Ne zaman Rombergpark’a gitsem, içimi derin bir hüzün kaplar. Bu huzurlu doğanın derinliklerinde, tarihin en karanlık gölgeleri saklıdır. Nazi Almanyası’nın dehşet verici günleri gelir aklıma; Hitler’in gölgesi altında yaşanan acımasızlıklar ve insanlık dışı uygulamalar. Faşizmin soğuk nefesi, Rombergpark’ın yeşili arasında bile hissediliyor.
*Ağaçların Hafızası*

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Steinwache polis karakolundan alınan 300 insan, bu ormanlık alanda kurşuna dizildi. Bittermark’ta, bu trajediyi anımsatan bir anıt var, fakat sanki her ağaç gövdesinde, her yaprakta o korkunç günlerin hafızası saklı duruyor.
Bu park sadece ormanlık alan ve gölet değil; aynı zamanda insanlık trajedilerinin ve tarihsel yüklerin de bir yansıması var.

Yaz sona erdi. Sonbahar, doğanın bir vedası gibi, yapraklarını yavaşça yere bırakıyor, hüznünü sergiliyor. Ağaçlar birer birer çıplak kalmış; sararmış yapraklar yerde altın sarısı bir halı gibi serili. Her adım attığımda kuru yaprakların çıtırtıları, sanki geçmişin fısıltılarına karışıyor. Her yaprak dökümü, geçmişin acı hatıralarını bir kez daha hatırlatıyor; doğanın bu kaçınılmaz döngüsü, insanın kaderine benzeyen bir süreci yansıtıyor bana.

Bugün hava güzel, hafif bir rüzgar var. Ancak mevsimin bu güzelliği, içimdeki karanlık düşünceleri dağıtmaya yetmiyor. Rombergpark; güzellik ve hüzün arasında asılı kalmış bir yer gibi. Sararan yapraklar, vahşetin üzerini örtercesine dökülmüş; doğa, geçmişin izlerini yavaşça örtüyor, ama hafızalarda silemiyor.

*1978 Kuşağı*
Bizim kuşak, Hitler döneminin vahşetini aratmayan karanlık bir dönemi yaşadı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, hayallerimizi yerle bir etti. Biz, demokrasinin gölgede kaldığı, özgürlüklerin yok sayıldığı işkence ve idamların olduğu bir dönemin çocuklarıyız. O günlerde hissetiğim korku ve baskı, hala zihnimde canlı.
Rombergpark’ın ağaçları arasında yürürken, sanki o günlere geri dönüyorum; bu huzurlu doğanın içinde bile, geçmişin ağırlığını taşıyorum.
*Ve Sennur Abla*

Rombergpark’ta aradığım ses, aslında geçmişin yankılarıydı. Tüm bu karanlık düşüncelere rağmen, sevgili Sennur Sezer’in güçlü sesi bana yol gösterdi. Onun şiirleri, geçmişin acılarını dile getiren bir çığlık gibiydi; her satırı, direnmenin ve hatırlamanın bir sembolü. Karanlık zamanlarda bile umudu ve direnci yaşatan bir sesti o. Belki de bu yüzden, bu parkta onun çığlığını duydum.
…
Her yaprak düşüşünde, her rüzgar estiğinde, Sennur Sezer’in dizeleri yankılanıyor kulaklarımda: “Bir gün, her şeyin daha iyi olacağına dair inancını kaybetme.” İşte bu ses, bu umut, Rombergpark’ta bile beni sarıp sarmalıyor direnç aşılıyor.
…
*Ve Sennur abladan bir bir şiir*
.
Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz
Çocuğun ilk ağlayışınca güzel
Bir ses
…
—Çünkü yüreklerimiz
Acılarla şişe şişe nasırlaştı—
Kızgın demirlere değen ellerimiz
Su toplayıp kabarır, nasırlaşır
Ateşe ve demire dayanır
Yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle
Çelikleşti.
Yalnız orada, ta dipte küçük bir çekirdek
Gözyaşı gibi titriyor mavisiyle havanın
Kız çocuklarının perçemleriyle oğlanların afacanlığı
Kaynatıveriyor o damlayı
…
Bir ses arıyorum
Yeni bir şarkı için
Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla
Sevinçle duyulacak bir ses
Çünkü umutsuzluk yasaktır
Don vuran ağaç sürgün verecek
Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.
Ama susmaktan sesimi yitirdim
Nasırlaştı dilim
…
Elim ateşten korkmuyor
Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım kut
Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim
Köz basarım yüreğime
Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor
Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen
Çekirdek ateşten korkmuyor
…
Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Gece karardıkça yaklaşır güneş
Kar buğdayı besler
Buz göllerde balıkları korur
Ve buzda ölmez kardelenler
…
Bir kocayemiş gibi
Diken ucunda gelen gün
Güneşi bekliyorum
Şiiri bitirmek için…
*
*3 Ekim 2024, Dortmund*
*Asaf Demirhan*














