece gündüz devamlı yol gitmekteyiz. Çeşme’den sonra Kuşadası Körfezi’nde kuvvetli sert bir havada seyir yapıyorduk. Gece geç saat olmuştu babam çok yorulduğundan biraz dinlenmek istedi ve gökteki bir yıldızı kerteriz seçip sürekli bu yıldızı direğin tepesinde görerek bu rotadan sakın ayrılma diyerek dümeni bana verdi ve gidip yattı. Elbette o zamanlar yardımcı seyir aletlerinden mahrumduk. Bir süre o rotada gittim ancak yorgunluktan ben de uyuyup kaldım. Tekne almış başını gitmişti. Babam uyanıp durumun farkına vardığında neredeyiz demeye kalmadı Sığacık Körfezindeki sığlığın üzerine de çıkmıştık. Teknemiz su yapmaya başlamıştı. Muhtemelen sığlığa çarpmadan ötürü karinada delikler açılmıştı. O gece sabaha kadar hiç durmaksızın el pompasıyla tekneye giren suyu dışarı pompalamıştım. Tekne tıka basa sünger doluydu ve suç benimdi. Tekne batsa tüm yaz boyunca toplanan süngerler heba olup gidecekti bir yıl boyunca harcayacağımız kazancımızı da kaybedecektik. Gün ağarınca babam hazırladığı karışımı bana verdi, dalıp delikleri tıkadım ve tekneyi sığlıktan kurtarıp sağ salim Bodrum’a dönmüştük. O suçluluk duygusu ve korkuyu hayatım boyunca hiç unutamadığım gibi denizci olmamak konusunda da kesin kararımı o zaman vermiş oldum. Bu karar da benim İzmir’e gitmeme neden olmuştu.

Biz üç kardeştik ben en küçükleri idim. En büyüğümüz ablam SAADET 1940 doğumlu ağabeyim Ahmet Nazmi 1944 doğumlu ben 1947 doğumluyum. Annem Mediha’yı Genç yaşında yitirdik. Ben 11 yaşındaydım annem de 36 yaşındaydı.

İlkokulu okurken yaz tatillerinde her çocuk gibi esnaf yanına çırak verildiğimizden ben de terzi olan amcamın yanına çıraklığa giderdim. Amcam terzi Ahmet NALBANTOĞLU ikinci babamız gibiydi babam uzun süren sünger seferlerine gidince bizler amcamın himayesinde olurduk. İlk okul bittikten sonra hem bende okuma hevesi yoktu hem de ailelerimiz bizi okutabilecek maddi imkanlardan yoksun idiler. Buna rağmen İlkokuldan mezun olduktan sonra amcam bana “okumak istiyorsan seni orta okula yazdırayım mı?” diye sordu. Ben de istemiyorum çalışacağım dedim. Sonra gidip bizim mahallede oturan ayakkabıcı İstanköylü Emin ANADOL’un yanına çırak girdim. Emin ustanın çocukları benim mahalleden samimi arkadaşlarımdı. Babalarının yanında çalışıyorlardı onlara heves edip ayakkabıcı çıraklığına başlamıştım. Ancak bir yıl çalıştıktan sonra o iş beni sarmadı. Ve marangoz olmaya karar verip Hüseyin BAŞEĞMEZ ustanın yanına çırak girdim Hüseyin usta çok hünerli ve de çok disiplinli bir ustaydı ben de çok hareketli bir çocuktum ve epey dayağını yemişimdir. Bizim zamanımızda çıraklığını yaptığımız usta her şeyden üstündü yüzüne bile bakmaya korkardık. Otoriterlikte anne babadan önce gelirdi. Şikâyet etmek söz konusu bile olamaz usta ne yapmışsa haklı görülürdü. O nedenle de mutlak itaate mecbur olurduk.

