Kızıl sendikacı, yattığın yer incitmesin.
Yaşama Bodrum’da veda eden bedenini, Salihli’de toprağa verdiler.
Cenazeye gitmek gelmedi içimden. Gitmedim.
Seksen öncesi ölen arkadaşlarım, vurularak ölürdü. Sınıf savaşımı olduğunu bilmeme rağmen, içimi dolduran hesaplaşma isteğine engel olamazdım.
Feodal bakış olduğunu bildiğim halde, bu bakış beni rahatsız etmiyordu. Feodal değerlerle büyüyor, bununla gurur duyuyordum.
Bana göre, hesabını sormadığım arkadaşımın ölmüşse mezarına, yaralıysa hastane ziyaretine gidilmezdi.
Halil Babadağ’ı (Balta) toprağa vermek hariç hiç gitmedim. Bunun da özel nedeni vardı.
Konuyu uzatmamak için detaylandırmıyorum.
Hikmet Kıvılcımlı devrimci gençliğimizi şöyle tanımlıyordu.
“Yarı proleter, devrimci, divane gençlik”. Biz buyduk!
Bekir Zeyyat Eken öldürülmedi!
Yine de cenazesine gitmek içimden gelmedi!.
Avrupa’da yaşayan bir arkadaşım şöyle söylemişti.
“Bizim insanlarımız zorda olan biriyle dayanışmaya girmekte tereddüt ediyorlar, ancak, aynı insanlar öldüğünde, ellerinden geleni yapmak için çırpınıyorlar”..!
Tariş direnişinde, Gıda İş Sendikası Başkanı Bekir Zeyyat Eken büyük rol oynadı. Bu direniş yıllar sonra bile unutulmasın istiyordu.
1 Mayıslar da insanları “Tarişli işçiler” pankartı altında toplamıştı. Ona destek için kortejine katılıyordum.
Kortej her yıl eksiliyordu!.. “Tarişli işçiler” pankartı bundan böyle zor açılır!.
Kızıl sendikacı, komünist Çerkez seni özleyeceğiz.














