—————————
Bugün haklı olarak “çarpık kentleşme” eleştirisinde bulunuyoruz..
Yerel-Genel Yönetimlerin, modern kentleşme olgusuna ihanet ettiklerini düşünüyoruz…
Özellikle de büyük kentleri ranta feda etmesine kızıyoruz…
Açgözlülük, ihanet, müteahhit çetelerinin rant rezaleti falan, filan…
Eyvallah da…
Sadece bu kadar mı?
Bu berbat kentleşmede SOL’un hiç mi payı yok sahi?
70’li yıllara çevirelim projektörü o zaman…
Köyünden tasını- tarağını toplayıp büyük kentlere göçen milyonları gözümüzün önüne getirelim…
Akın akın gelenleri…
Kent girişlerinde kimler karşılıyordu biliyor musunuz?
Solcular…
Gelenlere, “işgal edilecek” hazine arazisi yeri gösteriyorlardı…
Migros başta, büyük firmaların yiyecek kamyonları kaçırılıp, işgalcilere dağıtılıyordu…
Gelenler git gide artmaya, çoğalmaya başlayınca
Hemen…
Hemşericilik üzerinden gettolar oluşmaya başlamıştı…
Kentler adım adım büyük bir yozlaşmaya koşuyordu…
Sistemde değildi çoğu, vergi de vermiyordu…
Elektrik kaçak, Su kuyudan dı…
Oysa…
O Kentte…
En az 3-4 nesil yaşayan, sisteme yakasını kaptırmış bir halde, vergisini baştan veren, yasalara, kurallara harfiyen uyan kent sahipleri ise…
Ya kiralarda sürünüyor…
Ya da…
Ancak emeklilik sonrası EV SAHİBİ olma hayalleri kuruyordu..
Diğer yandan…
Yüksek enflasyon…
Kentin asıl sahibi olan orta sınıfa yoksulaşma da bodoslama yol aldırırken…
Tepelere yerleşmiş klanlarda ise keyifler hayli yerindeydi…
Kendi müzikleri başta….
Her türlü yaşam biçimini yarattılar zerre umursamadan!
Bir nevi…
Gecekondu kültürünün doğumu…
Sayelerinde…
Kent kültürünü ölümüne yol açmıştı!
Sonra…
Bu, ne köylü kalabilmış, ne kentli olabilmiş ( pijama üstü etek, en simgesel tanımıdır bunun) bu kalabalıklar…
Bir şey daha yapmışlardı..
Kendilerini koruyan, kollayan…
Yeri geldiğinde doyuran…
Yeri geldiğinde ise onlar için, onların patronları ile kavga edip, başlarını belaya sokmaktan çekinmeyen bu temiz yürekli, mert delikanlı
SOLCULARI…
DEVRİMCİLERİ…
Yakaladıkları ilk fırsatta sattılar…
Evet sattılar…
12 Eylül günlerini anımsayın lütfen!
Mahallelere giren Askere, Polise…
Tek tek gösterdiler
Solcuları….
Vefasızlığın böylesi DÜNYA TARİHİNDE GÒRÜLMEMİŞTÎR!
Devrimcilere gelince…
Hapishane avlularını voltalıyorlardı artık…
Gecekonduculara gelince…
Onlar için zarın hep düşeş gelmesi devri başlamıştı…
Sınıf atlama rüyaları gòrúyirlardı…
Genişçe kapatılıp, adeta üzerine çökülen hazine arazileri…
Müteahhit eliyle yüksek binalara dönüşüyordu kentlerimizde…
Kent dokusu…
Tarihi ve mimari hassasiyet…
Alt yapı..
Falan- filan…
Ne ònemi vardı ki?
Ver gecekonduyu, al 5-10 daire…
Varoş tepelerden kentlerin içlerine, merkezlerine doğru akmaya başlamıştı…
Kentin 5 nesil sahibi ise..
Artık bunlarıın yeni kiracılarıydı!
Ha onları kente yerleştiren Solculara ne mı oldu?
Hapisten çıkanların bir bölümü…
Mecburiyetten (çünkü Devlet fişlemişti) bar, meyhane işine girdiler…
Bir kısmı ise…
Bu görgüsüz yeni zenginlerin işletmelerinde…
15 saat ve Asgari úcretle çalışmaya başladılar…
Ne hazin değil mi?
Gelelim asıl trajediye…
Ülkemize çöken yeni muktedirlerin….
Yukarıda bahsettiğim…
Ihanetlerini asla affetmedim o
klanlardan doğması da ise başka bir garabet…
Bize gelince…
Hala benzer yanlışlıkların peşinden sürükleniyoruz..
Bırakın artık bu lokanta vs. işleri..
Yerel Yönetim kaynaklarını yanlış yerlere akıtıyorsunuz…
“Sistem dışı” o evlere, banka hesaplarına para akıtmaya kesin…
Emekli onlardan perişan…
Kayıtlı çalışan adeta sürünüyor…
Bırakın bu dalkavukluk işlerini…
Bu kesim sizden alır, ama desteği hep size karşı olanıdır, görün artık ..
Ve hemen bana saldırmadan önce biraz düşünün lütfen!…














