Son aylarda okuduğum Habib Bektaş’ın Tetikçi Dede’si,1 Ahmet Büke’nin Kırmızı Buğday’ı2 ve şimdi daha bu hafta bitirdiğim Eşref Karadağ’ın Bir Çingene Masalı…3 lafı dolandırmadan söyleyeyim, iyi romanlar.
Okuyanlar bunu görecektir.
Bu yazıda Bir Çingene Masalı’na odaklanmak istiyorum.

Romanın yazarı Eşref Karadağ, Bir Çingene Masalı’yla nerdeyse her dönem ‘kenarda’ kalmış Çingene ya da Roman denen kesime ayna tutuyor.
Bir Roman mahallesindeki sıradan insanın zengin dünyasını; tam da başka bir ünlü yazarımız Füruzan’ın, “…Edebiyat, küçük insan olduğu savunulan hayatların nelerle dolu olduğunu gösterir bize.” dediği türden bir dünyayı bize açıyor.
Kimler var bu mahallede?
Mürdüm, Gülsüm, Kısmet, Halil, Kemancı Cevdet, Façalı Hakkı, Çiçekçi Niyet, Efkâr Cevdet…
Bunlardan kimi mahallenin kahvecisi, kimi çiçekçisi, kimi klarnet çalarak yaşamını kazanıyor, kimi de mafyalığa özenip piyasada kendine yer bulmaya çalışıyor.
Roman ilkin, bu insanların yaşadıklarına odaklanıyor, sonra 12 Eylül 1980 ve sonrasında ülkede yaşananlara.
***
Tarih 12 Eylül 1980’dir.
Askerler darbe yapmış, her yanda sıkıyönetim ilan edilerek binlerce demokrat insan tutuklanmıştır.
Roman, dönemin faşizan baskıcı havasını bu Roman mahallesine taşıyor.
Baskıcı temsili Mürdüm karakteriyle görüyoruz.
Mürdüm, devletin mahalleye uzanan eli odur.
Bu ilişki Başefendi karakteriyle sağlanıyor.
Nerdeyse bir fail-kurban ilişkisidir bu.
Ancak bu ilişki insani nedenlerle Mürdüm tarafından bitirilmek istenince kıyamet de ondan sonra başlıyor.
Başefendi Mürdüm’den işini sürdürmesini ya da yerine rejimle işbirliği edecek birini bulmasını istiyor.
“Nerdesin Buçuk, diye sordu Başefendi.
Mürdüm de elmalaştı. Çürüğünü saklayarak, üstünüze afiyet, biraz, diyecek oldu.
Ancak Başefendi tarafından sezilen hamlesi kıvrak bir karşı hamleyle kesildi. Kenan Paşa temizlik yapıyor Buçuk, dedi, bu temizlikte en çok sana ihtiyacı var anlıyor musun?”(s.19) diyerek dile getiriyor.
Görüldüğü gibi her baskı dönemi kendi elverişli ‘eleman’ını da beraberinde getiriyor.
Ancak Mürdüm işi bırakmakta kararlıdır.
“İşte, bu adamın karşısına dikilip izin isteyecekti, vazifeden el çekme izni…(…) Koca Mürdüm, kendisinden hiçbir şeyi esirgemeyen devletine sırt çeviriyor, (…) bunun için Başefendi’den izin istiyordu.”
Bu dayatma ve bundan sonra yaşananlar romanda bir gerilim atmosferiyle ilerliyor.
Karadağ, mahalledeki insanların günlük yaşamlarının ayrıntılarına eğildiği kadar; mahalle, Başefendi, Mürdüm üzerinden oluşan gerilimi de romana taşıyor.
Mürdüm’ün yerine bırakacağı isimler, emniyetin kendi planlamaları…
***
Giderek baskı mekanizmalarının klasik uygulamaları başlıyor; sabahın köründe ev baskınları, insanları nedensiz karakola ve oradan savcılığa götürüp yıldırma girişimleri…
Sonrasında Mürdüm’ün oğlu Halil’in tutuklanmasıyla iş çığırından çıkıyor ve Mürdüm kahrından ölüyor.
