Birkaç günlük zorunlu aradan sonra kaldığımız yerden devam edelim. Bu anı ve gözlem dizsinin zamansal bir boyutta anlatmaya çalışıyorum.
Bu bölümde CHP dışı yeni partiler ve Ahmet Piriştina ile tanışmam ve yaşadığımız olaylardan söz edeceğim. Bugünün Piriştina’nın ölüm yıldönümü olması da ilginç bir tesadüf doğrusu.
1999 seçimlerinin birinci partisi DSP, yüzde bir düzeyinde kalmıştı. 99 seçimlerinde DSP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Piriştina idi. Dörtlü bir yarışın olduğu bu seçimlerde CHP’nin adayı Yüksel Çakmur idi. Rahmetli Nihat Erdoğan hocamızla birlikte, İskender Dinsel’in organizasyonunda, seçim öncesi bazı kamuoyu araştırmaları yapıyorduk. Hem Bergama’da hem de İzmir’de. İki adayımız da iddialı idi. Yani seçimi kazanmaya yakın adaylardı Çakmur da Sefa Taşkın da. Ancak bu süreçte Abdullah Öcalan’ın yakalanması seçmeni duygusal olarak oldukça etkilemişti. Ülke genelinde DSP ve MHP oyları artarken, İzmir’de de Piriştina Belediye Başkanı olmuştu.
DSP, ANAP ve MHP hükümeti ciddi bir kriz ile karşı karşıya kalmıştı. İsmail Cem, DSP’den istifa edip yeni parti çalışması için ayrılmıştı. Ecevit’in ABD’den davet ettiği ve ekonomik krizi çözmesi için ekonominin başına getirdiği Kemal Derviş de Ecevit’ten umudu kesip İsmail Cem ile birlikte hareket etmeye karar verince, kamuoyunda ciddi bir heyecan dalgası oluşmuştu. Yeni Türkiye Partisi kurma çalışmaları ile bir anda kamuoyu desteği bu iki isme yönelmiş ve siyasetin dengeleri başka bir yere doğru evriliyordu.
Ancak kısa bir süre sonra Derviş, YTP ve Cem ile değil de CHP ile hareket etmeye karar verince bu defa hesaplar bozulmuştu. Cem yine de YTP çalışmalarını sürdürüyordu. Ercan Karakaş ve Seyfi Oktay gibi yeni oluşum çabasında olan bazı siyasetçiler İsmail Cem ile birlikte hareket etmeye karar vermişlerdi.
Bir süre sonra Derviş, ABD’li bir kamuoyu şirketi veya yetkililerin önüne bir kamuoyu araştırma sonucu koyduklarını, buna göre hem CHP hem de YTP’nin %9 düzeyinde oy alıp, AKP’nin Mecliste tek başına kalacağını söylediklerini gerekçe göstererek ayrıldığını söylüyordu.
Cem’in YTP’si İzmir’deki siyasi kamuoyundan da belli bir ilgi görmeye devam ediyordu. Şu anda aklıma gelen YTP’ye geçen ve milletvekili adayı olan siyasetçiler arasında dönemin İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, Hakan Tartan, Rıfat Nalbantoğlu ve Rıfat Serdaroğlu da YTP saflarına katılmış, ilk seçimde de milletvekili adayı olmuşlardı. Yakın arkadaşlarımdan Fikret Doğan hoca da 1. Bölge 6. Sıra milletvekili adayları arasındaydı.
Ciddi bir hükümet krizi sonucu erken seçim kararı alındı. Hükümette yer alan DSP, ANAP ve MHP baraj altında kalırken, AKP %34 ile tek başına iktidar, CHP %18 oy oranıyla tek başına muhalefet olmuştu. Meclise neredeyse seçmen oylarının yarısı yansıyabilmişti. MHP, DYP, ANAP gibi partiler barajı aşamadı. Tabi ki Cem’in YTP’si de.
