Bu yıl içimden birçok nedenle bayram kutlama yazısı yazmak gelmedi.
Bu nedenlerin başında, Avrupa ülkelerinde 60 yıldan fazladır bu ülkelerin kalkınmasında büyük emekleri ve katkıları olan Türkiyeli göçmenlerine karşı düşmanlığın ve saldırıların yoğunlaşması geliyor. Buradaki insanların çocukları, doğrusu ikinci, üçüncü nesil bu ülkelerde doğdu ve büyüdü. Dördüncü nesil çocuklar da doğmaya başladı ve büyüyor. Türkiye güçlü ve halkı birlikteyken herkes kendisini ülkenin eşit vatandaşı saydığı yıllarda Türkiye vatandaşları hakarete uğramıyor, sınır kapılarında sorgulanmıyor ve geri gönderilmiyordu. İş bulmakta zorluk çekmiyordu. Şimdi bırakın sıradan bir insanın Avrupa ülkelerine girişini, yeşil pasaporta sahip insanlar bile sınır kapılarında uzun süre bekletiliyor ve sorgulanıyor.
Bu ülkelere yerleşmiş ve ikamet izni olan çalışan insanlar bırakın Türkiye’ye tekrar dönmeyi, orada ikamet etmeyi ve biriktirdikleri parayla ülkede meslek ve yeteneklerine uygun bir iş kurmayı, ülkeye yıllık izinlerini geçirmekten ve çocuklarını okul tatillerinde yakınlarına göndermekten korkuyorlar.
Korkuyorlar çünkü günün 24 saati gerek Türkiye’de yapılan görsel, sosyal ve yazılı basında gerekse bu Avrupa ülkelerinin her türlü basınında olumlu haberler görmüyor, okumuyor ve işitmiyorlar. Dünyanın birçok kralının, devlet başkanının ve inanç önderinin “İstanbul’a sahip olan dünyaya sahip olur,” dediğini biliyoruz. Türkiye’nin en son Cumhurbaşkanı da “İstanbul’u kazanan bütün Türkiye’yi kazanır” vurgusunu yapmıştı.
Şimdi İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı, yedi ilçe Belediye Başkanı ile tüm yönetim kadrosu bürokratları tutuklanmış. Türkiye ile ilişkisi olan bütün Avrupalılar soruyor: Bu toplu tutuklamalar, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın partisi kazanmadığı için mi yapılıyor? Bu durum ülkede iç çatışmalara ve iç savaşa neden olmaz mı?”
Bizim yanıtımız: “Ağzınızı hayırla açın. Türkiye’de mahkemeler var,” olsa da insanlar korkuyor.
“Haftalardır her gün milyonlarca insan tutuklanan belediyelerin ve siyasi tutukluların özgürlüğünü istiyorlar. Bu gidişat bir iç savaşa veya bölünmeye neden olmaz mı?” sorusunu ekliyorlar. Avrupalı insanları ikna etmek kolay olmuyor.
Geçen yıl İstanbul’da tatilini geçirmek isteyen milyonlarca Avrupa vatandaşı şimdi gitmekten korkuyor. Geçen yıl ile bu yılın ilk aylarında yer ayırtan, bilet alanlar sıkça soruyorlar. “İstanbul’da eskisi gibi rahatça dolaşabilir ve başımıza bir iş açılmadan tatil yapabilir miyiz?”
Bu soru birer bıçak gibi yaralıyor biz Türkiye vatandaşlarını. Ayrıyeten Türkiye’de eskiden tatil yapan insanlar, evlerine iç çamaşırlarından kaliteli el yapımı halılara kadar satın alıyorlardı. Şimdi bırakın pamuk, deri, yün, kristal ve hediyelik eşyaları satın almayı; lokantaların, sebzelerin bile fiyat olarak bu Avrupa ülkelerinden daha yüksek olduğunu yayınlarda görüyor, okuyorlar. Özellikle her gün medyaya yansıyan kadın cinayetleri korkutuyor.
Sonuç, sürekli yoksulluğun ve işsizliğin büyüdüğü, cinayetlerin, mecliste, belediyelerin yönetiminde siyasi çatışmaların derinleşerek yaygınlaştığı ve vatandaşların gümrük kapılarında bekletildiği, geri gönderildiği bir ülkede iç rahatlığıyla bayramlar kutlanamıyor. Kimse tereddütsüz gidip tatil yapmak istemiyor.
Gözyaşı yaşanmadan, küskünlerin barıştığı, kardeşliğin pekiştiği bayramlar iç rahatlığıyla kutlanamaz hale geldi.
Üç yanı denizlerle kaplı, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan, dünya dillerinin ve kültürlerinin merkezi olan Türkiye bu yaşananları hak etmiyor.
Tüm insanlığa savaşların, bölünmelerin yaşanmadığı, kardeşliği, dostluğu, sevgiyi güçlendiren bayramlar diliyorum.
07.06.2025
Molla Demirel