Roman bu faşizan baskı mekanizmasının mahalledeki uygulamaları ve insanlarda bıraktığı gerilimle ilerlerken elbette araya başka öyküler de giriyor.
Gülsüm’ün Façalı yanında başlayıp assolistliğe kadar giden hayatı, Kısmet’in İmam’la evlenmesi… Halil ve Kemancı Cevdet’in aşkları…
***
ROMANDA DİL VE ÜSLUP…
Yazın yapıtı dilsel bir metindir sonuçta.
Dolayısıyla kullanılan dildeki ustalık önem arz ediyor.
Karadağ’ın dili uzun betimlemelere dayanan cümlelerle kurulu.
Örneğin “…Herkes aynı sorulu bakışlarla dikmişti gözlerini Mürdüm’e, İsmet de, Kısmet de, Halil de, Yeminbaz da aynı… Odada eğri duran soba da aynı bakıyordu, yer yer badanası dökülmüş duvar da, duvarlardaki sararmış fotoğraflar da…” (s.83)
Özneyi anlamlandırmada, imgesel çağrışımı bol olan bir yapı görülüyor.
Bu dilde anlamı zenginleştiren yeni bir söz dizimi demek.
Halbuki, Karadağ’ın 2019’da çıkan Torbadaki Maksim Gorki4 öykü kitabında daha sade, günlük dile yakın bir anlatım tercih edilmişti.
Bir Çingene Masalı’nda ise bu sadelik yerini, sıfat tamlamalarının yoğun olduğu uzun cümlelere bırakıyor.
Öznesini cümlenin ortasına alan yan cümleciklerle devam eden bir anlatım biçimi bu.
Sözgelimi, “Gelme diye fısıldadı aynaya, elini gölge ederek camdan bakan bir çocuk telaşıyla, bir kısrak kişnemesiyle, bir davul gümbürtüsüyle, fısıldadı aynaya; gelme, gelme, gelme!” (s.9)
Biliyorsunuz, Orhan Pamuk da bu uzun cümlelerle hep tartışılmış, hatta Tahsin Yücel, Pamuk’un, Kara Kitap’ta, yan tümceyi temel tümcenin önüne çıkararak anlamı bulandırdığı savını ileri sürmüştü.
Bir Çingene Masalı da uzun cümlelerin çok olduğu bir anlatıya sahip.
Peki, aynı eleştiriyi buraya da yöneltmek gerekir mi?
Bence hayır!
Karadağ’ın dili yetkin, uzun cümleler anlama derinlik katıyor.
Karadağ’ın bir başka ustalığı da anlattığıyla anlatma biçimi arasındaki uyuma dikkat etmesi.
Bu da romana parçalı anlatım yolunu açmış, bir olay biterken hemen diğeri onun devamı olarak başlıyor.
Bu yüzden anlatım ritmik ve diri…
İlla eleştirilecek bir nokta aranacaksa giriş kısmının uzun tutulmuş olması gösterilebilir.
Bir Çingene Masalı Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü 3.cüsü olmuş.
Eşref Karadağ aynı zamanda bir şair, tiyatro oyunları ve çok sayıda çocuk kitabı olan bir yazar.
Dolayısıyla söylenecek daha çok şey var. Ancak bu köşenin edebiyat eleştirmeni olmak gibi bir iddiası yok, onu baştan söyleyelim.
………………
1 Tetikçi Dede, Habib Bektaş, roman, Smirna Yayınları, Ocak 2022, 496s., Ankara
2 Kırmızı Buğday, Ahmet Büke, roman, Can Yayınları, Nisan 2025, 495s., İstanbul
3 Bir Çingene Masalı, Eşref Karadağ, roman, Kekeme Yayınları, 2024, 238s., Ankara
4 Torbadaki Maksim Gorki, Eşref Karadağ, gülmece öykü, Bilgi Yayınevi, 2019, 120s., Ankara
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26702067/salim-cetin/bir-cingene-masali