Hüseyin ustayla ev marangozluğu yaptık bir ev işi alınır kapı pencere bitene kadar orada konaklanır iş bitirilir evden çıkılırdı. Mesela Bitez’te bir ev alınır malzemeler eşeğe yüklenir eşek önde biz arkada yürüyerek Bitez’e gider bir hafta işi bitirene kadar orada kalırdık. Birkaç yıl da orada çalıştıktan sonra bu iş de beni sarmamıştı. 16 yaşına gelmiştim baba mesleğine de uzak durmayı seçince daha kariyerli bir iş arayışına girdim. O aralar arkadaşım Hüseyin DİKAN İzmir – Bayraklı’da polyester tekne yapan Fikret TACAR’ın yanında çalışıyordu sen de İzmir’e gel sana da iş buluruz deyince heveslenip İzmir’e çalışmaya gittim. Felçli bir adamın evinin bir odasını kiraladık. Orada kalırken iş aramaya başladım en çok bildiğim meslek marangozluk olduğundan ilk önce mobilya marangozun yanında işe başladım. Masa sandalye koltuk gibi her türlü ev eşyaları yapan mobilya marangozuydu bir yıl da orada çalıştıktan sonra orası da maddi olarak beni tatmin etmeyince ayrılıp Hüseyin’in çalıştığı Fikret TACAR’ın tersanesinde işe girdim. Polyester tekne yanı sıra ahşap tekne de yapılıyordu. Polyester tekne tekniğinden lamine tekne yapma tekniğine kadar çok detaylı tekne yapma sistemleri öğrenmiştik. 1967 de Askere gidene kadar da orada çalıştım.

Askerliğimi. Heybeliada Deniz Lisesinde önce ambulans sonra komutan vasıtasında serdümen olarak yaptım. 1969 askerden sonra tekrar İzmir’e Fikret TACAR’ın yanına çalışmaya gittim. Benim arkamdan aynı dönem askerlik yaptığım “OLMAYİ” lakaplı Ali DİKAN geldi onunla birlikte de Recep GÖYMEN geldi birlikte çalışıyorduk. Biz üç Bodrumlu beraber ev tutmuştuk. Ben, Ali Dikan, Recep GÖYMEN üçümüz.  Bir yıl kadar çalışmıştım ki Ali DİKAN işi bırakıp Bodrum’a dönme kararı almıştı. Ben de zaten işten hoşnut olmamaya başlamıştım usta bizi aşırı çalıştırmaya başlamıştı. Ali gidince evin düzeni de bozulacağından ben de kararımı verip Bodrum’a döndüm.

Bodrum’a döndükten sonra çeşitli teklifler geldi ancak mahalle komşumuz Erol AĞAN birlikte çalışmayı teklif edince tereddütsüz kabul edip birlikte çalışmaya başladık. O zaman Erol AĞAN’ın tersanesi kale duvarlarına bitişik olan trafo binasının altındaki yerinde idi. İşe başladığımda o zamanın en alımlı guleti “BALIK” yapılıyordu. Ben de çalışmaya dahil oldum. Benim mobilyacı yanında çalışmam nedeniyle kamara içlerinin mobilyaları üzerinde meziyetli olmamı çok beğenilmişti. Zaten o zamanlar tekne içi dekorasyonunda usta kişi çok azdı. Hiç unutmam “BALIK” teknesini bitirdik ilk Kaptanı “FOTO BARUT” olarak da ün yapmış olan Kaptan Mehmet BARUT idi. Tekne teslim edildi demir aldı gidecek ben içeride hala çalışıyordum. İşi bitirdiğimde tekne kıyıdan uzaklaşmıştı ve beni sandalla sahile bırakmışlardı. İşi savsaklamayı yarım bırakmayı asla kabul etmezdim.

Soldan…. Mercan Memet (Mehmet NALBANTOĞLU), Çolak Erol (Erol AĞAN), Ediz HUN, Mete ÖLMEZ

3 yıl kadar Kale altındaki tersanede Çolak Erol USTA ile birçok tekne yaptık. Erol Ustanın tersane alanı kapasitesi 2-3 tekne sığacak kadardı. Aldığı sipariş tekneleri kuracağı alan yetersiz olmuştu. O zamanlar Bodrum’da turizm ile birlikte Mavi Yolculuk da patlamış peşi sıra da tekne siparişleri de patlamıştı. Hem piyasanın ihtiyacı mavi yolculuk tekne ihtiyacı hem de özel tekne yaptırma tirendi Erol Usta’ya yeni bir tersane sahası aramasına neden olmuştu. Ve İÇMELER’de karar kılmıştı.

