Merkezi iktidarın daralttığı hatta işlevsizleştirdiği ve siyaset üretemez, halkın sorunlarına dokunamaz duruma getirdiği TBMM’nin ardından, toplumla bağ kurabilmenin ve siyasal öngörülerin halkla buluşturulmasının en geçerli yolu; yerel yönetimlerde iktidar olmaktır. Neden buna ihtiyaç olduğunu dilimin döndüğünce yazımda anlatmaya çalışacağım. Siyasetin parlamentoya sıkıştırıldığı hatta hapsedildiği bu süreçte halk için çözümsel politikalar üretmeye çalışan siyasi partiler de kısır, verimsiz bir alana hapsedilmiş oldular. Bu hapislik öyle kendiliğindenci bir gelişme ile olmamış, başat iktidar siyasetinin bilinçli politik tercihleri ile bu aşamaya gelmiş, toplumsal gelişmelerde halkın çıkarlarını savunan muhalefet partilerini de işlevsizleştirmiştir. Tam da iktidarın istediği tarzda daraltılmış parlamenter sistemin bataklığından ve popülizminden kurtulmalı ve tüm enerjinin parti politikalarının halka dokunduğu yerel yönetimler başta olmak üzere sahadaki pratik siyaset alanları hızla geliştirilmelidir. Biliyoruz ki siyaset, yaşamın tüm alanı ve yaşamın tam da kendisidir.
Yerel yönetimleri sadece muhalefet için değil, en çok da iktidar kendisi için gerekli görmüş ve bu noktada oldukça antidemokratik yöntemlerle yerel yönetimler ele geçirilmiş ya da çalışamaz hale getirmeyi siyasal bir tercih haline getirmiştir. Onların deyimiyle, iktidar partisine ait olmayan yerel yönetimler “topal ördek” konumuna düşürülmüştür. Soru, neden yerel yönetimler iktidar partisi için en az parlamento kadar önemlidir?
Yerel yönetimler halka en yakın icracı kurumlardır, yerelin iktidarı (kanunlardan alınan güçle ve merkezi iktidarın yasalarla izin verdiği kadarıyla) partilerin politikalarını, programlarını nasıl ve hangi amaçla yaptıklarını anlatabileceği ve de somut olarak gösterebileceği ilişki kanallarını açar. Halk en çok yereldeki sorunların çözümü noktasında duyarlılık gösterir, bu duyarlılık yerelde iktidar olan partiye halkla doğru frekanslarda buluşarak diyaloğa girme ve birlikte davranma imkanı ve politikalarının uygulamasını sağlar.
İktidar partisi zaman zaman anayasayı değiştirecek güce yaklaşmasına rağmen, hatta başkanlık sistemi ile oluşturulmuş tek adam yönetiminin ağzından çıkanın kanun olduğu bu dönemde dahi, iktidarın yerel yönetimleri sadece rantsal açıdan istediği düşüncesi eksik ve yanlış bir tespit olduğu gibi; bazı muhalefet partilerinin ise yerel yönetimlere rantsal açıdan baktıkları görülmektedir. Yerel yönetimlerde olmak siyasi partiler açısından programlarına denk düşen pratikleri yerelde gösterebilme alanlarıdır. Bu alanın yok edildiği veya vazgeçildiği durumda siyaset ve siyasi parti kendi mahallesinde kendisini öğütmeye başlar.
İktidar partisinin kendisine biat edecek kitleleri din ve milliyetçilik üzerinden koordine etmesinin en temel kurumları yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerle bağı koparılmış siyasi partilerin halkla ilişkilerinde yeni ya da başka yol ve yöntemler oluşturulamazsa parti politikalarının halka ulaştırılması imkansız olmasa da zorlaşır. Siyasi iktidarın kendine uygun bir kültüralizm üzerinde iktidar inşa etme başarısını buna bağlıyorum. Yerel yönetimlerde olmak halkla ekonomik, sosyal ve kültürel bir ilişkiye en aktif şekilde girilmesini sağlar. Özellikle Sovyetlerin yıkılması ile birlikte solda yaşanan demoralizasyon ve liberalizmde moral üstünlükle birlikte yerellerde olası gelişebilecek muhalefeti; Emperyalizm, kendisi örgütleme yolunu seçmiştir. Din ve Irkçılık üzerinden sözde batıcılığa muhalefet eden içi boşaltılmış kültüralizm sapmaları üzerinden, emperyalizmin yayılmacılığını sorgulamayan sözde toplumsal bir muhalefet yaratarak bu muhalefetlerin başına da, halklardan bir haliyle büyük destek alan kültüralist diktatörleri oturtmuşlardır. Tüm bunları şu açıdan anlattım; Gününü doldurmuş ve hatta çürümüş olan kapitalizm artık doğrudan sömürdüğü emekçi sınıfların değil, bütün insanlığın düşmanı haline gelmiştir. İnsanlık kapitalizmin sözde ebediliğine karşı mücadele araçlarını geliştirerek mücadele edebilmelidir. Çürümüş olan içinde yaşadığımız bu kapitalizm kendiliğinden ölüp gitmeyecektir, ancak kapitalizmi aşan doğru politikalarla yerelde uygulanabilirliğinin ciddi katkıları olacaktır. Ben bu araçlardan birinin yerel yönetimler olduğu inancındayım.