Bizim Konak İlçe Kongresindeki grubumuzdan iki arkadaşımız CHP’den milletvekili olmuştu. Av. Yılmaz Kaya ve Harita Müh. Erdal Karademir.
Solda yeni arayışları sürdüren diğer bir grup, 2002 seçimlerinden sonrasında Murat Karayalçın’ın başkanlığında SHP’yi tekrar kurdu. İkinci adam olarak da Fikri Sağlar kurucular arasında yer almıştı.
Hem Konak İlçe kongresinde hem de Yeni oluşum grubumuzda yer alan bazı arkadaşlarımız da bu yeni SHP’de yer almıştı. Epeyce kişi var ama siyasi kamuoyunun daha yakından tanıdığı iki isim aklıma geliyor, biri Osman Özgüven ve Yekta Varnalı. Yekta Varnalı kurucu il başkanı olmuştu. Göreve geldikten kısa bir süre sonra kendisini kutlamaya gitmiştim il binasına, odaya girdiğimde sekreter arkadaşa kapıyı kilitle ve bana bir üyelik formu getir demişti. Gülüştük ardından.
YTP 2002 seçimlerinde hayal kırıklığı yaşamıştı. SHP ise ilk yerel seçimlerde kendini test edecekti.
Ben CHP’den ayrıldıktan sonra YTP’ye de SHP’ye de katılmayı uygun bulmadım. Her ikisinde de değer verdiğim arkadaşlarım olmakla birlikte, bu iki partinin de yeni oluşum ihtiyacını karşılayacak ya da bu yönde büyük bir beklenti olmasa da yeni bir çekim merkezi olacak hareketler olmadığını düşünüyor ve söylüyordum. Bazen bu düşüncelerimi TV programlarında söyleyince serzenişte bulunan arkadaşlarım da oluyordu doğal olarak.
Piriştina ile tanışmamız Narlıdere’de bir panelde gerçekleşti. SDD mi düzenlemişti anımsamıyorum. Konuşmacılardan bir Ruşen Keleş hocamız, diğeri Piriştina idi. Üçüncüsü ise ben. Konu Yerelleşme ve Demokrasi teması üzerine idi. O gün panel öncesi ve sonrası ayaküstü sohbet ettik biraz.
Detay çok ama ana hatları ile anlatmaya çalışayım.
Gazete yazıları ve TV programları dolayısıyla siyaset çevrelerinde tanınmaya başlamıştım. Bir gün Refik Soyer telefonla aradı beni. Soyer sanırım Piriştina’nın bacanağı. Bayraklı’da adı sanırım Sanat Fabrikası olan bir mekanda buluştuk. Bir düşünce toplulukları varmış. Daha önce CHP’den tanıdığım Şeref Günduru da oradaydı. İzmir siyasetini ve önümüzdeki yerel seçimleri konuştuk.
Bir süre sonra Refik Soyer tekrar beni telefonla aradı. Hocam tekrar görüşebilir miyiz, topluluk olarak bir anket çalışması yapmak istiyoruz, bize yardımcı olabilir misin dedi. Kabul ettim. O zamanki Büyükşehir sınırları içinde bir araştırma gerçekleştirdik.
Bu araştırmayı söz konusu topluluk olarak kamuoyu ile paylaştılar. Piriştina’ya yönelik ilgi bir hayli fazlaydı ama partisi DSP yok gibiydi. CHP birinci parti konumundaydı ve CHP’li seçmenin büyük bölümü Piriştina’yı aday görmek istiyordu.
O zaman köşe yazarlığı yaptığım Milliyet Ege, bu sonuçları manşetten vermişti. Ertesi gün akşamüzeriydi sanırım, Pirişitina beni aradı ve “gereğini yapacağım hocam” dedi. DSP’den ayrılıp CHP’ye üye oldu. Zaten olacaktı muhtemelen, bu süreç biraz daha öne alınmış oldu bence.