Bu arada benim tekne yapımcılığı konusunda artık olgunlaşmaya başladığımı da gördüğünden beni kaybetmek istemediğinden bana ortak iş yapma teklif etti. “Bir tekne kuralım ben malzemeyi vereyim sen de işçilik alma tekneyi bitirip satalım paylaşalım” dedi ve tekneyi yapıp sattık ardından İçmeler’de birlikte tersane açalım dedi. Kabul edip İçmeler’de tersaneyi kurmaya başladık. Yol yok, elektrik yok kuru arazide yavaş yavaş tersaneyi oluşturmaya başladık. Elektriğimizi jeneratörle sağlıyorduk yol olmadığından malzeme ve keresteleri denizden teknelerle taşıyorduk. İnşaat malzemelerini denizden tekneyle deniz kenarına getirir oradan da develerle atölyenin olduğu yere taşırdık. Gerek tekne yapımı gerekse çekek sahası için ihtiyacımız olan kütük nakliyesini deniz üzerinden teknelerle yapıyorduk. İhtiyacımız olan lataları Osmanlı tersanesindeki atölyelerde kestirir teknelere yükler götürürdük. Tekne üzerinde taşıyamayacağımız kadar büyük kütükleri piyade teknelerinin arkasına bağlar denizden çekerek götürürdük. “ŞENÇİÇEK” teknesi bizim personel servis aracımız olmuştu. İbrahim ŞENŞİÇEK Kaptan, ben ve benim elemanları sabah “ŞENÇİÇEK” teknesi ile Limandan/Raşit’in kahvesinin önünden alır İçmelere tersaneye götürür, akşam paydosunda da gelir alır Bodrum’a getirirdi. Çok zorda kalırsak da patika yoldan yürürdük. Böyle yokluklar ve zorluklar içerisinde uzun uğraşlar sonucu hangarı inşa ettim. Çalışmaya başladık uzun yıllar kara yolumuz ve şehir elektriğimiz olmadı. Erol usta İçmelere yolunu yaptırana kadar tersanesini tam olarak taşımamıştı kale altındaki tersanesini çalıştırmaya devam etti. 6-7 yıl sonra İçmekler yolu yapıldıktan sonra Erol usta İçmeler’e tam olarak taşındı ve ilave araziler de alarak tersane alanını genişletti. Ve ondan sonra da tam faaliyete geçtik.

İçmelere ilk giden ve ilk tersane tabelası benim tabelamdır. Arazi Erol ustanın idi ve ortaktık ancak ilk atölyeyi ben kurduğum için atölyeme “MERCAN” ismini asmıştım. Daha sonra 1979 da satın aldığım tersane sahasında da bu isimle tekne imalatı ve çekek yapmaya devam etmiştim. Ve ünlenmem de bu isimle oldu. Bana “MERCAN” lakabını ablam takmıştı. Ablamdan 7 yaş küçük olmam sebebiyle beni “MERCANIM” diye severdi. Ablamın beni böyle sevmesi de hoşuma giderdi. Bu ismi benimsemiştim tersanem için isim aramam gerekmedi “MERCAN” koydum. Bodrum’da bizim zamanımızda lakaplarla ünlenirdiniz. Benim de ünlenmem piyasada isim yapmam bu isimle olduğundan adım “MERCAN MEMET” olarak tanındı.

Ortaklı, ortaksız çalıştırdığım tersanelerde çok tekne imal ettim. Muhasebesini tutmadığımdan tam sayı veremem ancak yaptığım tekne sayısı 60’ı bulmuştur. Benim tersanemde tekne yapım üzerine sınır olmadı 40 metre ahşap tekne yanı sıra saç gulet de yapılmıştır. İçmelerde çok iyi çalıştığımız yıllarda tersanelerden denize 10-15 tekne indiğini bilirim. Benim bir yılda 2-3 tekne yapıp bitirdiğim yıllarım da olmuştur. Tekneciliğimizin zirve yaptığı yıllardı. Diyeceksiniz ki çok para kazandın mı? HAYIR… O performans karşılığında kazandığımız ücretler yetersiz kalır. Biraz da tutumsuz biri iseniz aldığınız siparişi teslim edebilmek için yeni siparişten alacağınız kaparoya ihtiyacınız olurdu. Benim hesaplı ve tutumlu olmam piyasada tutunmama neden olmuştur. Rahatsızlıklarım başlayınca da artık bu işi sonlandırmam gereğine inandım ve tersanemi satıp 2015’te de mesleği bıraktım. Rahatsızlığınız sizin tersane içerisinde gezinmenize mâni oluyorsa o işten hayır gelmez teknecilik işi masa başında yapılan bir iş değildir.

İkinci bölümde buluşmak üzere

Saygılarımla. Ali DİZDAR

Post Views: 227
Önceki yazı

Haliletos’tan inciler…

Sonraki Gönderi

KÜRSÜYE BAŞVURAN ADAM

Ali Dizdar

Ali Dizdar

Sonraki Gönderi
KÜRSÜYE BAŞVURAN ADAM

KÜRSÜYE BAŞVURAN ADAM

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.