Bornova, İzmir’in tarih kokan yüzlerinden biri. Almanya’dan geldiğim bu şehirde, ilk sabahımı Meriç’in sesiyle uyandım. Babasıyla okula gitmek için hazırlık yapıyorlardı. Onlar evden çıkıp uzaklaşırken balkona çıktım. Okul servisine binene kadar arkalarından baktım. Sabahın dinginliğinde, karşıdaki bahçeler içinde iki katlı taş binalar gözlerime ilişti. Yeşilliklerin arasında, zamana meydan okurcasına duran bu yapılar, ‘modern apartmanların’ arasında birer hazine gibi görünüyorlardı.

İçimden sordum: Bu evlerin özelliği ne? Onları böylesine dokunulmaz kılan şey tarihleri mi, mimarileri mi?
İnternetten yaptığım küçük bir araştırma, bu binaların 19. yüzyılda İzmir’in Bornova, Buca, Karşıyaka ve Bayraklı bölgelerinde inşa edilen Levanten köşkleri olduğunu gösterdi. Osmanlı ve Rum mimarisinden farklı bir tarza sahip olan bu köşkler, İzmir’in Levanten topluluğunun bıraktığı güçlü mirasın birer simgesiydi. Yaklaşık 30 köşkü kapsayan bu mimari miras, beni derin bir meraka sürükledi.

İzmir’e daha önce yalnızca sıkıyönetim koşullarında gelmiştim. YDGF *kongre için bir arkadaşla buluşmuş aynı gün ayrılmıştım. O zamanlar hatırımda yalnızca Saat Kulesi ve Kemeraltı Çarşısı kalmıştı. Ancak bu kez İzmir’i ve Bornova’yı gezip görmek için azda olsa zamanım var.

Tarihi Levanten Köşkleri ile İlk Tanışma
77. Sokak’ta taş duvarlarla çevrili Levanten köşklerinin etrafından daracık bir yoldan yürümeye başladım. Sokağın sonunda sola döndüm. Kapının biri yabancı bir ülkenin elçiliği diğerinde bir otelin tabelası vardı. İçeri girmedim. Yoluma devam ettim. Kilit taşlarıyla döşenmiş daracık sokakta yürürken bir çukura düştüm. Ayağım burkulmadan kazayı atlattım. Atatürk Kitaplığı olarak kullanılan Belhomme Köşkü’nün önüne gelmem çok sürmedi. Bu tarihi Levanten köşkü, Rönesans mimarisinden izler taşıyan etkileyici bir yapıydı. Çift kollu merdivenleri, İyon başlıklı sütunları ve üçgen alınlığıyla zarafeti gözler önüne seriyordu. Binanın verandası, İtalyan sivil mimarisine ait doğal taş kolonlarla zenginleştirdiğini yazıyordu yazılı kaynaklar.
İçeri girdim. Kitaplık loştu ve bomboştu. Ege Üniversitesi ve onlarca orta öğretim kurumun bulunduğu Bornova’da, bu kitaplığın neden boş olduğunu düşündüm. Kendi kendime sorular sorarken güler yüzlü bir kadın görevli geldi. Binanın tarihini ve ve çalışma ortamını anlattı: Belhomme Köşkü, bir zamanlar Levantenlerin yaşadığı bir konak iken bugün Atatürk Kitaplığı olarak hizmet veriyordu.
Bornova Meydanı ve Kadın Heykelleri
Kitaplıktan ayrılıp Bornova Meydanı’na yöneldim. Kitaplığın yanıbaşında bir kadın heykelinin fotoğrafını çektim. Ancak, heykelin yanında hiçbir bilgi yoktu.
Kısa bir süre sonra ikinci bir kadın heykeliyle karşılaştım. Onun da kimliği hakkında bir bilgi bulamadım. Bu durum beni düşündürdü. Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını hatırlattı.


Meydanın tam ortasında yer alan Atatürk Heykeli ise biraz bakımsız görünüyordu. Meydanda güvercin yemi satan bir adamdan yem aldım ve yere serptim. Güvercinler bir kelebek sürüsü gibi üzerime doğru uçuştu. Bu an, bana Hrant Dink’in şu sözlerini hatırlattı:
“Güvercinler, kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Biraz ürkekçe, ama bir o kadar da özgürce….”
Bu sözler, Dink’in insanca ve özgürce yaşama dair dileğini ve buna duyulan özlemi düşünmeme sebep oldu. Onun barış dolu fikirleri ne yazık ki ırkçı bir cinayetle susturulmuştu.

Dramalar köşkü ve Mübadele Anıları
Bornova’da gezerken bir sonraki durağım Bornova Kent Arşivi ve Müzesi olarak kullanılan Dramalılar Köşkü oldu. Dramalar,1924 mübadelesi sırasında Yunanistan’ın Drama kentinden gelen bir aileydi. Tütüncülük yapmışlar. Bornova’da yeni bir hayata başlamış ve köşke geldikleri kentin adını vermişti.
Aynı şekilde, Türkiye’den Yunanistan’a göç eden mübadiller de benzer şekilde, ayrıldıkları yerlerin isimlerini gittikleri köylere ve kasabalara verdiklerini Yunanistana yaptığım bir gezide görmüştüm.

Dramalar Köşkünde düzenlenen sergiler, halklar arası bağların önemini anlamamı sağladı. Abidin Dino, Nazım Hikmet, İbrahim Balaban gibi sanatçıların eserleri, mübadele hikayeleriyle birleşerek insanlık tarihine dair etkileyici bir manzara sunuyordu. Bornova’da, bu tarihi mekânların halklar arasında birer kültür köprüsü işlevi gördüğüne çok sevindim.
Bornova’da Tarihin ve Günümüzün İzleri
Bornova, yalnızca tarihi Levanten köşkleriyle değil, sokaklarındaki canlılığıyla da benzersiz bir yer. Ara sokaklarda, meydanda ve ana caddelerde küçük esnafların oluşturduğu bir hayat akışı var: eczaneler, baharatçılar, dönerciler, gözlükçüler ve daha niceleri… Sokaklar, İzmir’in tarihini ve modern yaşamını bir araya getiren bir çok çelişkiyi barındırsa da aklımda bir mozaiği canlandırdı.

Bornova’nın Levanten köşklerinde ve meydanlarında yaptığım bu kısa yolculuk, beni İzmir’in geçmişine ve bugününe dair derin bir hayranlıkla baş başa bıraktı.İzmir’in bu çok katmanlı tarihi dokusunun tadını çıkarmanın mutluluğunu yaşadım.
*YDGF: Yurtsever Devrimci Gençlik Federasyonu. 12 Eylül 1980 Askeri darbesinden önce kongresini yapmıştı. Onbinlerce işçi köylü öğrenci gençlikten üyesi vardı.
Ocak-2025
Asaf Demirhan.














