Müjdeler var, yurdumun toprağına taşına,
Erdi Cumhuriyetim, elli şeref yaşına.
Cumhuriyet’in 50. Yılı kutlanmaya çoktan başlanmıştı bile. Hiç unutmuyorum, 29 Ekime bir hafta kala 50. Yıl marşını Özlem ile okuyup, çabucak ezberlemiştik. Radyoda, televizyonda hemen her yerde coşkuyla eşlik ettiğimiz bu marş çalınıyordu.
29 Ekim günü İzmir’deki tüm okullar ve okulumuz 9 Eylül Ortaokulu öğrencileriyle Kordon’da yapılan yürüyüşte gururla yer almıştım.
1973 yılında İstanbul Boğaz Köprüsü bir Cumhuriyet eseri olarak törenle açılmıştı. Cumhuriyet’in 50. Yılı için anı paraları basılmış, annem de almıştı. Şimdi 50. Yıl Cumhuriyet ve Annem’in anısını birlikte saklıyorum.
O yıl Arap-İsrail savaşlarının en önemlisi olan Yom Kipur savaşı yapılmış İsrail’in kazanımı ile sonuçlanmıştı. 25 Ekimde biten savaşta Arap tarafından 16 bin kişi ölmüştü. İsrail şimdi olduğu gibi ABD tarafından desteklenmişti.
Cumhuriyet Bayramı için her yer bayraklarla süslenmiş ve tüm yurtta coşkuyla kutlanmıştı.
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu,
Atatürk’ün çizdiği çağdaş, uygarlık yolu.
Aradan yıllar geçti, 75. Yıl Cumhuriyet Bayramı da içtenlikle kutlandı. Şehirler, alanlar yine bayraklarla süslendi. Çocuklar, gençler ve tüm halk meydanları doldurdu. Birçok okula ve kamu tesisine “75. Yıl” adı verildi. Cumhuriyet üzerine kitaplar basıldı ve dağıtıldı. Cumhuriyet kazanımları, değerlerini uzun yıllar yaşatmak ortak ödevimiz olmak üzere hepimize zimmetlendi.
75. Yıl 1998 de de dünyada olaylar durmuyordu. Sırplar Kosova’ya saldırdı. 900 bin nisan yerinden yurdundan oldu. Çoğu sivil 14 bin Kosova vatandaşı bu savaşta öldü.
Bir 25 yıl daha geçti Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılına geldik. Böyle günleri “perçinlemek” olarak görüyorum. Yok olmaya yüz tutmuş bir milletin adeta küllerinden doğup, başlarında Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ile yedi cihana meydan okuyarak “kurtuluştan kuruluşa” yürüdükleri günün perçinidir 100. Yıl.
Herkes benimle aynı fikirde değil sanki. Hiç ummadığım şekilde henüz bir kıpırtı yok. Birkaç büyük iş grubu tv reklamlarında cılız kutlamalar yapıyor. Merkezi yönetim pek oralı değil, yerel yönetimlerden ise “tık yok”. Kimseden ses yok. “üzerimize ölü toprağı atılmış gibi”. Neler oluyor bize? Filistin- İsrail çatışması sonucu kutlama yapmanın uygun olmayacağı fikri yayılıyor. Oysa kimsenin oynayıp, zıplayacağı falan da yok. Esir düşmüş bir milletin dünyaya başkaldırıp zincirlerini kırdığı günün anısını yaşatacağız, Cumhuriyet’imizin kuruluşunu kutlayacağız. Cumhuriyeti kurmak uğruna verdiğimiz savaşın tüm dünyanın mazlum uluslarına örnek olduğunu bir kez daha anlatacağız, Mustafa Kemal Atatürk’ün ezeli ve ebedi Başkomutanımız olduğunu bir kez daha anlayacağız.
Daha ortada kabullendiğimiz bir 100. Yıl marşı yok, yayınlanmış önemli kitaplar yok, 100. Yıl adını yaşatacak kurulmuş tesisler yeterince yok.
Yalnız ben mi böyle hissediyorum? 100. Yıla coşkusuz girmek hiç olmadı hiç. Yine de son bir umut bekliyorum, belki silkinip ayağa kalkarız. Çok geç değil henüz.
50. Yıl marşının ilk iki dizesi ile başlayan yazımı 10. Yıl Marşı’nın son iki dizesi ile bitiriyorum.
Şimdiden Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum. Nice 100 yıllara.
Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne Güneş gibi doğarız.