Böylece CHP’nin adayı belli olmuştu.
Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur, daha önce DYP’den ayrılıp CHP’ye geçmişti.
2001’de CHP’den istifa etmiştim. Ondan sonra gazete yazıları ve TV programlarında siyaset gündemim olmuştu. Ayrıca çeşitli belediyelere yerel hizmetler ve yerel seçim araştırmaları yapıyorduk zaman zaman. Sefa Taşkın ile Bergama’da başladığımız bu faaliyet çok sayıda ilçeye ve il dışına da yönelmişti. Mesela Menemen’de Tahir Şahin ile 99’da bu sayede tanıştık son seçimlere kadar diyaloğumuz sürdü. Aliağa, Foça, Balçova, Didim ve daha çok sayıda yer.
CHP’nin Büyükşehir adayı belliydi. İlçelerde aday adayları yarışı ve rekabeti başlamıştı. Günün birinde üniversiteye Aziz Kocaoğlu geldi. Baktım kapımda bekliyor. Aşağı inelim bir kahve içip konuşuruz dedim. Benim bulunduğum katta çay ocağı yoktu ve odama gelen giden olursa rahat konuşamazdık. Aday adayı olduğunu biliyordum. O da bir anket çalışması istiyordu.
Tamam dedim. Bunun üzerine biraz konuştuk. Refik Soyer’den olduğu gibi ondan da öğrencilerin yol, yemek ve yevmiyeleri düzeyinde mütevazı bir bütçe istedim. Kabul etti ve başkan olursam daha sonra birlikte çalışırız zaten demeyi de ihmal etmedi.
Araştırma sonucunda adaylar içinde eskiden başkanlık yapmış olan Cengiz Bulut daha popülerdi. Diğer adayların tanınırlığı oldukça düşük çıkıyordu. Cengiz Bulut o seçime Genç Parti’den giriyordu.
Araştırma raporunu vermeye gittiğimde Aziz Bey arkadaşları ile birlikteydi. Yalnız mı konuşalım dedim, yok dedi, arkadaşlar da bilsin. Kişisel oy gözükmüyordu ama hangi adayla olursa olsun CHP yarışı az farkla önde kazanacak gibi gözüküyordu araştırmaya göre. Oylar CHP; AKP, GENÇ Parti sıralaması ile bölünüyordu. CHP’nin desteği %33 gibiydi. Seçim bir puan bile sapmadan böyle sonuçlandı. Ancak Piriştina, Bornova’da bunu neredeyse ikiye katlıyordu.
Tamam dedi Aziz Bey, hiç olmazsa parti kazanacak gibi gözüküyor diye ekledi. Sonra Ankara yolunu tuttu.
SHP de yerel seçimde adaylarını çıkarmıştı. İzmir Büyükşehir için Fehmi Işıklar’dı, Narlıdere’de eski başkanlardan Mustafa Karahan ve Dikili’de de Osman Özgüven çıkmıştı SHP adayı olarak.
O dönem CNN, NTV ve HaberTürk gibi ulusal kanallar bu kadar iktidar yanlısı değillerdi ve İzmir’den de yayınlar yapıyorlardı. Bir akşam CNN canlı yayın programı için İzmir Ekonomi Üniversitesi Konferans salonunda buluştuk. Konuşmacılar arasında ben de vardım. Diğerleri Ahmet Piriştina, Burhan Özfatura ve Işın Çelebi idi.
Aramızda ufak tefek tartışmalar oluyordu haliyle. O zamanlar Özfatura henüz AKP karşıtı değildi. Ben yorumlarımı Pirişitina’nın kazanma şansının yüksek olduğuna getirdikçe, o itiraz ediyordu. “Kimse seçmenin tercihine ipotek koyamaz, o iş sandıkta belli olur” diye.
Ara verildiğinde dışarı çıktık. Piriştina bana, hocam benim yerime sen yüklen türünden bir öneride bulundu. Sen akademik bakış açısıyla yorumladığın için daha etkili olabilir. Bu türden bir şeyler konuştuk.