İktidar özellikle İstanbul belediyesi üzerinden ve başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde kendi politik beklentilerine denk düşen tarikat ve cemaat örgütlenmelerine belediye üzerinden ciddi anlamda ayni ve nakdi yardımlarda bulunarak bu yapılar üzerinden politikalarını halka ulaştırma ya da dini referanslar üzerinden toplumun bir kesimini ikna etme olanağını bulmuştur. Özellikle göç alan metropol kentlerin varoşları mevcut iktidarın oy depoları olmuştur. İç göç nedeni ile varoşlara yığılan Anadolu insanı ne kendi kültürünü ne de kent kültürünü yaşama imkanı bulmuştur. İktidarca STK’lar gibi kullanılan cemaatler vasıtasıyla kitleler yozlaşmış bir kültüre hapsedilmiş ve esir alınmıştır. İktidar veya yerel yönetimler herhangi bir politik tutumunu bir tek şeyle sınırlamadıkları gibi daha sonraki hamlelerini ilk tutumlarının içinde barındırırlar. Bir kez daha söylüyorum; Yerel yönetimler tabi ki her şey değildir ama siyasette önemli bir mevzidir, hatta iktidar partilerine bırakılmayacak kadar önemlidir. Yerel yönetimler sadece siyasi partilerin politikalarını yaşama geçirmek istediği kurumlar değil, aynı zamanda halkın nefes aldığı alanlardır.
Başka bir açıdan Yerel Yönetimlere bakacak olursak, doğu ve güneydoğu illerindeki HDP’li belediyelere Kayyım atayan iktidar, HDP’nin halkla olan ilişkisinin en önemli kanallarını tıkamış ve bu tıkamayla yetinmeyip bu tıkamanın sonucunda iktidarın yarattığı iklimle Hüda-par’ı meclise taşıyacak karşıt zemini de yaratmış oldu. İktidarın boşalan alanı Hüda-par ile doldurma taktiğinin etkilerini önümüzdeki dönemde daha fazla göreceğimiz kanaatindeyim. Merkezi yönetim açısından bu denli yaşamsal olan yerel yönetimler, alternatif siyaset üretme iddiasındaki partiler için de önemsenmesi gereken alanlardır.
Halk Belediyeciliği, sosyal devletin yereldeki yansımasının daha ilerisinde yereli halkla birlikte yönetebilme kabiliyetidir. Belediyecilik ihtiyaç ve sorunlara karşı, etkin ve hızlı çözümler ve hizmet üretebilmenin olmazsa olmaz şartıdır. Bu kavram, halkın ihtiyaçlarının onlara en yakın birimlerce karşılanması ve sadece teknik altyapı hizmetlerinin değil, kültürel, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının da karşılanmasını içerir. Yerel yönetimlerde belediyelerin halka, halkın belediyelere katkıları, ihtiyaçları ve birlikte yönetme eğilimlerini güçlendirme, yurttaşın yaşadığı coğrafyaya sorumluluk bilincinin gelişmesi ve kentin her yönüyle bir kimliğe sahip olması için, yaşadığımız kenti belediye ve bir fiil yaşayan insanlarla birlikte yeniden projelendirebilmek gerekmektedir. Burada asıl mevzumuz, dünyada ve ülkemizde belediyeciliğin geldiği yeri tanımlamak ve olması gereken belediyeciliği gündemleştirmektir.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlık ve doğa açısından en büyük sorunumuz çevre sorunu olduğu gerçekliğinden hareketle, halk için devletin yaptığı; Kamu hizmetlerinin büyük bir kısmının metalaşması (Merkezi yönetim ve yerel yönetim) su, elektrik, doğalgaz ,temizlik gibi hizmetlerin yeni nesil sermaye birikim imkanı yaratması, yurttaş açısından ise hizmetlerin pahalılaşmasının yanı sıra kamunun ve doğanın talan edilmesine olanak sağlanmasıdır.
Bu bağlamda belediyecilik de nasibini almış ve kuruluş kanunlarına göre, vermesi gereken birçok hizmeti özel sektörün(sermayenin) eline bırakmıştır, bu akçeli hizmet devirleri belediyeleri belediye olmaktan çıkarmış, adeta görevleri özel sektöre ihale vermekle sınırlandırılmıştır. Belediyelerin sorumluluğunda olan en temel sorunların arkasından dolanarak ya da görmezden gelerek belediyeciliği asfalt yapan, çöp toplayan, imar rantı dağıtan ve mezarlıklar hizmeti vermekle sınırlamış durumdadır. Tabi ki hiçbir hizmeti küçümsemiyoruz, Belediyecilik denilince yani yerelin yönetilebilmesi erkini elinde bulunduran kurumlar, görev alanı olan coğrafyada insana doğaya ve geleceğe dair gerçekçi projeler üretmelidir. Herkesin anlayacağı dilden söylersek halk için halkla birlikte bir yönetsel vizyona (bütünlükçü ve alternatif politikalara) ihtiyaç vardır. Buna hazırlananlarla, hazırlıkları olanlara destek olmak temel sorumluluğumuzdur. Basit olan hiçbir şeyi karmaşık hale getirmeden her türden sorunu konuşmaya halkla birlikte çözüm üretmeye ve nasıl bir yerelde yaşamak istediğimizi birlikte, çıkar grupları olmadan yapabiliriz, yapabilmeliyiz. Doğanın ve insan emeğinin talanına son verebilmek ve halkın yaşadığı coğrafyaları yönetebilme becerisini geliştirebilmek için, bir adım olarak yerel yönetimlerde söz sahibi olmak siyaseten halkın çıkarlarını savunan ya da bu iddiada olan siyasi partiler sadece bu nedenden bile olsa yerel yönetimlerde olmak için daha fazla mücadele etmelidir. Son söz olarak siyaset, özellikle sol siyaset ve sosyalist partilerin neoliberal politikaların belirlediği karanlığa hapsolmayacak kadar birikim ve deneyime sahip olduğu inancımla. Umut var.














