Biliyorum… Başlığı görüp hemen sinirlendiniz. “Bu ne biçim laf, bu ne cahillik?” diye düşündünüz. Belki de bir an, “şunu bir dövesim geldi” diye bile geçirdiniz içinizden. Ama durun hele. Bekleyin. Sakin olun. Ben size şimdi öyle deliller sunacağım ki, sonunda bana hak vereceksiniz: Evet, bu Avrupalılar gerçekten salak.
Bakın şimdi…
Orman yangınları için neler yapıyor bu zavallılar:
Uçaklar alıyorlar, yangın söndürme makineleri icat ediyorlar, yanmayan elbiseler üretiyorlar. Bu da yetmiyor, yangın uzmanı profesörler yetiştiriyorlar, itfaiyecilik okulları açıyorlar, sınavlar, mülakatlar, müfredatlar… Her yıl milyonlarca Euro’yu ormanlarını ağaçlandırmak için harcıyorlar. Valla salak bunlar.
Şimdi gelin, bize bakalım. Şimdi biraz dikkat verin, sonra bana hak vermeye hazır olun.
Geçen hafta, perşembeyi cumaya bağlayan gece… Balkondayız. Akşam serinliği. Hava dingin. Birden minareden bir ses yükseldi. Öyle bir ses ki, insanın içini parçalıyor. Ezan değil bu; dua… Ama nasıl bir dua!
Gayri ihtiyari ellerim havaya kalktı. Sesin eşliğinde, içim titreyerek dedim ki: “Allah’ım bizi yangınlardan, afatlardan, belalardan koru diyenin duaların dualarımı ortak eyle …”
O kadar derin, o kadar güçlü dualardı ki… Vallahi düşündüm: Bu kadar dua, bu kadar anlam… Bunları Diyanet İşleri Başkanımızdan başkası yazamaz. Bir an içimden geçti: “Bu kadar duayı nereye sığdırdı acaba? Elinin içine mi yazdı?”
Sonra utandım. Böyle bir niyetle yaklaşmak bile ayıp. O kadar içten, o kadar samimi ki… Her camide aynı anda okunuyor. Ses göğün yedi katını aştı. Başka türlü bunu yazamam. Adana’lıca tarif edeyim: Allah’ın babası bile duydu! O sesi.
Zikir, salavat, gözyaşı… Sabahı zor ettik.
Ertesi sabah erkenden haber ajanslarını açtım.
Ve bingo!
Nur yüzlü başkanımızın duaları sayesinde, büyük çaplı yangınlar sönmemişti. Geriye kalanlar da yer yer kontrol altına alınmıştı.
O an içime doğdu: Bir sene içinde yağmurlar da başlayacak.
Şükürler olsun.
Şimdi, tekrar soruyorum size:
Hak vermiyor musunuz bana?
Bu Avrupalılar gerçekten salak. Çünkü onların bizim gibi nefesi kuvvetli, duaları yeri göğü inleten yöneticileri yok.
Vallahi buradan bakınca onlara üzülmemek elde değil.
Acaba bizden birkaçını göndersek mi onlara? Bir nebze olsun nasiplenseler?
Belki o zaman ormanlarını korurlar. Belki bir sabah duasıyla mevsim normallerine dönerler.
Kim bilir…