Bu arada Konak aday adaylarından Hüseyin Mutlu Akpınar aramıştı, abi bir sorsana Piriştina’ya Konak için ne düşünüyor diye. Ayrılırken ayaküstü sordum. Sonra Hüseyin’e döndüm, “genç tarifi sana uyuyor ama cinsiyet sana uymuyor” dedim. O zaman Dilara Ersözlü’dür dedi. Evet öyleydi ama sonra çeşitli olaylar sonucu, Dilara hanım adaylıktan çekildi ve yerine Muzaffer Tunçağ aday yapılmıştı.
Programdan bir iki gün sonra Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi aradı. Hocam uygunsan seni aldırayım, Başkan seninle görüşmek istiyor dedi. Belli bir saatte anlaştık ve Konak’ta İzsu binasının altıncı katında bir odada üçümüz buluştuk. Konu yerel seçimler, adaylar ve ilçeler üzerineydi. Piriştina rahat değildi. Sanırım Bülent Tanla ve üniversiteden bir arkadaşımıza anket çalışması yaptırmış ve sonuç kritik çıkmış.
Ben onları bilmem ama gözlemlerim ve Bornova’da yaptığım araştırmadan hareketle projeksiyon yaptığımda çok rahat bir seçim olacağını düşünüyorum dedim. Bunun üzerine biraz konuştuktan sonra, konu ilçelere geldi. Piriştina’ya iki ilçe kontenjanı verilmişti. “Hocam Bornova’da bize eğitimci bir aday lazımdı. Eski Milli Eğitim Müdürü Behçet Yavuz’u düşünmüştük ama bir Özel okulla sözleşmesi varmış, şu kadar tazminat ödemek zorunda kalırmış .. diye Yavuz’un cevabını açıklayıp, ardından argo birkaç söz söyledi.
Kamu görevlilerinin istifa etme süresi geçmişti, dolayısıyla ben aday olamazdım. Aziz Bey’den söz ettim, ona yaptığım araştırmadan da. Tamam, ben onunla görüşürüm dedi. Adaylık için diye değil de araştırma sonuçları için diye anladım bu ifadeyi.
Sonra tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Erdal İzgi, makam arabası ile giderken bana ısrarla, sana çok güveniyor, daha profesyonel düşün ve davran dedi. Pek çok siyasetçi ve akademisyene kanıp, çok hayal kırıklığı yaşadı. Benim abimin böyle saf yönleri de var diye ekledi.
Aynı sözleri tarihçi arkadaşım Fikret Yılmaz’dan da duymuştum. Bu son konuşmamızdan sonra, kendisine daha önce verilen seçim tahminleri ve yorumları ile benimki uyumsuzdu. Fikret, Piriştina bana seni soruyor, ben de güvenilir biri Engin dedim, demişti. Fikret o yıllarda Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü idi.
Seçimler oldu. O gün akşama hem TV programına davetliydim hem de seçim gecesi yazarı olduğum Milliyet Ege temsilciliğinde seçimleri birlikte izleyip, yemek yiyorduk. Kokteyle yazarlar katılıyor ve siyasetçiler de davet ediliyordu. TV programından ayrılıp, gazeteye geldiğimde saat biraz ilerlemişti ve sonuçlar artık kesinleşmiş sayılırdı. Gazetede salona girdiğimde Piriştina karşıda oturuyordu. Rakı bardağını bırakıp bana doğru geldi. Boynuma sarılıp, hocam tam senin dediğin gibi oldu sonuç dedi. Ben de çok içtenlikle kutladım.
Bu arada bu döneme ilişkin Balçova ve Narlıdere deneyimleri de var ama hem Piriştina ile bitirmek hem de bölümü çok fazla uzatmamak için onları başka bölüme bırakıp noktayı koymakta yarar var.














