21 Ocak 2026.
Bugün bir siyasetçiyi değil, hesap vermeyi talep eden bir vicdanı uğurladık.
Hakkı Ülkü artık aramızda değil.
Türkiye siyasetinde alışık olmadığımız bir cümle kurmuştu bir gün:
“Yargılanma hakkımı istiyorum.”
Bu ülkede siyasetçiler genellikle yargıdan kaçar.
O ise yargının kapısını çaldı; açılmayınca sesini yükseltti.
Komisyonlara gitti, dilekçeler verdi, bekledi.
Dosyalar Meclis’in çekmecelerinde bekletildi.
Sonunda anladı ki mesele hukuk değil, iradeydi.
Ve kürsüye çıktı.
“En iyisi yüce Meclis’in kürsüsüne başvuralım” dedi.
Sonra başını kürsüye vurdu.
Bu bir öfke patlaması değildi.
Bu, işlemeyen bir sistemin alnına vurulmuş bir tokattı.
Alnı kızardı ama yüzüm kızarmadı.
Hakkı, hakkını ararken son çare olarak kürsüye kafa vurmayı düşünmüştü.
O an Meclis’te herkes şaşırdı.
Çünkü alıştıkları şey suskunluktu.
Çünkü kimse, dokunulmazlığının arkasına saklanmadan
“beni yargılayın” demiyordu.
Hakkı Ülkü bunu dedi.
Üç dönem Aliağa Belediye Başkanlığı yaptı. Kent yönetti, emekle yan yana durdu, sendikaları bir masada buluşturdu. “Emek Şenlikleri”ni başlattı; kalıcı olanın afiş değil, hafıza olduğunu bildi. Osman Özgüven devrimcilere, solculara en karanlık dönemde Dikili’de soluklanmalarını sağlarken, Hakkı Ülkü emeğin başkenti olarak Aliağa’yı tanıtmıştı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur döneminde termik santrale karşı onbinlerce İzmirli el ele tutuşarak direniş zinciri oluştururken genç belediye başkanları Hakkı Ülkü, Osman Özgüven, Nihat Dirim ve daha niceleri bu eylemin direniş liderleri arasındaydı.
Nihat Dirim’i yitirdik.
Şimdi de Hakkı Ülkü’yü…
Bir başka belediyecilik ve başkanlık anlayışını hakim kıldılar.
Hakkı abi daha sonra milletvekili seçildi. 22’inci Dönemde Milletvekili oldu; kürsüyü bir mevki değil, sorumluluk saydı.
Siyaseti, süslü cümlelerle değil, hesap verilebilirlik talebiyle tanımladı.
Bugün dönüp bakınca şunu görüyoruz: Onu farklı kılan ne koltuğuydu ne unvanı. Onu farklı kılan, dokunulmazlığa sığınmamasıydı.
Bu ülkede adalet çoğu zaman yüksek sesle değil, inatla bekleyerek, kapıları çalarak, bazen de kürsüye başını vurarak aranıyor.
Hakkı Ülkü, işte tam da bunu yaptı.
Şimdi Meclis’te bir kürsü daha sessiz.
Ama o sessizlik, bize bir soru bırakıyor:
Yargılanma hakkını talep edecek kaç siyasetçi kaldı?
Hakkı Ülkü’yü saygıyla anıyorum.
Geride bıraktığı şey bir makam değil;
hesap vermeyi erdem sayan bir siyaset hatırlatmasıdır.
Onu hep sevgi ve saygıyla anacağız.














