1
Eski yaşamdan parçalar aktarırken neden hep erkek figürleri anlatıyorum diye özeleştiri yaptığımda, bulabildiğim bahane “eski yaşamımızda erkekler sosyal ve maceralı konularda gündemi daha çok meşgul ettiklerinden daha görünür oluyorlar” idi. Aslında at gözlüklerim neden oldu zannederim.
Oysaki ben anaerkil bir ailede yetiştim. Elbette kadının egemenliği görünür değildi ancak bizde aileler genellikle bir kadın etrafında genişleyip ve geliştiler. Bu anaerkil düzenin kurulması biraz da yaşam biçiminin böyle şekillenme zorunluğundan idi. Benim mensup olduğum etnik grubun çoğunluğu deniz kenarında konuşlandığı ve dededen babadan gelen öğretilerle denizci olmak zorunda idiler.
Ve DENİZ; kendisiyle dalga geçeni sevmez, tedbirsiz olanı sevmez, öngörüsü ve bilgisi yetersiz olanı sevmez, böbürleneni sevmez, iddialaşanı sevmez, ayak direyeni sevmez, hodri meydan çekeni hiç sevmez. Sevmediğini de affetmez. Teknolojiden yoksun devirlerde denizci olmak çok zor mesleklerden biriydi. Denizci olmayı seçen babanın uzun yaşama şansı, kabiliyetine ve iyi rastlantılara bağlıydı. Denize düşüp ölüsünü bile bulanmayan ya da fırtınada teknesi batıp boğulan çok hikâye dinlemişizdir. O nedenle denizciler sefere çıkarken helalleşir de giderlerdi.
Üstelik erkekler mal mülk edinmek için ileri yaşlara kadar evlenmeye vakit bulamazlar kızları da erkenden evlendirildikleri için yaş farkı makası çok açıktı. Doğal olarak vakti gelen baba göçüp gittiğinde evdeki yaşamın devamını sağlamak kadına kalırdı.
Ailede baba yok olunca ailenin geleceği annenin gayreti ve direnciyle şekillenirdi. Ailenin direği anne olur aile de onun çevresinde ve koruyuculuğunda şekillenirdi. Böylece anaerkil düzen kendiliğinden oluşurdu. O nedenle kadınlarımız genetiği kodlanmış gibi kendini bu çetin şartlara hazırlar ve dominant karaktere sahip olurlar.
Ailemdeki kadınlar neredeyse anaerkil bir yaşam devrinin devam ettiricileri gibiler. Annemin anneannesinden başlayacağım daha öncesine vakıf değilim. Şerife DİZDAR, Girit’te doğmuş ve daha çocuk iken ailesiyle birlikte İstanköy Adasına göç etmişler. Hasan ZİYLAN ile evlenmiş. İki oğlu (Mustafa ve Ali) ve Kibare isimli bir kızı olmuş oğlu ALİ ZİYLAN Bodrum’un meşhur bakkallarından biriydi. Kızı Kibare de Nuri ANLAŞANLA evlenmiş üçüncü çocuğu kızı Müşerref, annem olmuştu.
Şerife ZİYLAN’a babaanne derdik, babamın halasıydı ancak onu küçük yaşta üvey annesinin elinden alıp büyüttüğü için babamın annesi olmuştu. Bodrum’a erken gelen Giritli göçmen ailelerinden biriymiş. İlk önce İstanköy’den Bodrum’un Karatoprak (Turgutreis) nahiyesine göçmüşler.

Şerife ninem arada sırada İstanköy’de evlendirip bıraktığı kızı Kibare’yi ve diğer ailesini ziyarete gidermiş. Bir seferinde ağabeyi Kaptan Sait DİZDAR’ı (baba dedem) evinde ziyaret etmiş. Sait dedem seferdeymiş. Evde ikinci karısı ve çocuklarını görmüş, ancak babam Recep, Sait Kaptan’ın ilk karısından olan en küçük çocuğu yaklaşık 7 yaşlarında ve kapı önünde perişan bir durumdaymış üvey annenin ona iyi davranmadığını anlayınca eve girip yengesini tartakladıktan sonra yeğenini sırtladığı gibi alıp Bodrum’a getirmiş ve oğulları ile birlikte büyütmüş. Ne kocası itiraz edebilmiş ne dedem Sait Kaptan ne de yengesi. Otoriterliği saygınlığından gelirdi kimse ama hiç kimse fikrine ya da yapılmasını istediğine karşı bir fikir beyan edemezdi ya da saygısından etmezdi. Son zamanlarında yatalak haldeyken bile ne yiyeceğine kendi karar verirdi.
Balıkçılık yapan eşini kaybettikten sonra aile reisi O idi. Kimin kiminle evleneceğini kime ne kadar yardımda bulunulacağına o karar verir dikte ederdi. Oğlu Ali ZİYLAN’ile beraber aynı evde yaşadı. Alt katında manevi oğlu yeğeni Recep yani biz oturuyorduk. Yan sokakta ve hatta duvar bitişiği bir evde kızı Kibare ikamet ediyordu. Gort tavuğun civcivleri misali ailesi adeta kanatları altındaydı.
Ben çok yaşlılık günlerini hatırlıyorum zannedersem 80 li yaşlarındaydı. Evde dolanır herkese talimat verirdi. Cebinde illaki kuru incir, badem ve şeker bulundurur torunlara dağıtırdı. Göçleri, savaşları ve depremi yaşadığı günlerinde çektiği sıkıntılardan ötürü o devri yaşayanların çoğunda olduğu gibi aşırı tutumlu bir anlayış içindeydi. Oturduğu evinin sokak başında belediye çeşmesi vardı. Evde suyu akıyor olsa da o çeşmeden çamaşıra bulaşığa tenekeyle, kovayla su taşırdı 9-10 basamak merdiven çıkarak.
Oğlu Ali Ziylan, kızı anneannem Kibare Anlaşan ve yeğeni babam Recep Dizdar onun karşısında neredeyse el pençe divan dururlardı. Ağabeyi dedem Sait Kaptan’a çok kırgın ve kızgın olduğundan Sait Kaptan yanına bile yaklaşamazdı. Vefat ettiğinde yaklaşık 98 yaşları civarındaydı.
Devam edecek














