Türkiye’de kadın olmak, yalnızca cinsiyetle ilgili değildir.
Bir kimliğe, bir coğrafyaya, bir hafızaya doğmak demektir.
Kız çocuğu olarak dünyaya gözünü açtığın anda, senin adına alınmış kararlar seni bekler.
Ne giyeceğin, nasıl güleceğin, kaç adım atacaksın, kimden izin alacaksın… Hepsi hazırdır.
Çünkü, bu topraklar, kadının iradesinden çok, onun “itaat etmesini” sever.
Ataerkil Türkiye’de kadın olmak, sürekli bir mücadelenin ortasında yaşamak demektir.
Kadınlar, sabah kalktığında sadece işe, okula ya da pazara gitmez; her gün varoluş mücadelesine uyanır.
Çünkü, yürüdüğü sokak tehlikelidir.
Çünkü, söylediği söz sorgulanır.
Çünkü, aldığı kararlar “bir erkek onayından” geçmediğinde tehdit olarak görülür.
Bu ülkede kadının adı vardır ama hükmü çoğu zaman yok sayılır.
İstatistiklerde, “faili meçhul” cinayetlerde geçen “bir kadın daha” olur.
Haberlerde “namus uğruna” diye aklanmaya çalışılan erkek şiddetinin gölgesinde silinir.
Kadın sadece kurban değil, aynı zamanda hedef olur.
Toplumun erkek merkezli değerleri, onun bedenini, yaşamını, sesini kuşatır fakat bu hikâye yalnız acıyla yazılmaz. Bu ülkede kadınlar aynı zamanda en büyük direnişin, en köklü dönüşümün taşıyıcılarıdır. Onlar sadece şiddete karşı değil; yok sayılmaya, bastırılmaya, unutturulmaya karşı da savaş verir ve bunu yaparken en çok birbirlerinden güç alırlar.
Kadın dayanışması, bu topraklarda hem yıkılmış hayatları ayağa kaldırır, hem de yeni bir düzenin temelini atar!
Ataerkil sistem, kadını susturarak var olur ama kadın sustuğunda bile konuşur; bakışıyla, yokluğu ile, suskunluğunda yankılanan binlerce cümleyle. Bugün, Türkiye’nin dört bir yanında, artık o kadınlar susmuyor! Üniversite amfilerinden köy meydanlarına, sosyal medyadan adliye koridorlarına kadar her yerde, “Ben buradayım!” diyen kadınlar var.
Kadınlar artık sadece hak talep etmiyor, hesap soruyor.
“Benim bedenim, benim kararım.” derken yalnızca kürtaj ya da kıyafet özgürlüğünden söz etmiyorlar; aynı zamanda kendi kaderlerini, kendi hayatlarını erkek aklının müdahalesi olmadan yaşamak istiyorlar. Bu talepler, yeni bir toplumun habercisi.
Kadınlar özgürleştiğinde, toplum iyileşir.
Kadının sesi duyulduğunda, demokrasi güçlenir.
Kadının varlığı değer gördüğünde, insanlık onur kazanır.














